Zulüm Üzerinden Çıkar Sağlıyorlar

Fırat Yıldız bir hayvansever ve hayvan hakları aktivisti. Koruması altında onlarca köpek var, özellikle sakat, tacize uğramış, bakıma muhtaç hayvanlarla ilgileniyor. Köpek dövüştürenlerin elinden köpekleri kurtarıp rehabilite ediyor ve onları sahiplendiriyor. Sadece köpekler de değil baktığı hayvanlar arasında yaşlı olduğu için ölüme terk edilmiş iki at ve yolda başıboş bulunmuş bir koç da var. Tek başına bir ihbar hattı gibi çalışıyor, hayvanseverler tacize uğrayan hayvanları ona ihbar ediyorlar, Fırat da geceyarısı bile olsa hayvanı kurtarmak için harekete geçiyor.Hayvan hakları savunucuları arasında “Maddog” lakabıyla tanınan Fırat Yıldız ile Türkiye’de hayvan haklarının durumu, barınaklar ve hayvanlar üzerinden rant elde eden sözde hayvanseverler üzerine söyleştik

AYŞE DENİZ: Fırat sen bir hayvan hakları aktivistisin, hayvansever olmak ile hayvan hakları aktivisti olmak arasındaki fark nedir?

FIRAT YILDIZ: Ben Kolejliyim ve Mülkiyeliyim her iki okul da insana omurgalı bir duruş veriyor. İnandığın şeyler uğruna savaşmayı öğretiyor. Çocukluğumdan beri hayvanlar benim için çok önemliydi, daha küçükken bu işle ilgim hayvan bakmak ve beslemekle sınırlıydı, yaşım ilerledikçe tabii ki bu konuda yapabileceklerim konusunda potansiyelim arttı ve elimi taşın altına koydum.Hayvansever olmak ile hayvan hakları koruyucusu olmak farklı şeyler. Sokaktaki ya da barınaklardaki hayvanları beslemek hayvan haklarını korumak değildir aynen bahçenizdeki ağacı sulamanın doğayı korumak olmadığı gibi.

-Neden insan hakları değil de hayvan hakları? Bu soruyu sık sık duyduğunu tahmin ediyorum.

Haklısın, bize bu kadar insan acı çekerken neden hayvan hakları ile uğraşıyorsunuz diyorlar. Bir kere yaşam hakkı bir bütündür ve yaşam hakkına toptan saygı gösterilmesi gerekir. Bir hayvana bilerek ve isteyerek zarar veren bir kişi potansiyel olarak kötü ve tehlikeli bir insandır. Gücü o anda bir hayvana yettiği için ona zarar vermiştir. Yarın öbür gün bir çocuğa ya da bir kadına zarar vermiyeceğinin hiç bir garantisi yoktur. Kötü kötüdür.

Ayrıca insan ve hayvan sevgisi birbirinin alternatifi değildir.Bir kişi hayvanlar için duyarlıysa insanlar için değildir gibi bir çıkarım yapmak çok komik bence, hatta bunun tam tersi bir durum geçerli.

Hayvanlar, takdir edersin ki kendi haklarını koruyabilme imkanına sahip değiller. Bugün mecliste bütün hayvanları öldürebilecek bir yasa tasarısı bekliyor. Bunu biz engellemezsek kim engelliyecek?

-Türkiye’da hayvan hakları savunucuları arasında sürekli bir sıkıntı, bir problem yaşanıyor. Bu da kamuoyunda olumsuz bir imaj yaratıyor.Bu anlaşmazlıklar neden kaynaklanıyor?

Aslında hayvan hakları savunucuları birbirleri ile kavga etmiyor. Kavga edenler hayvan hakları savunucuları ile hayvanlar üzerinden rant elde eden hayvansever kisvesi altına gizlenmiş kişiler.

