TIRIŞKADAN NAMELER

Merhaba Sevgili Dostlar . Biliyorsunuz son yıllarda insanın inançlarının ve arayışlarının sahtekarlarla imtihanını açık olarak gözlemliyoruz. Orta yaş bunalımlarına bile rahmet okutacak sosyal bunalımlarımız insanları arayışlar içerisine girmeye zorluyor ve denize düşen yılana sarılıyor.Bu yılanlardan bazıları ise yaşam koçlarına bile nal toplatacak kültürümüze uygun olması nedeni ile büyücü,üfürükçü,burç yorumcusu yaşam koçları , farklı misyonlar edinen insanların perde ardını sıkıca kapatarak verdikleri seminerler ve yine adı bile yeterli olan ”gönül sohbetleri… Defalarca bu insanların kendisine bile faydası olamayan olsa bunları yapamayacak olan yol kesici eşkıyalar olduğunu söyledim…Benim de karşıma çokça çıktılar bana da telkin vermeye çalıştılar. Açıkça insan dolandırdıklarına da şahit oldum. İnsanlar konuşacakları,dertlerini paylaşabilecekleri dostları bulmanın derdinde ve tabii ki herkes birbirini buluyor..Arayan buluyor..

İnsanlar bu alanlarda sömürülmeye oldukça müsait .Ve çok kurnazları çok kısa süre içerisinde sömürenler sınıfında yer alıyor..Herkes de öyle çok saflığından buralarda değil. Bilinçli olarak bu yollara giriyor ve buradan bir menfaat elde etmenin peşinde..”Uyuma numarası yapan insanı uyandıramazsınız ” der bir kızılderili atasözü ve bu türden salgınlarla mücadelenin çok eski tarihlere dayandığını görebiliyoruz.. Sadece iyi niyetli olarak sömürülenleri ve sömürge adayı olma potansiyeli olanları digerlerine karşı uyarmayı vicdani bir görev olarak görüyorum.Burç serilerimde olduğu gibi ”inadına ” burç yorumlarını paylaşanları, konu çalanları,gülenleri ise kendi cehaletleri ve hırsları ile baş başa bırakıyorum. NASAnın önemli açıklamaları ile eşek inadının sonunu ayrı bir yazıya bıraktım.Zararın ekonomik boyutunu ise hesaplamaya çalışmıyorum çok büyük.. Zaten bütün mesele de bu..İşin ekonomik boyutu..Bu boyut bir çok insanı daha yolun başından bile alıkoymaktadır… Ekonomik kısmı bayağı boyutlu.. İşini gücünü bırakıyor boyut değiştiriyorlar..O derece boyutlu..

Son bulunan gönül dostlarından bir tanesi ise Eskişehir de 13 milyon tl lik gönül mülkünü cebine indiren bir kadın. Kendisi Kurduğu bir çiftlik evinden bozma sahte dergâhında insanların psikolojik sorunlarını tedavi ettiğini söyleyerek gönül mülkünde patlama yaşamış.Bunu yaparken de Hz. Süleyman olarak bilinen peygamberin torunu olduğunu telkin etmiş.Sürmeler çekmiş..Sürmelerin yeterli olmadığını biliyor olmalı ki kurbanlarından kurban paralarını alarak estetik ameliyatlara yedirmiş…Yüzük verdiği erkekleri komutan ilan etmiş .Etmiş de etmiş… Yakalanınca da ”yaşam Koçu ” olduğunu söyleyerek işin içinden sıyrılabileceğini zan etmiş.

2019 tarihli bir habere göre mağdurlardan birisi mağduriyetini şöyle ifade ediyor :

”Dini inançlarımı suistimal ederek beni tesiri altına aldı. Sözünden çıkamaz hale geldim. Etkisi altına aldığı insanları iflasa sürüklüyor. Beni de iflas ettirdi. Tüm paramızı onun ‘kutsal’ dediği yolda harcamamızı istiyordu. Ben güvenimden dolayı 2016’da vekâlet verdim. Bütün mal varlığımıza ipotek koyarak sattılar”

Kurbanlarının tedavileri için 3 ile 5 bin lira arasında tedavi ücreti isteyen bununla yetinmeyip kurbanlarını alan , kanının şifalı olduğunu söyleyerek içiren , hastalarının mal varlıklarını gösterdiği yolda harcamalarını dileyen bu şarlatan telkinlerini sohbetler ışığı altında gerçekleştiriyormuş.Ocak 2020 tarihli haberlerden öğrendiğimiz kadarı ile ”nitelikli dolandırıcılıktan ” 121 yıl ile yargılanıyor.

Bir kaç yıl önce ”sevgiyi ” kendisinde keramet olmayan insanlardan dinleyen insanları tiye almak için bir mizah dizisi hazırlamıştım.Aslında konuyu çok sert bir dil ile eleştirmekten yoksun değilim.Ancak ”sevgi sohbeti ” diyen misyonerlerin,”gönül ” diyenlerin dizinin dibinden ayrılmayanları görünce sevginin kendilerinden öğrenilemeyeceğine ,misyoner faaliyet gerçekleştirdiklerine ve bu yol ile insanları etkileyip sosyal bunalımlarını sömürmeye çalışan çıkarcı insanlar olduklarına karar verdim ve bir dizi yazı yazdım. ”GÖNÜL SOHBETLERİ ” başlığı altında yazdığım yazılar aslında bu konuları tiye almak için yazmış olduğum ”TIRIŞKADAN NAMELER ” idi.

Sonrasında yakalanan sahte peygamber torunu özellik ile birebir uyması nedeni ile dikkatimi çekti.

Şimdi GÖNÜL SOHBETLERİ serisini tekrar paylaşıyorum..

