bahar

Kilim desenli bir örtü ile kapanmış tahta sıraların bıçak yaraları.
Baharın habercisi tatlı kuş cıvıltıları ve yürüyüş yollarında çifte kumruların adımları..Akdeniz deniz aşırı kokular getiriyor yüreğime..Karşımda bir palmiye ağacı gülümsüyor..Ayak ucundaki bembeyaz papatyalar ile çimenlerin dansını izliyor,Lodi’yi hatırlıyorum..Elimde yüzü ağlıyor bir kitap kapağının…Yüzün düşüyor gözlerime …Lodi üzerime geliyor..Üç noktayı baştan koyuyor ve bir tarih atıyorum üzerine..Keskin bir elma kokusu tütüyor çektiğim nargileden..Her taraf bahar oysa,günlük,güneşlik ve aydınlık..Ama içimde yine anlam veremediğim bir hüzün var,hüzün kovalıyorum ,hüzün beni kovalıyor..Arada közleri değiştirmeye gelen  kılıksız çocukta ilgimi çekmiyor artık.Kara bir kışın ortasındayım ve vakit geceyarısı,kardelen arıyorum…

Her şey uzaklaşıyor  duyu organlarımdan ,insan olduğumu elma kokusundan anlıyorum…Elma kokulu bir uzayda yörüngeden çıkmış bir gezegen veya göktaşı gibi …Nereye çarpacağım ,hangi yörüngeye dahil olacağım belli değil,başı ,sonu belli idi senariste göre ya,oyuncu asi çıktı…Güzel bir dünya bu…Kilim yok,sıra yok,ağaç yok,papatya yok…Bütün bildiklerimi unuttuğum elma kokulu bir boşluk…Rüzgar sigara küllerini kültablasından siyah pantalonumun üzerine üfürmese…Seni gidi rüzgâr…Yine yaptın yapacağını …..


Ölmedim diyordu bilmem kaçıncı sayfasında…. tanrısı öldüğünde bütün sevgisi senindi,benimdi,hayattı,bizdik..O gün gerçek oldu ve belediye işçileri sabah alacasında çöpte bir tanrı ölüsü daha buldu..Bu kadar esiri olmayacaktın narsist ve duygusuz tanrılarının…bir dua daha kabuldü,cennete çok yakınsın,çok az kaldı…Sahi kaçıncı sayfasındayım hayatın?

Bugün yeniden başladım…

Atilla İlhan düşüyor akla yine,ama ”senin kanatların yok” demiyor bu sefer,

nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır
oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar

Yürüyorum öylesi dalgın bilmem kaçıncı sayfasında hayatın…Kestiremiyorum sonunu kız en asilerinden zamanın…

esin;

 

Hüzün 5

 

”Legâl yalanların içerisinde en illegâl isyan’dın

Ağrıların ötesinde

Öylesine gerçek kokuyordun

ve öylesi sen

Yüreğimin içerisinde

Bütün sorulara verdiğim en doğru cevap …

Pejmürde doğruların eğrisinde

Ne kalender meşrep ve

ne eşreften bir aşk’tın sen.. ”

VARSIN OLSUN SENİ SEVMEK

Hüzün 8

Ne olsun seni sevmek?Yaşanmamış çocukluk,hiç bitmeyen hasret, gözümün önünde kilometrelerce mesafe…Oyun oynamak..saklambaç,kovalamaca,isim,şehir mi…Ya da bir boşluk..Derin bir kuyu..Korku…Mutluluk…Acı..Uzak mı yakın mı..Cesaret,delilik…aptallık…Hayat,yaşam,aşk..Tanrı..

Varsın yeniden çocuk olup

büyümek olsun seni sevmek.