Ben mesela hiç bir canlının esir olmasını istemiyorum o yüzden barınaklara karşıyım ama bunu söylediğim zaman büyük bir tepki oluşuyor çünkü barınakların çoğunda bir”sözde” hayvan hakları derneği konuşlanmış durumda ve o dernek bu barınak üzerinden hayatını idame ettiriyor. Örneğin Ankara’daki hayvan hakları derneklerinin başkanlarının büyük çoğunluğu işsiz ya emekli ya da çalışmıyor. Mesela bir kişi “Ben hayvanlara daha faydalı olabilmek için işimi bıraktım” diyorsa bil ki o yalan söylüyordur.

ZULÜM ÜZERİNDEN ÇIKAR SAĞLIYORLAR

-Peki bu işte nasıl bir rant söz konusu ki insanlar işlerini bile bırakıyorlar?

Burada bir “vicdan ticareti“ söz konusu. Ben ve benim gibi kişiler hayvanlar zulüm görmesin diye uğraşırken bu tarz kişiler zulüm üzerinden çıkar sağlıyorlar. Bu kişilerin beslendiği iki ana rant kapısı var. Birincisi devlet çünkü devlat barınaktaki hayvanlara bakmakla yükümlü ve çok büyük bütçeler söz konusu. İkincisi de duyarlı insanların bağışları.

Hayvanlara karşı hassas ve duyarlı olan insanlar eziyet gören ya da zor durumda olan bir hayvan görünce doğal olarak tepki veriyor ve o tepkinin sonucunda da bağış geliyor. Mesela internet üzerinden yasadışı bağış toplanıyor.

-Evet ben de Facebook’ta sık sık bu tarz duyurularla karşılaşıyorum. Bu illegal bir durum yani …

Tabii. Zaten bu bir şekilde engellenebilse inan bana etrafta ben hayvanseverim diye gezenlerin büyük çoğunluğu ortadan yok olur.

Mesela hasta bir hayvanı X bir veterinere götürüyorlar ve tedavi masrafı, atıyorum 50 lira olacak bir işlem için 2000 lira tedavi parası topluyorlar Veteriner kliniği, bu paradan o hayvansever gibi görünen insana %30 komisyon veriyor. Aynı fotoğrafla bir sene sonra tekrar para toplandığını bile gördüm.

Bir süre çok uğraştım bu tarz düzenbazlarla ama artık uğraşamıyorum çünkü öncelik sıramda çok daha büyük sorunlar var. Aslında bu tip yasa dışı girişimlerin cezalarından biride dilencilikten veriliyor. Ben de bu insanlara “sosyal medya dilencisi“ diyorum zaten.

-Bir de barınaklardan bahsetmiştin.

5199 no’lu hayvanları koruma yasası sağlıklı hayvanların barınaklarda tutulmaması gerektiğini söylüyor, oysa bütün barınaklar sağlıklı hayvanlarla dolu.

Yasa her ay en az bir kere ya da her hayvan değiştiğinde de tekrar dezenfekte edilmesi gerektiğini söylüyor hayvan kafeslerinin. Oysa ben bunun neredeyse hiç bir zaman uygulanmadığını biliyorum.

Bir çok insan da barınakları iyi bir şey olarak düşünüyor. Sokaktaki yavruları ihbar ediyor belediye alsın da hayatları kurtulsun diye. Oysa barınaklar mikrop yuvası ve orda o yavruların hayatta kalabilme olasılığı neredeyse yok gibi.

-Peki yeterli kaynak olmadığı için mi barınaklar bu durumda?

Hayır olur mu öyle şey? Şimdi yine en başa dönmüş olduk. Yasa diyor ki barınakları STK’lar denetler. Bu denetimler ne yazık ki doğru şekilde yapılmıyor. Trilyonlarca lira bütçesi olan onlarca veteriner hekim ve işçinin çalıştırıldığı bir barınağın bu durumda olmasını kabul edemiyorum.

-Sosyal medyada barınaklar üzerinden de bağış toplanıyor…

Evet içler acısı barınak görüntüleri yayınlıyorlar. İnsanlar üzülüyor, genellikle gidip kendileri bifiil bir şeyler yapmak yerine de çoğu kişi maddi yardım yapmayı tercih ediyor. Ben görevimi yaptım diye rahat uyuyor.