GÖNÜL SOHBETLERİ

Laf-ı Güzaf

Sevgili gönül dostlarım.Lâm ile lâl,elif ile hâl olmanın güzelliğini idrâk edebildiğiniz güzel günlerin hakikat şerbetini yudum yudum içelim.. Gönül dostlarım vav eyleyelim kendimizi, gönül ummanımızın bir zerresini desen desen şal eyleyelim…


İtikat kapısında perperişan dilenen,sürüm sürüm sürünen,gönül gözümüze sürmelerimizi alemin gecelerinde şıkır şıkır parıldayan yıldızlar mis’ali fersah fersah sürelim..Sürmeli gönül gözlerimiz ile sönmüş yıldızlara sur’u üfleyen gibi bir sebeb olalım..İltifat eyleyelim dizimizi naif nakışları ile minder belleyip, sekr ile vecd’e gelene…Gönül gökdelenlerimizin kubbelerinden yol verip zuhale erdirelim.. Ab-ı hayat mis’ali denizi unutmuş çöllerden biçâre,harab,divane aşk ekinleri büyütelim..
Aşık çün harab ,maşuk çün şarab,riyakâr çün serab olalım…
Ferhat çün han,Şirin çün hanım,Mecnun çün cân,Leyla çün Canan,
Sevgili çün yanan,Sevgili çün Cânım …olalım…
Ağzı laf yapalım…
İki failatün bir failün katalım….
Tarçın kokuları katalım..
Sandal ağacı ve yasemin ile destekleyelim…
Hatip olalım afet-i devran çün…
Kâtip olalım…devri-devran çün…

Tutamıyorsak salalım… çün…
wc2
Gelir duvarlara salar..
Saldırma gönül saldırma…

Dip Not Hamişim : Seyahat engeli olmasın..Ağaca bile çıkamıyor değil zuhale uçacakmış….Setresi uzun eteği çamur…

Efendim..
Merhaba.

NAME

GÖNÜL SOHBETLERİ…

Bu fakir,fukara,dilenciden hepinize Merhaba sevgili gönül dostlarım…
Hepinizi tekeeer tekeeeer……… selamlıyorum..

Hepinize kuvve-i şeheviye behimiyeden azad olunduğunuz çün arz-ı şükranlarımı takdim ederim…
Gönül gözümüzün sürmelerini tazeleyelim… Dünün makyajı aktı cancağızlarım an itibarı ile yeni sürmeler çekmek lazım..Tazelemek lazım makyajları, dikensiz güller olup açmak lazım pembe dost yanaklarında…Zülüflerde tel tel telkâri ustası gibi aşk’ın endamlı yüzünü… yansıtmalı …

Ne demiş Fuzuli …
Karıncayı bile incitmem deme…”Bile”den incinir karınca…
Söz söylemek irfan ister,anlamak insan ister…

Ne kadar naif işlenmiş bir güneşin ışıklarını seher denizimizin derinlerinde hissettik ve dualarımızı deryaya inci inci saçtık…değil mi sevgili dostlarım…Değil mi ? İse ne kadar ince bir yaklaşım,ince bir tutumdur…Değil mi ? Onaylanmak isteyenlerin kullanacağı bir sözdür… Gönül dostlarım kelimelere takılmamak gerektiğini biliyorlar…

Merhaba güzel güne..
Güzel gönüllere…
Bahçıvan bir gül için bin dikene su verir….
Bahçıvan geldi….

Efendim,sevgili gönül dostlarım
Bugün bir name dillendireceğim…Namemiz ‘’ Bahçıvan geldi hanım ‘’ rumuzu ile nakışlanmış…Şahsım kendisi ile yakın istişare içerisindedir..Bu fakir ,lif lif,desen desen,nakış nakış, evrenin akışına keten kenevir çuvalı dokurcasına,aba altından sopayı gösterecek…

Gönül dostum:

‘’Merhaba amozonik abla;

‘’Baharın zamanı geldi a cânım…
Baharın zamanı geldi…
Yavru ceylan,gel gidelim…
Bahar dalları açıyor her tarafta … Ablacığım cânım,cânanım..Seni çok seviyorum… Benim maruzatım şu :
‘’Bağa girdim bağ budanmış,bağa bülbül dadanmış’’ ne yapmam gerekir…

Aşk’la…’’

Şeklinde bir name ile gönül sohbetimize safiyane bir eda ile iştirak etmiş gönül dostumuza arz-ı şükranlarımı sunuyorum…
Dün okumadığım ‘’bağ bozumu’’ rumuzlu diğer gönül dostumun mektubuna karşı geliştirilmiş yeni bir gönül akımı ile karşı karşıyayız…

Yani cânım ‘’’bağ bozumu’’ , ‘’Bahçıvan geldi Hanım’’ gönül dostum,dün dillendirmedim, sizi dillere düşürmedim de , namesinde seni arıyor…

Şöyle diyordu ‘bağ bozumu’ rumuzlu gönül dostum :

‘’…Ben bugün yârin bağına girdim,bir hoşum bugün…’’

Akabinde yeni name elimize ulaştı…
Az önce de ifade ettiğim gibi
Aynı bağda aşk derdi ile hoş iki gönül dostum aşk şarabının sarhoşluğu ile kendisinden geçmiş halde …

Bağı kim bozdu ise Dionisosa şarabı o satar cancağızım…
Bir kereden birşey olmaz…
Bir mum diğer mumu tutuşturmakla ışığından birşey kayıp etmez..
Mum ile kağıt tutuşturulmaz..Alev alır…
Fizik ve Kimya var..İlim var…

Bağ bozumu ‘na ünlü gönül dostu Neyzen’in birkaç satırını okumak istiyorum…

‘’Ben sana bok demem,boklar duyar ar eder,
Bir zerren düşse boka onu da mundar eder…’’

‘’Bahçıvan geldi hanım ‘’a ise Neysen ile seslenmek istiyorum…

‘’Benim olmayan bağın izzet-i ikramını…
Ben kafayı mı yedim bir kadeh için çöllerde gezeyim..
Rakı var..’’