Tut ki yalancısın,

diyelim ki sevmiyorsun,

ya da bilmiyorsun oyun oynamayı

Seni doğurup doğurup günde üç öğün

her batında ölümüne

doktorculuk de ,

 de ki evciliklerle

Büyütürüm de

Doyulmazdır

Uğruna bir çocukluk büyümek

 

Varsın Çanakkale’de ilk kurşunu yemek olsun

Seni sevmek…

Bilmiyorsun ben aşk’ı

Milli mücadele gibi kazıdım göğsüne

yüreğine dikilen zafer bayrağıdır gördüğüm

baktığımda gökyüzüne

O bayrak için ben aşk’ı alırım da elime

Doyulmazdır

Uğruna bir Cumhuriyetlik ölmek…

Varsın,varsın Azrail’e ilk çiçeği vermek olsun seni sevmek……..

hüzün

 

Hüzün 11

 

Aklımı arka cebime koyup akılsızlığın keyfini sürmeyi öğrendim…Bütün akıllılara rağmen..Nasılsa bu seferde alıncak bir ders vardır öykülerinde ,nasıl başladığını bilmediğim ve sonunu ise hiç kesiremediğim bir masalın kahramanı gibiyim..Beni kurtarmaya çalışma değerli uzman..Olmayan  kişilerin,kişilik düşmanlıklarını yaz..Gerçi sende farkındasın adam olmayanın,bir daha olmasının imkansızlığının..Ne yapacaksın ”bari” demişsin neresinden dönersem döneyim hatanın da acı çekenlere bir iki umut aşılayayım..

Bu ne cür’et ..Yerime acı .çekmeye kalkanlarınızı görüyorum zaman zaman..Bırakın  doya doya ağlamalıyım..Katıla katıla gülmeliyim bana komik gelen bir filmin bir sahnesine..Yaklaşmayın..Sevişmeliyim..Dövüşmeliyim…Gerektiğinde  alem ,elalem,oyununa,kararına küfür de etmeliyim sevgilimle..Hüznüm ile,öfkem ile,sevgimle,aşkımla,yüreğimle..kendi halime bırak beni..

 Dayanılacak   bir yanı yok bu şartlarda akıllı olmanın..Benim için hayatın en aklı başından gitmiş yanısın…

 

mavi bir uçan at

 Her kırbaç izine kaş göz çizerdi çocuklar bir zamanlar
kimine kanat,
kimine ise yeleleri örüklümavi bir uçan at…
Ve dansederdi ağlayan gözlerinde renkli parmak kuklalar…
Bilirsin sen de
henüz babamızdan utanmadığımız zamanlardı
anlayacağın…
Kundağımız kurumamıştı…
Cinsiyetimizin adı pembe idi…
Kardeşim utanmazın tekiydi ya aslında…
Onu koruyan mavi bir kimlikti….
İşte bu pembe renk yüzünden
yastığın altına gömdüm de başımı
öyle sövdüm adiliğin anasına avradına…

Çocuk..
Açık yürek yaralarını ve kırbaç izlerini
ve hissettiklerini allayıp pulladığın
o yalan gelini almaya
seninle parmak kukla oynamaya geldim…
söyle
Bir bahar düşümüdür gördüm dediğim
ya da güle bandırılmış yüreğin midir
Kayaları çatırdatan asi sessizliğin
Çocuk hala elinde misketleri
aldırmadan üzerine sıçrayan barut lekelerine
yanağında gözyaşı izlerine
ve cebine topladığı ölü balık yüzgeçlerine
giydiripte gelinliği
ve mavi bir damatlığı
güneş sevdasına
Evlenecekler de…
Mutlu olacaklar sanır…

Üzülme çocuk üzülme,
O kanat çizdiğin kırbaç izlerine
Kaş göz çizdiğin yaralı avuç içlerine
kız oğlan kız sevda lekelerine karamerhem
dokunulmamış bakir yüreğine bir gelinlik
ve mavi bir damatlık getirdim…

söyle
Bir bahar düşümüdür gördüm dediğin
ya da güle bandırılmış yüreğin midir
Kayaları çatırdatan asi sessizliğim