Bir başka vahim durum da kısırlaştırma ihaleleri, barınaklarda kısırlaştırmalar ihele usülü ile yapılır.Yani toplanan hayvan ne kadar çok olursa , ne kadar çok hayvan kısırlaştırılırsa ihaleyi alan o kadar çok para kazanır. Ormanlara, dağlara toplu halde atılan köpekler çoğunlukla barınaklardan atılmıştır çünkü kısırlaştırmak için yeni köpeklere yer açmak gerekir.

Barınaklarda trilyonlar dönüyor. Gerçek hayvanseverlerin bu yolsuzluklar konusunda bilinçlendirilmeleri lazım. Bilinçlenme daha iyi, daha sağlıklı bir denetim getirecektir. Bilinçlendirme de sokakta eylemle ya da sosyal medya aracılığı ile yapılabilir. Kusura bakmasınlar ama hem hayvan hakları için mücadele ettiğini söyleyip “Hasdal barınağı ölüm kampıdır“ diye eylem düzenleyeceksin aradan bir kaç ay geçtikten sonra da barınağın bağlı olduğu belediye başkanı Kadir Topbaş’a teşekkür plaketi ve “Hayvan Oscar’ı” vereceksin… Ben bunu kabul edemem.Bu işler omurgalı bir duruş gerektirir.

-Senin PETA karşıtı olduğunu ve PETA Türkiye’ye girmesin diye büyük bir mücadele verdiğini de biliyorum. Bunun sebebi ne?

PETA dünya üzerinde organize olmuş, en büyük kedi köpek katili kuruluştur.Topladıkları köpeklerdeki ölüm oranı %98’dir. Bu hayvanları kendileri öldürürler. PETA’nın amacı evcil hayvan kategorisine giren hayvanları insanların kontrol edebileceği bir sayıya indirmektir ve bu yüzden katliam yapmaktan çekinmezler. Bu gizli saklı bir şey değildir.

PETA kürke karşı, ağır şartlarda çalıştırılan sirklerde çalıştırılan hayvanlara karşı yaptığı eylemlerle göz boyayıp sempati topluyor ve dolayısıyla da bağış akışı oluyor. Oysa arka bahçede ciddi bir hayvan katliamı var. “Ben PETA’nın şu işlerini beğeniyorum bu işlerini beğenmiyorum” gibi bir anlayışı asla kabul etmiyorum. Katil hayır işi de yapsa katildir. PETA’ya bağış yapmış olan herkes bir hayvanın öldürülmesine katkı sağlamıştır. Haytap mesela bir yandan hayvan uyutulmasına hayır diyor, bir yandan ben PETA ile işbirliği içindeyim diyor. Bu nasıl bir mentalitedir? Sadece Virginia’da otuz binden fazla hayvanı uyutarak öldürmüş eli kanlı bir oluşumdan söz ediyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti’nde kedi-köpek öldürmek suçtur. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre PETA bir suç örgütüdür.

-Çok karamsar bir tablo çizdin, peki hiç iyi bir şey olmuyor mu bu konularda?

Oluyor tabii, son iki yılda iki tane çok önemli gelişme oldu. Türkiye genelinde barolar hayvan hakları ile ilgili kurullar kurarak bu konuyla ilgili etkin rol almaya başladılar. En önemli pozitif olay ise sadece son bir iki yılın değil Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en önemli hayvan hakları duruşu hatta daha ileri gidiyorum en önemli sivil duruşlarından biri olan “Ölüm yasasına Hayır” eylemleridir.

Ölüm yasası hiç bir şekilde kabul edilemiyecek bir yasadır. Eğer geçseydi, Türkiye sınırları içerisindeki sahipsiz tüm kedi köpeklerin toplanarak “doğal ölüm parklarına” kapatılacak dolayısıyla da acılı bir soykırım yaşanacaktı.