Başkasının aklını kullanan daha akıllıdır…
Ama bizim sohbetlerimiz,gönüldür,aşktır…
Sizinkisi bağcıyı dövmek…

Ah gece gelme gündüz gel…
Tenhalarda menhalarda kaçışalım vay vay….

Bilmem nerelerine…

Dip not Hamişim : Bu işi kadı halleder…Müge’ye çaya gidiyorum…

…..

PİÇNUN

Sevgili gönlümün çikolata kozmosu dostlarım
Hepinizde gönül gözümün dünya gözüyle ölçülemeyecek kadar uzak ama kalbinizin içi kadar yakın diyarından sevgiler.

Yürek kapınızda sürüngen olmuş , fakirlikten fukaralıktan dünyalıkları yırtık pırtık, küçücük kalpcağızı binlerce bir eşittir bir olmuş ,kalp gözünüzün ışığı ile kendinden geçmiş sarhoşa, bayağı geniş geniş bunca yıllık ömrümde görmediğim genişlikte tepsilerde sunduğunuz rengarenk meyve tabakları, kadehlerinden dökülen köpüklü, lezzetli turkuvaz şaraplar için, şükranlarımı ne kadar iletsem azdır.

Bugün sizlerle yine cennet bahçesinden yüreğime uzanan bir hanımeli misali zarif ‘’Piçnun’’ rumuzlu bir dostumun namesini dillendireceğim. ‘’Cihanın nuru kendisine nakşolunmuş , baharın tüm çiçeklerinin kokuları gülşenine gark olunmuş naif cânım ‘’ diye başlıyor namemiz ve devam ediyor.

‘’Engin bahçelerde gonca güllerden saçılan kokular misali saçtığı kelimeler mana dünyamda yeni kapıların açılmasına vesile oldu. Cehennemin dibinde sönmek bilmez bir odun idim. O masmavi dünyanın derin denizlerine bir zerre oldum. Bir zaman ateşi yakan idim, şimdi söndüren oldum. Bir zaman kesen idim, şimdilerde eken oldum. Şiltemin katı doksan, amma bir şey noksan. O nohutu bulan oldum. Çaldığı kavalın bir deliği olaydım da başparmağına konaydım. Mahlukata eşref bahşeden o muhteşem baş parmağında tek tac olaydım. O,her bir sözünü yeminli tercüman gibi derinlerden ve doğru dillendirirken dillerinden kelime değil, gözümü gönlümü parça parça parçalayan, her parçamdan bir yıldıza çevirip, gök kubbeye asılmış kandillere eviren, gözlerimden dökülen incilerden okyanusa, okyanuslarda gümüş balıkları misali yüzdüren pırlantalar dökülüyor. Aşk deryasının ummanında bir küçük kayıp oldum. Şaşkınlıktan kıpkırmızı kesilmiş ruhuma ayıp oldum. Nasıl söylesem, nasıl dillendirsem sanki bir ilah buldum. Baktım olmayacak, bende su bulmak için kuyular kazanlar o kuyulara düşüp boğulur oldu. Kibir denizinin kralı idim, kibar ilçesinin kölesi oldum. Gözlerim kıpkırmızı, dudaklarım çölde kalmışçasına kuru, kalp atışlarımı sayamaz oldum. Onsuz bir dakika bile bin yıl gibi gelir oldu… Bir evren yarattım ölçülemeyecek kadar büyük, bir dokunursa yıkılacak kadar küçücük. Bir mimar idim plan yapan, şimdilerde planında tek tuğla olmanın perişan hayalleri ile tövbe eder oldum. Göğsüm sıkışıyor, doktorum o…. Bile demiyorum karıncaya…Karınca değer verilmesi gereken bir canlıdır.Cân sadece bizim cânımız hatıra gelince mi cândır… Sular çekilince karıncalar balıkları yer..Karınca canlıdır… Karıncaya bile demek olur mu ?… Karınca olsam bana ”bile ” deseler olur mu ? Empatiye ne oldu ? Büyük sanatçı yumurtaya can vererek haddi mi aştı ki karıncaya bile diyeyim.. Aşk meleğinin attığı saçmalar gibi ,bedenimin her köşesinde gezinen karıncayı sorsanız o…Cansız olsa gezer mi.. ? O dişi bir aşk çiçeği,yüreği ipek bir elek,ben ise bir garip telek.. sunduğu cennet bahçelerinden kendimi eledim elimde bir ben bir biz,bir de bir kaldı.Piç idim kârhane de, şimdi uzaklarda açan bir hiç oldum.

Gülşen-i hüsnüne kimler varıyor
Kim ayağın öperek yalvarıyor
Bağrımı şâne gibi kim yârıyor
Sevdiğim zülfünü kimler tarıyor ‘’

Kapınızda dilenciyim, şeffaatiniz ile inşallah.

Aşk ile…

Evet sevgili gönül dostlarım ,

İnce ruhlu gönül dostum ,sanırım ipek bir elekten geçirilerek birinci kalite bir aşkın pençesinde kıvranmaktadır.İnsanın dudakları uçsuz bucaksız çöllerde kalmışçasına kurur,insan aşka doyamaz olur,sevgiliye karşı doyumsuz bir istek peydah olur..Bir süre sonra tüm bedeninize nakşedilmiş sevgili ile bir olursunuz.Damarlarınızda akan kan o olur,kanınız ,canınız olur.