Açık yürek yaralarını ve
kırbaç izlerini ve hissettiklerini
allayıp pulladığın o yalan gelini almaya
seninle parmak kukla oynamaya geldim…

ÖLÜRÜM

 
 
”Deniz aşırı aşk’ların ulaşılmaz gizemine gizledik aşk’ı…
Issız bir adadaki kadar yalnız ve en büyük şehir kadar kalabalık insanlar gibiydi yüreğimiz.Bir taraftan adada ateşi yakmak için çareler arar iken diğer yandan yanımızdan geçen taksilerin,otobüslerin ,minübüslerin gürültüsüne tıkamıştık kulaklarımızı..Evet tıkamıştık kulaklarımızı hem herşeyi duyuyorduk hem bir şey duymamak için yalvarıyor gelen geçen gemiye ellerimizi sallıyorduk.Sallamıyorduk aslında,ada çok güzeldi…Hindistan cevizi ve muz ağaçlarının içerisinde,ağaç liflerinden yaptığımız bir döşek kadar zengindi,saftı hayat.Geceleri pırıl pırıl bir gök görüntüsü……….
Şehirler büyüdükçe ne kadar küçülttü bizi,yollar uzadıkça ,kısaldı,çıkmaz sokaklarını özledim çocukluğumun,bilirdik girmezdik…Şimdilerde bütün yollar kapandı…
 
 
…Yüreğimi  kapatmamı söylüyorlar bana.Yaşamak istemiyorlarmış gibi ya da sadece kendilerinin yaşamaya hakları varmış gibi.Yüreğimi kapatırsam ölürüm..İşte o gün gerçekten ölürüm..O gün yaşamanın hiç bir anlamının kalmadığı bir gündür…Yüreğimi bir yere koyup saklamayı düşünür iken kendi ellerimle yok etmemi söylüyorlar bana…
 
Ölürüm…
 
 

HÜZERAN

 

 

 

 

Sultan’ım,Efendi’m,dinmek bilmez özlemim,içimi kavuran ateş’im;

Ben her ne vakit size biraz,bir damla,zerre muhabbet dolsam,dolardı gözlerim,dolardı ellerim,dolardı yüreğim…Her yan gözyaşından incilerle dolardı.Bilmem ki neden?Türlü nağmeleri süzdüğüm gözyaşlarımdan akıtırdım namelerimi yüreğimin derinlerine..Siz her ne gün ellerimin arasından gidecekmiş gibi olsa idiniz, bilin ki ağlıyordum.Hiç gelmeyeceksiniz gibi özlüyordum…Siz her ne an kalbimizi kahreyleyecek bir düşünce içerisinde olsa idiniz efendi’m, sönerdi bütün yıldızlar,güneşler doğmaz olurdu,kuşlar ötmez olurdu…Dünya dönmez olur,acıdan,yangından ortalık sular seller olurdu.Neden gittiniz ellerimin arasından sanki..Üç günlük dünyada sizi bana çok gören bir hayatı sevmemi söylüyorlar bana.Ne çok biliyorlar ah!..Ne çok bilmiyorlar…Aşk’ı ne çok…Ne kadar sevdim sizi…Sizin yanınızda iken geçirdiğim her an eşi benzeri bulunmaz bir cennet.Cenneti gördüm desem inanmazsınız belki !Cenneti gördüm sizin ile,Allah’ı buldum özleminiz ile,her özlem damlası yürekte İlahi bir aşk…İbadet.Secde.Hani bugünlerde yoksunuz ya…
Allah’a sığındım,siz diye diye anlayacağınız…

Bilmem ki,oralarda size huzur var mıdır?Hani bugüne kadar hiçbir sevgilinin yaşamadığı bir aşk’ı yaşamıştık.Yanınızda iken Leyla idim ,yanımda idiniz ama Mecnûn’dunuz…Yüreğimi ne hoş ezgiler ile doldururdunuz..Bir defasında yine hasret vurduğunda zaman ,vuslat binbir alem uzaktı…Ben kavrulurken bir ses etmiştiniz…