Başbakanın bizzat kendi imzası ve altında da eksiksiz tüm bakanların imzasıyla meclise sunduğu hayvanları koruma kanunundaki değişiklik teklifi büyük bir halk desteği ile organize ettiğimiz “ Ölüm yasassına Hayır” eylemleri sonucunda geri çekildi. Sen daha iyi bilirsin ama bildiğim kadarıyla bu iktidarın başbakan imzasıyla verdiği kanunlaşmamış tek teklif budur sanıyorum. Bu da benim ya da herhangi birinin kişisel başarısı değil Türkiyede’ki tüm hayvanseverlerin ortak başarısıdır.

-Hayvan hakları dedik ama daha çok köpeklerden bahsettik.

Yunus Parkları, hayvanat bahçeleri, sirkler, deney hayvanları, ağır koşullarda çalıştırılan hayvanlar bunların hepsi ayrı ayrı elzem bir durum, hiç biri bir diğerinden daha az önemli değildir.Fakat köpekler konusu başlı başına bir felaket. Türkiye’deki yunus parkları kapatılsın diye uğraşıyoruz, eğer bu parklar kapatılsa kurtarılacak hayvan sayısı 200-300 hayvan olur oysa sadece Ankara’daki barınaklarda bir ayda bu sayıdan çok daha fazla hayvan ölüyor.

Bu sorunların hepsiyle birden uğraşmam mümkün değil mecburen bir yoğunlaşıyorsun.

-Sana son olarak şunu sormak istiyorum, eğer elinde bir sihirli değnek olsaydı neyi değiştirirdin ?

Herkes “Dünya üzerindeki barınaklardaki bütün hayvanların kurtulmasını sağlardım” tarzı bir cevap bekler benden zannediyorum ama ben hayvan koruma derneklerine üye olmayan büyük çoğunluğun hayvan hakları konusunda benim kadar bilgili ve bilinçli olmasını sağlardım.

Ayşe Deniz

Antalya’da, iki hayvan koruma derneğinin temsilcileri birbirine girdi. Hortum, sopa ve biber gazlarıyla birbirine saldıran gruptan 3 kişi hafif yaralandı. Olayın görüntüleri, Antalya CanDostları Koruma Ve Sahiplendirme Dernek Başkanı Arife Yanık tarafından sosyal medyada paylaşıldı. Temsilciler, karakola giderek birbirlerinden şikayetçi oldu.

20 Ağustos 2017

Antalya’da hayvanseverler hortumla birbirine girdi

Olay, Cuma günü Antalya Büyükşehir Belediyesinin Kızıllı’daki katı atık depolama tesisinde yaşandı. İddiaya göre, çöplükte yaşayan yaklaşık 300 hayvanla ilgilenmek için bölgeye giden Antalya Sokak Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği (ASKODER) Başkanı Mehmet Orhan ile Antalya Candostları Koruma ve Sahiplendirme Derneği Başkanı Arife Yanık arasında sözlü tartışma çıktı.

Kısa süre sonra tartışma kavgaya dönüşünce, yanlarında bulunan dernek temsilcileri de olaya dahil oldu. Hayvanseverler birbirlerine sopa, hortum ve biber gazıyla saldırırken, 3 kişi hafif şekilde yaralandı. Kavganın ardından iki derneğin gönüllüleri Varsak Jandarma Karakoluna giderek birbirlerinden şikayetçi oldu.

hayvan2

Kavgayla ilgili konuşan Candostları Derneği Başkanı Arife Yanık, kavga ettiği Mehmet Orhan’ı daha önce ‘Hayvanlara kötü muamele ediyor’ diye şikayet ettiği için kendisine saldırdığını öne sürdü. Orhan’a daha önce şikayet yüzünden 54 bin lira ceza kesildiğini belirten Yanık, “Bu kişinin kedi evi vardı. Kedi evindeki hayvanlar açlıktan ve susuzluktan ölmüştü. Şikayet ettik ve 54 bin lira ceza kesildi. Bundan sonra bizi sürekli tehdit etmeye başladı. Bunun üzerine uzaklaştırma kararı verildi. Çöplükte karşılaştığımızda yanımda bulunan arkadaşımıza yumrukla, yanındaki kadın da hortumla bana saldırdı. Bende kavgayı önlemek için biber gazı sıktım” dedi.Askoder Başkanı Mehmet Orhan ise basına servis edilen fotoğraflarla olayın aynı olmadığını öne sürdü. Arife Yanık’ın 4 arkadaşıyla birlikte kendisini darp etmek için biber gazı, cop ve beyzbol sopasıyla saldırdığını iddia eden Orhan, “Haftanın 3-4 günü çöplüğe gidip oradaki canlara su ve mama götürüyorum. Temiz su kullanabilsinler diye 18 noktaya küvet yerleştirdik. Bunların böyle bir derdi yok. Oraya mamayla geleceklerine sopayla, biber gazıyla gelmişler. 4 kişi birden bana saldırdılar. Biri tuttu, biri vurdu” ifadelerini kullandı.