Cânım gönül dostum…. O pençesinde kıvrandığınız ve gittikçe onsuz olamadığınız büyük aşkın size söylettikleri gönül bahçemde tarifi mümkün olamayacak iksirlerin zuhur etmesine sebep oldu. Aşk aleminden damıtıp damlattığınız gül kokularının tesirinde kalmamak için alimlerle istişarenin ehemmiyetini bir kere daha vurgulamama vesile oldunuz.Hepiniz gönlümün sonsuz bahçelerinin birer çiçeği,birer sultanısınız.’Bile’ den incinir karınca ya, ‘’inciten’’ de ‘’inci’’ den peydahtır. ‘’inciten’’ ile ‘’inci ten ‘’ arasında bir boşluk kadar mesafe varır. Bakan göz de görür, gören göz de… Öz ile…

Elbette… En kısa sürede gönül talebeleri sizin ile irtibata geçecekler.

Aşk ile…

Dip not :

Çal çocuğum….

Gülşenin Hüsnüne kimler varıyor…

‘’ba’’ ‘’baba’’ demektir.Ba’lardan birisi fuzulidir.’’Ba’’ lardan birisi fuzuli ise, ‘’baba’’ mı fuzulidir, fuzuli mi babadır.’’

GÖNÜL SOHBETLERİ

Sevgili Gönül dostlarım.

Ne zamandır adam akıllı bir gönül sohbeti gerçekleştiremiyoruz.Yüreklerimizin arşı aleme açılmış kolları ile birbirimizi kucaklayamıyoruz.Sürüngenlik kolay sanat değil malumunuz sürüne sürüne geldiğimiz için birbirimize biraz gecikiyoruz.Fakirlikten gönül yolcularının tekerleksiz gönül otomobillerinde otostop yapa yapa buralara kadar geldim.Sevgili dostlarım ademoğlu yolda gerek yolcu hırpani gerek.Gerek ki heyvanat olsun olsun ki eşrefi mahlukat olsun.Olsun ki fena ile huzur bulsun.

Çal oradan bir sürrüne sürrrüne …. çak çak

Evet yine bir yolcumuzun nakışladığı , bu cumhuri hükema ehli imişçesine nakışlanmış namesi ile bu hırpani sürüngen ile sürrüne sürrüne söze gelen ve hatta müavele eyleyenlerin dertleri ile nûrlanmış bu pırıl pırıl müzdahim gönül sofrasının gül sularından damıtılmış şerbetini izdiham ve kaşık saplarının biraz uzun olması vesilesi ile birbirlerimizin o gül yaprağı dokulu dudaklarına damlatarak ilkel komünal toplum düzeninden geçiş aşaması simulasyonundan mütevellit kulluk vaz’if’emizi yerine getireceğiz.O buharı tüten kalplerin etraflarına kalb çardakları ile bağdaş kurmuş yolcuların müreffeh bir durağı olan dert soframızda çilelerimize çile katarak aşkımızı katlayacağız.Birbirlerinin dertleri ile meşk eden bu gönül yangınlarının alevlerinde abayı yakacağız.Herkes hırpani ,herkes fakir,herkes fukara,herkes garip.Gariplik nedir ki aşkın kucağında.Aşkın kucağında garibin derdi mala mülke düşkün faninin mücevher deryasında süt banyosundan aldığı zevk ile birdir.Aşık maşuku ile birdir.Aşıkın şükrü semayı sallar.Bala mis’al edevat dolu cennet bahçelerine çevirir.Gönül yolcuları bırakınız armudu ve balı ayılar yesin.Biz gönül güneşinizin aydınlattığı hilalden bir nebze sebeplenmenin huzuru ile proleteryanın semayı titreten mertebelerinde fena ile vecd edelim.

Gönül sürüngenlerim sürrüne sürrüne kapıma gelenlerim namemiz Lâl rumuzlu dostumuzdan gelmiş.

Helalime Lâl oldum Sultanım

Helalime lâl oldum Gönül Sultanım.
Meyveleri olgun ,cepleri dolgundum.
Yandım cayır cayır,cayır cayır dondum
Yüzü solgun,yüreği yorgun kurumuş bir dal oldum.
Helalime lâl oldum.
Konuşamıyorum.Konuşmak istiyorum ama konuşamıyorum.Neler diyorlar neler anlatıyorlar neler gösteriyorlar amma bütün duyu organlarım iflas etmiş gibi .Ne fikrim değişiyor ne zikrim değişiyor.Düşünüyorum ama onu ,konuşuyorum ama onu,duyuyorum ama onu gel gör ki bir ona konuşamıyorum.İnsan acıkınca yemek istiyor ,susayınca içmek istiyor.Koca bir duvar arkasında o var.Bir göründü pîr göründü. Aşk bana mîr göründü.

Aşkla…

..

Sevgili gönül dostumuz derin ilmimize güvendiği çün derdini uzun bir şekilde anlatmış.

Gönül dostum

Onu bir görmüşsünüz bir yerde ötürü
Gördümlerdesiniz
Yüzü çak gibi çakılmış gözünüze
Nerelerdesiniz
Almış aklı salmış utanca
Hem onda mecbur hem elde hükümlü
Ayıplardasınız…
Ne etmişseniz olmamış işte
Kayıplardasınız…

İşte tam yerine geldiniz.Kaç çocuk var küçükler mi ?Halcilikten hâl yoluna doğru girmişsiniz gönül dostum. İnsan şükür etmeli değil mi ?Şükür imdat şükür ah ! Hangi beşeri örgütün erginliğinden koptu da hakikat beşiğinin kundağında ağlar oldu gönül yolcum.