”Gözler bu güzelliği gördü göreli,bu dil güzel yüreği övdü öveli bir başka ceylan bilmez olur, bu kokuyu bildi bileli bütün yaseminler,leylaklar,miskler,tarçınlar önünde eğile durur,hayallerimiz senden başkasını bilmez olur…Hayalin gönlümde acıya vurur..Dün akşam bu güzelliği düşledim yine…Saçlarını salmışsın ılık rüzgarda mor hazeran çiçeğisin ,mevsimlerden sen ve sen Hüzeran bembeyaz.Benim. Bileklerin kadar incesin.Hüzeran uyuyorum.Yasemin birde ceviz suyu kokuyorsun. Mücevherlerinin şakırtılarına karışmış şakımaların.Çıkar ışıltını söndürmesin ipeklilerin.Kelebek kanadından narin daha narinsin dayanamıyorum.Gökkuşağının diğer ucundayım yüreğim alaca abanoz tenimin sessizliği yanıyor içim uyanıyorum. Gökkuşağının diğer ucunda düşüm düşümde yüreğim alaca yüreğin Hüzeran boynunda bıraktığım mor inci dilim sessizlik elim sensizlik düşüyorum ve cennette kalçasız kızlar vardı..Güvercinlerin,alageyiklerin ve bahçelerin arasında yoksun.. Arıyorum. Gitme Hüzeran gitme..Hüzünler doluyorum… Soluyorum Allah’m ben benden geçiyorum özlüyorum ben ,ben cennette yanıyorum ölüyorum… ”demiştiniz…Sadece aşk,bütün çirkinlerin önüne bir perde gibi çekilen aşk,sizin için yapmayacağım hiç bir şey yok gibi hani…

Deseniz ki ‘ne değişti?’ derim ki ”hiç..Yine alışamadım ,yine sevemedim ,yine de sevmeyeceğim bilesiniz…”

Ben her ne an size biraz muhabbet dolsam,yağmur gibi aşk nameleri dökülür her bir kelimemden…Bilmem ki bir gül gibi solmakta mısınız,ya da bir baharda yeniden tomurcuklanmakta mısınız?Nasıldır cennetin üzüm bağları,mavi ırmakları?

Ey,yıldızdan parlak ışık…Aşk ile başı dönmüş Sultan’ım…

Bilmem ki oralarda nasılsınız?
İyi misiniz?

***

Ben bu dünyada yüreğinize Allah’ın verdiği engin gönülden akan sevgi nehirlerinin suyu ile beslediğim erguvan rengi aşklar damlattım.Siz her ne gün ilahi nûr’un ışığına dönüştünüz,benim dünya’m,ışık nedir bilmez oldu..Bilirim ki cennettesiniz Oralarda beni bilmekte misiniz,görmekte misiniz…Geçen her günüm size kavuşmak için gittiğim yolun azalması gibi.Öyle yavaş geçiyor ki zaman…Ben her ne vakit size biraz muhabbet dolsam bir yangın dökülür dudaklarımdan.O ateşi almak,söndürmek istesem kan dökülür,can dökülür dudaklarımdan.Her bir yanım yangın yeri,her bir yanım mahşer yeri olur !Ben her ne an günlük meşgalemizle sizi unutmak içerisinde olsam,içimde garip bir utanç olur..Sanki beni izlersiniz,sanki beni bilirsiniz..İçli sözleriniz ile sitemler edersiniz,cehennemdeyim dersiniz de sözleriniz, yay olur,ok olur ..Hiç mi vicdan tutmadı bir elinden ey alem !Aşk aşk diye,ben de hâl kalmamıştır…

Bir engin deniz gönlünüze aşıktı ki, hayata kalmadı bir demlik takât,o gül bir bülbül sesine aşıktı ki,kalmadı dalında bir yapraklık hayat.Ben her ne zaman size bir muhabbet doldum,dilsiz sesi duydum,,günler yıllar oldu,yıllar binyıllar,sonsuz yıllar oldu..Ben her ne gün sizi ılık bir erguvan akşamında gördüm..Tüm zamanlar bir tek o an oldu….