Hayvanlara kötü muamele ettiği için ceza yediği iddiasını da yalanlayan Orhan, “Kentsel dönüşüm için boşaltılan mahalleden toplayıp beslediğimiz kedilerin ‘Aşıları, karneleri yok, kapıları büyük üşür hasta olurlar’ diye ceza yazdırdılar. Dernek başkanı olduğum için ceza iki katına çıktı. Ama cezaya itiraz ettik. Hastalıktan ve yaşlılıktan dolayı ölen 4 kediyi mezarlarından çıkarıp, ‘İşte ölen kediler’ diye algı yaptılar” şeklinde konuştu

Sözcü

…Kujuuu …

Bir Kedi aşktivisti olabilirim.

Kendi evimde baktığım iki tane kedim var.İsimleri Niki ve Marsi.İkisi de biribirinden güzel , biribirinden şirin.Oğlum ”Patinin yavrularını barınağa getirdim.” dediğinde derhal bana getirmesini söylediğim yavrulardı.Pati annelerinin ismi…Daha doğrusu ise oğlumun bir zarf atması benim de bunu pullamam sonucunda dört yavrudan ikisi benim ile kaldı.

Bugünlerde evcilleştirdiğimiz hayvanları ne zaman evcilleştirdiğimiz ve insan eli ile evcilleştirilmiş varlıklara karşı sorumluluklarımız üzerinde hem düşünüyor hem de araştırıyorum. Deney yapmak için ve üzerimize giymek için ürettiğimiz varlıkların, kendilerinin yanında olduğumu bilmeleri için kitap hazırlıklarına başladım.

Kediler hakkında yazılanlara baktığım zaman, en azından benim kedilerimin bambaşka olduğu sonucuna ulaşabiliyorum.Oysa sıradan sokak kedileri gibi görünüyorlar.Bu ifadelerimi kediler hakkında yazılan çizilen genel ifadelere göre belirtiyorum ancak eminim bir çok kedi sahibi kendi kedilerini benim ifadelerime benzer ifadeler ile anlatacaklardır..Kedilerim yanımdan hiç ayrılmıyor desem yeridir.Hele Marsi gibi bir kediniz var ise kendinizi dünyanın tek sevilecek varlığı olarak hissetmeniz kaçınılmaz.Marsi , kendimi bana böyle hissettiriyor.Aramızdaki bağ ikimize de iyi geliyor..Bunu niçin ifade ediyorum.Çünkü Marsi bugüne kadar sadece iki kişiye yaklaşmış olan bir kedi. Birisi annesinin sahibi olan Orina,diğeri ise ben.Bunun dışında başka hiç kimsenin yüzüne bile bakmayan, kendi bakış açımızdan bakılacak olunduğunda kimseyi sevmeyen diyebileceğimiz, kendisini de sevdirmeyen ve kolay kolay dokundurmayan bir kedim var. ”Ben giderim o gider yanımda tin tin eder ” diye bir bilmecemiz var.Ona baktığım zaman aklıma bu bilmece geliyor. ”Kujuuuum ” dediğim zaman ikisinin de bir koşturması var ki görülmeye değer.Henüz bebekler iken bana gelen ve tabiri caiz ise koynumda büyüttüğüm kedilerim ile öyle bir bağ kurdum ki görenler şaşırıyor… Ailem ise evde kedi beslemenin ölümcül sonuçları olabileceği yönündeki ön yargılarına karşı direnişimi görünce sonunda ”ama sen onları çok seviyorsun da onun için böyleler ” demeye başladı.