Biz gönül yolcuları ”seven sevdiğine sevdiğini söylesin” diye biliriz…

O gecelerin karanlık dehlizlerinde isyan halinde olan ruhunuz sükunetin pençesinde kıvranıyor.Sadece filmlerde ağlayan soytarı sayısı x2 ile ifade edilebilecek göz sayısı ve o gözlerin ağırlaştırılmış müebbet hükmünü iliklerinize kadar hissediyorsunuz.Zaten hükümlüsünüz.Ademoğlu size defaat ile hükümler giydiriyor.Yakında mana alemlerinden inciler su yüzüne damlar ve iyi bir yorumcu olarak kariyerinizde yeni bir alana kayabilirsiniz.Her işte bir hayır vardır demişler ya diger gönül yolcularına incilerden taçlar giydire bilirsiniz. And olsun şaire ! Ki o yok olduğunda yazamaz olur..Aşk olur.Doyurulmamış yatay isteklerin, dikey duruşlarına karşı sabrın ve sükunetin derin ilmine davet ediyorum.Başka şeye davet edeceğim de yemiyor.Yapacak bir şey yok.Şükredeceksiniz.Gönül talebelerimiz sizin ile iletişime geçecekler ve birlikte daha derin meşk edeceğiz.Görüyorum şair tohumlarının verimli topraklarda filizlenişini,asi ruhların mavzer yataklarında serzenişini.Ne güzel demiş Mevlana…

”İsyan et ey arkadaşım söz söylenecek an değil ”

Birbirimizi anlamamız ne kadar güzel.

”Yandım ” demiş diyen ebedî hüsnüne meftun olarak,kâr etti dilin ruhuma efsûn olarak.


Sor hal-i perişanımı saysın geceler,geldim kapına kaç kere meftun olarak.

kahreyleme ey sevgili şad eyle beni
görsen ne çıkar bir kere memnun olarak.

Etmek mi muradın beni sermest-i harab!ta haşre kadar böylece mecnun olarak..

gibi sözler ile iffetimizi muhafaza etmemizde her daim bir sır vardır.

Sevgili gönül dostum.Bir vakitler İzel isimli bir san’atçımız var idi.Buğulu hoş bir sedası zarif bir edası var idi.Halk tarafından pek bir takdir edilmekte idi.Kendisinin bir gecede değişen yüzü sebebi ilen ”estetik ameliyat olursan seni istemem ” diyerek en kalbi duygularını sunangiller ile muhabbetleri dahi olmuş idi. Sonra bir şarkı eyledi.Şarkıda geyik boynuzu ile alt edilecek olmak olasılığı yüksek seviyyede mutant öküzlerden bahsedilmekte idi ki o güne kadar olmadı ise ihtimal yükselmekte olmaktadır.Beşer aleminde sabrın sonundan her daim endişeyi vazife bellemek gerekmektedir çünkü.Beşerde sabır adı üzerindedir..Sabır eylemektedir…İsmi Drakula idi sözleri ise:

Hayvan canımı yakıyor
Hayvan damarımı deliyor
Hayvan kanımıda içiyor
Yapıyor hatayı özürüde yok

Sevişmeyi bilmiyor
Öğrenmek istemiyor
Gündüzleri uyuyor
Geceleri vampir gibi

Hadi kalk yoluna çekemem
Kendimi sana emdiremem

İdi..

Namuslu Halk linç eyledi.Kariyerini mahv eyledi….

Komedya del arte aq…(burayı kırp abi anarşist gireceğim beni bile şaşırtıyor bunlar hepsi kuantum boy olmuş lan bunların)

Aldırma gönül dostum aldırma..
Dayanamaz isen kürtaj yasak..
Yine de not al..

HEZARFENLİK YOLUNDA


”Varsın hayat yalakalara şans tanısın.Ben onuruma fiyat biçmem.Yaşadığım kadar daha yaşasam asla tükürülecek eli öpmem. ” / Ömer HAYYAM

”Sanatçı el öpmez, sanatçının eli öpülür ..”Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Ali Reza Aghamiri ile Birlikte özel İran Minyatürü derslerine başladık.”Gelenekli Sanatlar ” da bir Hezarfen olmak yolunda ilerliyorum. Uzun zamandır usta arıyor olmama rağmen , online eğitimlerin başlaması ile birlikte Ali Reza Üstâd ile karşılaşmak imkanı elde ettim.Bu arada koleksiyonu olan bir sanatsever olarak koleksiyonuma üç eserini ilave ettim bile..

Timuçin Tanarslan Hoca’nın sadece beş kişiye verilecek icazetinden beşinci ve sonuncusunun sahibi olduğumu bir insan ile paylaştığımda bana bakmıştı ve yüzüne bir gülümseme yayılarak ”demek ki kalpten istemişsin ” demişti… Ben de ”kalbi olandan olmasını istemiştim.. ”.. demiştim.. Kapıma değil kalbime vuran özellikleri olan bir hocayı buyur ettim..

Yok ise hiç bir fikrim değişmedi bin tane icazetleri olsa ve etraflarına milyon insan toplansa benim için fark eden bir şey olmaz. Karşılaşmaya da tanışmaya da pek niyetim yok…Kendilerini şahsım adına çok iyi tanıdığımı düşünüyorum..Sürekli türeyen demagoglara inanacak devri atlattık…

Korona günleri ile başlayan evde tıkılanların delirme sürecini sükunet ile biraz da gülümseyerek izliyorum.Korona beni etkilemedi çünkü yıllardır tuhaf insanlar sebebi ile inzivadayım… Kendi adıma bir çoğunu para ve insan avcısı olarak değerlendirdiğim ve insanlara satmaya çalıştıkları öğretilerin nerede ise hiç birisine uymadığını düşündüğüm insanların korona sebebi ile evlerinde kendi kendilerine kamera açarak yaptıkları komiklikler benim için ancak alay konusu olabilir.