Sultan’ım …
Nasılsınız?
İyi misiniz?
Bensiz cennetlerde muhabbette misiniz?

YAĞMUR

Sevgili Resimleri

Yağmur yağıyor, penceremin önünde ıslanmamak için adımlarını hızlandıran  insanları izliyorum.Bu sefer geleceğini pek belli etmedi.Hazırlıksız yakaladı insanları…İki kişi hariç hepsi hızlanmış…Onlar her akşam üzeri evimin önünden geçen iki sevgili.Kimi zaman tartışırlarda kız kapris yapar,oğlan tavırları ile birşeyler anlatmaya çalışıyordur,kız dinlemek istemiyordur…Bugün yine tartışma halindeler.Bu sefer utanmasalar birbirlerini yiyecekler…Kaçışmıyorlar yağmurdan..Onları  ilk kez yağmur altında izliyorum…Düşünüyorum bir yandan;
 
”Her ne kadar yağmur altında geçecek sevişmelerin,buluşmaların güzelliğine dair edebiyat parçalasalar da ,yağmurda yürümek hayallerini,şiirlerini süslüyor olsa da ıslanmayı sevmiyor insanlar.Tıpkı cefa çekmeden sefa sürmek istemeleri gibi.Hep böyle.Yağmurda yürümek.Yağmur altında sevgili ile öpüşmek hayalleri vardır satırları süsleyen..Satırlarda kullanılan yağmur trafiğine dikkatimi yoğunlaştırdıkça  ”yağmurdan bir edebiyat”görürüm.
 
Hüzünlü sevgilinin yanaklarını güzelleştiredurduğu,yüreğimizi vuradurduğu bir an bir ahmak ıslatan…Sırılsıklam bir an’da satırlara dökülen kelimeler….Kimi zaman bir fırtına vurur bizi.Gök gürler içimizde,şimşekler çakar ve bütün  aynalarımızı paramparça ededurur da, dolu gibi iner cümleler…
 
Yağmur’u seviyorum..Yağmur Edebiyatı’nı…seviyorum.Yağmurda yürümeyi,yağmuru izlemeyi..yağmurda el ele yürümeyi,yağmurda yazmayı,yağmurda dinlemeyi,yağmurda ıslanmayı,yağmura benzetmeyi…benzemeyi…
 
 
”Yağmurlar döküldü dudaklarına birden
Söyle sevgili söyle !
Yüzüne sonbahar mı geldi aniden
 
 
Ya da bir kaç satırı gelir aklınıza bir üstâd’ın
 
”Yağmur yok bugün
Ne isterdim çisel yağmasını
Düşme ellerimden sevda’m
Yağmura mesel
Ağlayabilirim,
Rüya’m da deniz”
 
Şakır şakır sevgi ya da hüzün ne bileyim,yağmak isteği sarar benliğimi.Bütün çöllere,bütün hasret çiçeklerinin üzerine ve sevdalıların..Ve sevdiğimin ve yani bizim..Kırmızı güllerime bir şiir daha yazmak isteyebilirim mesela,bir salıncağın üzerinde bütün evreni seyreden İlluna ile komşuluk da yapabilirim,güneş sisteminden bahsederiz biraz,zerre kadar farkında olmadığımız ve adına dünya denilen bir yerde aşk ile  insan öldüren varlıklar hakkında mitler de yaratabiliriz.
 