Şimdilerde kedilerim ile birlikte bir yolculuk yapıyorum.Kedilerim ile birlikte yeni keşiflere çıkıyorum.Bu keşiflerde kediler ile birlikte iken yaşadığım haz duygusunun ve bana hissettirdiklerinin nedenleri üzerinde beyin pratikleri yapıyorum. Bu iki küçük varlık ile sevgimi ve ilgimi hiç bir şikayetim olmaksızın paylaşıyorum ve onlar hayatımın önemli bir parçası haline gelmiş halde.Her zaman bebek kalacak ve kedi oldukları halde , her şeye rağmen sahibinden ayrılmayan bir köpekten bana daha yakın kızlarımla huzur buluyorum… Elbette ki köpekler ile kediler arasında gerçekten de keskin farklar olduğu gerçek ..Bir de erkek kardeşleri var. Benny …Anneleri var. Hepsinin de karakterleri ayrı ayrı…

Artık ”fark etmek isteyen ve fark etmeye hazır ” insanlar için samimi açıklamalarda bulunduğunu düşündüğüm herhangi bir aktivist – ki sözünü ettiğim aktivistlerden birisinin hayvanseverler hakkında yapmış olduğu sıra dışı ve cesur açıklamaları da hayatımda kayda değer bulduğum ve çok çok önemsediğim için kayıt edeceğim ki esasen konunun çok konuşulacağı söylenmesine rağmen çok fazla da konuşulmadığını gözlemledim- sıradan açıklamaların aksine kendi şahsına münhasır açıklamalarını yapan herhangi bir bilim insanı, bazı konuları araştırır ilen rastladığım ve fark ettiklerini paylaşan herhangi bir blog yazarı dışında kimseyi takip etmiyor ve okumuyor olduğumu söyleyebilirim. ”Sadece popüler ve ünlü ” olduğu için falcılar misali bize sürekli bildiğimiz veya kolaylık ile ulaşabileceğimiz sıradanlıkları satan , anlatan son derece vasat ( Atatürkçü şak şakçı arayan dinci şakşakçılarına oynayan vb. ) ,eleştirildiği zaman ise klişeleşmiş ”özgürlüklerin kısıtlanması ” başlığı altında açılacak taglar peşinde koşarak kitlelerin iki elinin şak şak sesine oynayan yazarları, köşe yazarlarını, okumuyor,şarkıcıları ise dinlemiyorum.

Ünlü Ayşe kişisi Ünlü Fatma kişisini tweetledi.. Ünlü Profesör diger ünlü Profesörü eleştirdi.Ünlü Doçent ise Ünlü Profesörün tarafında yer alarak hakkında olumlu tweet attı ” gibi zamanımı çalan boş işler ile uğraşmamak kararı aldım.

Genel alıcılar belli genel vericiler de.

Bu sözlerimi de ” ünlü filozofun dediği gibi ” ile başlayan sözler ile süslemeyeceğim… Görüldüğü gibi ünlü filozofun ,ünlü profesörün bir şey söylemesine gerek kalmadan düşüncelerimi rahatlık ile ifade edebiliyorum…

Elbette ki sevgili düşünürüm burada beni yanlış anlamayacağından eminim. Senin adın üzerinde sen bir düşünürsün,sen dostumsun,arkadaşımsın ,düşünmemizi isteyen bize yol göstermeye gayret edensin.Çok zaman yolu, bu kalınkafalı sadece kendisini düşünen bencil eşkıyalar tarafından kesilensin.Her zaman yanımdasın benim ilesin..

Çok eğlenceli bir konudur.Çok iğneleyicidir.Biraz acıtır.Kendilerinin hakkında çok düşündüm ,söyleyecek çok sözüm var.

Ancak benim kendi ansiklopedim var ve artık orada kedilerimin de ismi yazıyor…