Hayatımızın her döneminde olduğu gibi sanat öğrenmek ile meşgul olduğumuz dönemlerde de sanki büyüğe saygıyı küçüğe sevgiyi sabrı ve çalışkan olmayı ilk defa onlardan öğrenecekmişiz gibi bir eda ile bize ”soru sormamayı ” telkin edenlerden tutunuz da kendisinin bihaber olduğu ”edeb kurallarını ” bizlere öğretmeye kalkan hoca geçinenlere rastladım ve ulaşabildiğim herkese ”anlattıkları kurallara herkesin ulaşabileceğini ve dedikleri ile yaptıklarının birbirini tutmadığını öğrencilerine dini taassup ile bezenmiş telkinleri anlatıp kendilerinin salkımları yuttuğunu ,insanların haklarını yediklerini ” anlattım. Elbette ki bu anlattığım gerçeklerin gereğini yaptılar ve iyice kenetlenip ” görmezden geldiler ,sessiz oldular ve sessizliğin insanı mahvettiğini ” düşündüler… Buna daha popüler anlamda ”Mobbing ” ismi veriliyor.Ancak Mobbing konusuna değinmeden önce sizlere nerede ise düşüncelerimi birebir anlatan bir yazıdan alıntılar yapacağım.Yazıda ”geleneksel sanatlar ” çatısı altında faaliyet gösteren insanların ” mürşitlik ” iddiasının kocaman bir palavradan ibaret olduğu anlatılıyor..

”Sen Şems’i mal ,yüreği yal eyledin
Biz derdi Hâl ,nefsi Lâl ” eyledik ”

diyen iki satırım da kendilerine tepki olarak yazılmıştı.
Yani kendi adıma sizim burnunuzun ucunu bile göremez haliniz ile şeyhliğe güneşliğe hocalığa soyunmanız benim için hiç bir anlam ifade etmiyor ve kendi nefsimi el öperek gelecek kürsülerden,sahte makamlardan, uzak tutarak ”bilgisizler sınıfında efendi olup gittikçe daha aptal olmaktan ” ziyade , hakikat yolunda öğrenci olmaya devam edeceğim.

demiştim…

Hakiki Mürşit’in nasıl olması gerektiği konusunu araştırır iken ,daha doğrusu kendi emin olduğum düşüncelerimi destekleyecek kaynaklara ulaşmak çabası içerisinde iken, insanlara dini telkinler vererek onların özgürlüklerine göz diken,kendisine enayi arayan,paralarını alan ama icazetlerini vermeyen , kurmaya çalıştığı ortaçağ düzeni için işi bilen bir başka gerçek hocanın bile ismini anmaktan imtina eden, tek derdi kendinin bilinmesi,çalışmalarının satılması olan,insanların arasına nifak tohumları saçarak teknik bilgiyi ve insanları kendisi için kullanan şarlatanların yüzünde tokat gibi patlayacak bu makaleye ulaştım. Son sözü ile başlayayım :

”Hiç şüpheniz olmasın, ellerinde icazetleri olsa, etraflarında binlerce insan toplansa bile bunlar nefislerinin esiri olan, bırakın başkasına yol göstermeyi kendileri yol bulamamış yol kesicilerdir. Eğer soyulup yağmalanmak istemiyor ve selamete ulaşmayı umuyorsanız mutlaka uzak durmalısınız.”


Tasavvufi kaynaklara göre şeyhlerin tasnifi
Tasavvufi hayatla irtibatlı olarak şeyhlerle ilgili şöyle bir tasnif yapılır: Kâl şeyhi, yal şeyhi, takke şeyhi, avrat şeyhi, evrad şeyhi, tekke şeyhi, bir de hâl şeyhi. Kısaca bunların özelliklerini sıralamak gerekirse, kâl şeyhleri; sufilerin sözlerini ezberleyip aktaran ama onların hallerinden bîhaber olanlar. Bunların bir kısmı kendince bir seyrü sülûk görmüşse de zahirde kalıp hakikate varamamış kişilerdir. Yal şeyhleri; daha ziyade maddi kazanç peşindedirler. Tüm düşünceleri yemek içmek ve nefsi arzularını tatmin etmektir. Takke şeyhleri; tasavvuf, marifet ve hikmetin kıyafetten ibaret olduğunu zannedenlerdir. Bunlar ya zahirlerini süslemekten gönüllerini düzeltmeye fırsat bulamışlardır yahut zaten gönül diye bir dertleri yoktur. Avrat şeyhleri; bunlar özellikle kadın müritlerine karşı daha özenlidirler. Şeyhlik vasfını fırsat bilip şehevi arzularını tatmin etmenin peşindedirler. Özellikle zengin ve dul olan kadınlar bunlar için elden kaçırılmayacak ganimettir.

Evrad ve tekke şeyhleri ise tasavvufi terbiyesini tamamladıktan sonra kendilerine usul, evrad ve ezkar konusunda icazet verilenlerdir. Bunlar arasında samimi olanlar, şeyhlerinden öğrendikleri âdâb ve usûlü yaşatmaya çalışırlar. Güzel ilahi meclisleri tertip ederler, devran ve zikir ayinlerini büyük bir hassasiyetle yerine getirirler. Bu şeyhler için tekkedeki ses düzeninden tutun kullanılan enstrümanların nasıl icra edileceğine varıncaya kadar usul adına ne varsa çok önemlidir. Bazı kimseleri bu gibi tekkelere çeken şey de zikir halkalarının ahengi, ilahilerin namesi, büyüsü ve tekkedeki düzendir. Yine bu tekkelerde nefsin mertebeleri üzerine zahiren bir eğitim takip edilerek sonunda dervişlere tac ve hırka giydirilir. Ancak çoğunlukla bunlar zahirde kalır. Zira kat ettiklerini düşündükleri kâmil nefsin özellikleri “şeyh unvanı” almış dervişlerin üzerinde pek görülmez. Tarikat dersleri zahiren on ikinci esmadadır ama ahlâk ve hâlleri bu esmaların hakikatinden fersah fersah uzaktır.