Ölümünden çok sonra anlaşılacaktır yokluğun
    Gidişinden çok sonra anlaşılacaktır yürüdüğün
Öyleyse tut kendini avuçlarından
     Yakala kendini adına hayat denilen
Çelişkilerinden

der  gerçek bir dost’um
 
ve ben,

”İnsanın gidişinden sonra miras olarak kendisini bırakabilmesi kadar güzel bir şey olmasa gerek…İnsanların doğruluk adına yürüdükleri yolları açmış olmak ve onlara gerçek yollar bırakabilmek ve kısaca ölümsüz olabilmek iki cihanda…
Bu harika bir şey…Ama hayatın boyunca kendine ve insanlığa yaptığın yatırımın ardından kalan mirasın da har vurulup harman savurulmaması gereklidir…İnsanoğlu bu harman savurma işini  çok iyi başarıyor…”
 
diye cevaplayabilirim örneğin…
 
 
Kimi zaman da bir fırtına ile birlikte gelen bir duygu yoğunluğunda, bir kadının çığlıkarını işitirim ,çaresizce attığı kahkahaların içerisindeki  sessiz çığlıklarını,kulakları sağır eden bir kadın sesine  dönüşür gökgürültüsü ve dinlerim…
 
”Akşamın o.. gülüşlerinin yankılarını duyuyorum geceden öte.
Batık bir o. çocuğunun  piçleri döküldü yine hüznümün iç denizlerine…
İktidarın sertliği  en demokrat yanını dövüyor dişinin…
 
Hay anasını s….m…”
 
Aradan  üzerine yattığı paltosunu beni korumak için uzatan kırmızı burunlu bir şarapçı dokunur omuzlarıma, bir sandal dibinde tekrar görüşmek için sözleşiriz,kitaplarını anlatacaktır bana,uğradığı adaletsizlikleri ve gerçek değeri,eminim Nazım’dan da çalacaktır,aradan bir kaç bütün parasını dolandıran düzenbaz da çıkacaktır.Ve kesin bir yerlerde kendisini unutmuş ya da hâlâ arayan bir kalburüstü akrabası ,ahbabı vardır..Belki de çocuk yaşlardan beri yapacak başka bir işi olmayışındandır kim bilir..Elimi cebime atarım belki bir geceliğine de olsa ”köpeköldüren” olmaz adı içtiğinin ,kolayı zevk için içer hani kola içmiş olmak için…
 

 
 Doğanın güzelliklerinden ilham alırlar insanlar..Doğanın güzelliklerinden gittikçe uzaklaşırlar ama uzaklaştıkları kadar özlem de duyarlar….İnsanın içleminde var gibi bir şey…
.
 
Yağmur yağıyor, penceremin önünde ıslanmamak için adımlarını hızlandıran  insanları izliyorum.Tek kaçmayan hararet ile tartışan iki sevgili oldu.Doğa olayının şiddeti ile aşkın şiddeti bir araya gelince oluşan ahenk beni gülümsetti…Yağmur umurlarında değil.Aşık bunlar.Sırılsıklam aşk kaçmadı sırılsıklam olmaktan….Kız kapris yapıyor.Bir yandan yüzüne vuran yağmur damlalarına eli gidiyor…Oğlanın el kol hareketlerinden  birşeyler anlatmaya çalıştığı belli…Arada o da sinirleniyor..Öyle değil çocuğum..Kolundan tutacaksın…
 
”Hiç bir yağmur  damlası yüzünü benden ıslak öpemez.
Yüzünü yağmurdan bile kıskanıyorum…”
 
deyip…
 
Ve yani kemanı da unutmayalım…
 

İKİ KİŞİLİK

 

 

 

 

Göğü açtı düşün

Ellerimde titrek bir aşk

Ağlak bir yürekle sevişken

Çıplak diyar sen giyinir

Yürek soyunur

Bir başşehir büyür gözlerimde

Bir ucu sen bir ucu ben

Bir görsem çiçeği açar

İki kişilik meclis olsak

Ağacı büyür.

Seni seviyorum

 Çocuğu doğar….