Dikkat edilmesi gereken beyanatlar
Ben gavsım veya vaktin kutbuyum davasını güdüyorsa;
Kendinden başka hakiki mürşidin olmadığını ileri sürüyorsa;
İrşadı bırakıp işi, dervişlerinin sayısını arttırarak ticaret ve siyasette güç elde etmeye dönüştürmüşse;
Dini emirleri yerine getirmeyip yasakları çiğniyor ve buna şeyhliğini kılıf olarak kullanıyorsa;
Hizmet adı altında etrafındaki insanlardan para topluyor ve bunları dilediği gibi harcıyorsa;
Mal varlığı şeyh olduktan sonra artmaya başlamışsa;
Şeyhliğini geçim kapısı haline getirerek müritlerinin üzerinden aile ve akrabalarının masraflarını gideriyorsa;
Babası ve dedesinin böyle bir vasfı olmadığı halde kendini “Seyyid ve Şerif” olarak tanımlayıp isminin önüne bunları sıralıyorsa;
Şeyhliğini kullanarak birden fazla kadınla evlenmenin yollarını arıyorsa;
Dervişlerinin imkânlarını kendi özel işlerinde kullanıyorsa;
Tanınma, bilinme ve saygı görme derdinde ise;
Her fırsatta manevi âlemde gördüklerinden ve kerametlerinden bahsedip bunlarla meşruiyet kazanmaya çalışıyorsa
Falan tarihte mehdi çıkacak, şu vakitte deprem olacak, savaş çıkacak, kıyamet kopacak gibi geleceğe dair bir takım iddialarda bulunuyorsa;

Abdurrezzak Tek




”Biz derdi Hâl nefsi Lâl eyledik.. ”

Sabır ile bekledim. Hem de bu kendisine hoca ve sanatçı diyen insanlardan hiçbir şekilde bir şey umut edilemeyeceğini bilerek Bruno ‘nun sözlerini aklımdan hiç bir zaman çıkarmayarak bekledim.. ”Tanrı iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır ,yeryüzündeki kötü insanlar kendi iradelerini hakim kılabilmek için Tanrı’yı kullanır ” diyordu Bruno ve üç şişe boyayla yapacağı ebruları paraya çevirmenin hayalini kuran ”nerde beleş orda yerleş ” mantığı ile sanat dünyasının içerisinde yer edinmeye çalışanların akmış çalışmalarında akan kimlikleri ile boy gösterip ” edeb hakkında ” ahkam kesmelerini izledim.

”Elimi Öpün ” diyemeyenlerin Mustafa Kemal Atatürk’ün ”Sanatçı el öpmez ,sanatçının eli öpülür ” sözünü alıp kullanmalarını gülerek izledim ve ”bu ayakkabının kendilerine hiç bir zaman uymayacağını ” söyledim. Kendilerini külkedilerini içeri kapatmış ya da yıldırmış kendilerine uymayan elbiselerin ayakkabıların içine girmeye çalışan komik insanlara benzettim.. Ve derdi hâl ,nefsi hâl eyledim.. ”.. Bu insanların tükürülecek ellerini öperek bir yere geleceğime kendi elimi sürekli olarak çalıştırmayı tercih ettim.

Kendi iradelerini hakim kılabilmek için sanatı da ” eline geçmiş güç olarak bir alet ” olarak kullanan ve yaptığı en iyi iş yalakalık olan insanların , ” siz bu etkinlikten önce de benzer sözleri ediyordunuz böyle yaparak bir şey elde edemeyeceksiniz ama biz gittik kürsülerde bildiğimizi tarihi ile okuduk ” şeklindeki yorumlarını hayret ile izledim.

Hâlâ cebimde tek birisinin bile kartı yok ,hâlâ ”ben bunun öğrencisiyim bana ona göre davran ” diyerek bir yere iştirak etmedim. Hâlâ ”hocalık büyük iştir her şeyden önce büyük had bilmeyi gerektirir ,büyük bir kalp ,kalpte kulak,göz,dokunma ,tat alma ,koklama duyularının gelişmiş olmasını gerektirir. ” diyorum..

Kendisinde ”hâller ” olduğunu söyleyenlere ”bu ne Hâl ” diyorum ..



Bu fakir dilencilerin komik hallerini ve uydurmalarını,KOMİK AŞKLARINI tiye aldığım 2017 TARİHLİ bir yazımla bitireyim :

GÖNÜL SOHBETLERİ



SEBE FRENİK


Gönül sohbetleri
Evet sevgili gönül dostlarım
Ellerimi size , gönlümü öze, özümü söze, sözümü göze, gözlerimi dize getiren fakirliğe bin bir şükür ile bugünkü gönül sohbetlerimize başlıyoruz. Bir uzanan elime bin rahmet, bir uzanan gönlüme bin bağış, bir uzanan sözüme bin sadaka,bir uzanan gözümü bin ( – /+1) rızıklarla donatan , gönül ırmaklarını bu kurumuş çöle bahşeden o yolcu gönül ehillerine, selamlar olsun. O ellerinizi bin (+/- 1) nakışla nakkaşlamış olan o alemlerin nakkaşının rahmeti bütün gönül çöllerimi ırmaklar, dereler, çaylar, göller, küçük su birikintileri ile doldurdu.O ehil ,o bereketli o nakkaşın aynası mübarek gönülleriniz dokunduğu yeri elmasa ,altına,cennet bahçelerine, zümrüte,yakuta ve bereketli üzüm bağlarına çeviriyor. Alemlerin nakkaşının sizler gibi yüce ,cömert yüreklerin o zengin gönüllerini fakir, alemlerin hattatı o kendisini ayna bellemiş zarif ellerinizi mürekkepsiz bırakmasın.Sizlerle istişareye başladığımdan beri bu yalan dünya hayatının ne kadar da yok ve boş olduğunu bir kere daha idrak ettim.
Bugün yine gönülden saçılan o inci tanelerinin o ışıl ışıl sedeflerinde bir yolculuk gerçekleştireceğiz.
Gönül yolcumuz ‘’ Sebe Frenik’’, bu karlı kış günlerinde , bu küçük hanımızın kapısında bir parça ekmek kırıntısı için çırpındığını,inşallah izni inayeti ile o serçe yüreğinin bereketi ile geldiğini nakışlamışlar.
Sevgili gönül dostum bu boş han kapımızda çırpınan o küçük aciz yüreğiniz ile birlikte dopdolu oldu.Gönül dostum benim bu boş hanımdan bir parça ekmek kırıntısı dilenmek ile büyük mütevazilik ediyorsunuz. O beraberinizde getirdiğiniz üzüm bağlarından bir inci üzüm koparmak istemek ne büyük bir gönül ehli olduğunuzu gösteriyor. ‘’Benim için taht bir gönül sultanının sandaletlerinin ipine kurban olmaktır ‘’ diyerek sözlerine başlamış sevgili gönül dostum ve devam etmiş :

Gönül sultanım ,
Karanlık gecelerin o derin karanlığı aralık kalmış bir çift nakışlı pencerenin arasından sızmaya başladığında ,gönül tellerimden geceye açılan ilahi notalar pencere aralığında yakutlara kavuşur. Ayın on dördü gibi rakseden meleklerin kanatlarından koparıp bana verdiği tüy zerreciklerinin birbirine şems ile Mevlana hazretleri,iki denizin kavuşması gibi kavuştuğunda her taraf deniz derya olur. Ne bileyim nasıl söylesem,nasıl desem yalan denizlerin kurak çöllerinden geldim. Uzun dillerin kısa sözlerinden geldim.İri gözlerin ölü bakışlarından geldim. Buzdağlarının yangın yerlerinden geldim. Ama yine de gönlüm gözüm doymak bilmiyor. O uçsuz bucaksız çöllere günler ve geceler boyu denizleri, okyanusları taşısalar, bir kum tanesi için sırtında gökleri taşısalar doymuyorum da doymuyorum. Bütün geceleri gündüze çevirseler, bütün gündüzleri geceye, her tarafımı sarıp sarmalasalar, en acı çilelerle sınasalar doymuyorum da doymuyorum. Ömrüm bitse cennetimde, cennetim bitse cehennemimde ,cehennem yanıp sönse küllerinde … doymuyorum da doymuyorum… Her nereden yeniden doğarsam doğayım açık ellerim aç, açık gözlerim aç, açık gönlüm aç, dilim aç, kulağım aç doymuyorum da doymuyorum. Şeyhinin peşine takılmış bir aciz gibi kolum kanadım kırık,yüreğim harab, başım bir hoş, içim sarhoş.. İnşa ettirdiğim o büyük saraylar harabeye döndü..Kalbim bir viraneye döndü.Garibe döndüm Süleyman saraylarında.O saraylara bir sultan yaraşır. Aç gözümü gönlümü doyuracak Leylamı buldum.Buldum onu. ‘’O geliyor’’ deyivereyim bir aşk dese..Bütün ahlarımı silivereyim, bütün öksüzleri yetimlerin duasını alıvereyim.. Sırma saçlım, opal tenlim geliyor deyivereyim.. Bir aşk desin ‘o geliyor o ‘’ zülfü sırmalı, gülşeni bindallı, gözleri hilal, derdi helalim geliyor..’’ deyivereyim. Bir işve etse dirilecek, bir fitne etse doyacak gibiyim…Talibim…Talibim ki tutan parmaklarını yalasın,tutmayan avcunu..İpe un seriyorum farkındayım… Hiçe yoğurt mayalıyorum… Nasıl desem.. nasıl..nasıl söylesem…

Aşk aşkına…
Aşkla…
İnşaAllah …
Evvel yükseklerden uçtu
Düze indi şimdi gönlüm…
Aşkla…aşk…

Gönül tellerinizden dökülen notalarınız birçok gönül yolcusunun kulaklarının pasını temizleyecek türden sevgili bal sıcaklığı gönül dostum.O gecelere gönlünüzle kavuşturan pencere aralığından süzülen melekler o büyük nakkaşın,hattatın o büyük sanatçının elinden, gözünden size şaraplar karıştırmış. Alemde ne var ki aşktan özge… Alimde ne var ki ilimden öte. İlim alim ile var, alim ilmi ile yok olur. İlim bitti mi alim yok olur.Alemlerin aliminin lütfu ile ilimlenmiş bir gönül yolcusu için bu küçük dileğinizin hiç lafı mı olur.Laf olur torba doldurmaz, torba olur bir laf almaz.Kimisi torba tutar tombala için,kimisi torbacıdır bir çorba için… Kiminden çekersin ziyan olur,kiminden içersin riyan olur… Alimlerin aliminin hali ile hallenen alimin yolumuza dökmek için aracı bellediği şahsınızın derdi seksen bin alemin aliminin hali ile dertlenenin yanında dert olabilir mi. Senin derdin dert mi ki benim derdim yanında.Sen söyle hiç gördün mü böyle dert hayatında.
Sevgili gönül dostum.O saraylar o mülklerin alemlerin mimarının inşaatlarının yanında lafı mı olur.O büyük ustanın çırağı olmak için ne devirler ne çağlar çağıl çağıl çağladılar da yine de saraylarında bir zerrelik harcı karamadılar. O büyük ustanın mülkünün sırrı için bütün dünyalıklarını bağışladılar da yine bir adım bile yol gidemediler. Bir adım yol gitmek bir yana dursun, hangi yolda gideceklerini bile bulamadılar. Talip gönül mülkünü bırakmasın. Dünya mülkünü incelemek üzere gönül talebelerimiz sizinle iletişime geçecekler. Dünya mülkü ne kadar büyükse gönül mülkü o kadar küçülür çünkü…
Sizin için türlü iksirler, gönül terapileri ve mülk aleminin verdiği ağırlıklar üzerine dinletiler gerçekleştireceğim.

Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin
Sen öldürüyorken de vuruyorken de güzelsin…
Aşk ile…