TIRIŞKADAN NAMELER

Merhaba Sevgili Dostlar . Biliyorsunuz son yıllarda insanın inançlarının ve arayışlarının sahtekarlarla imtihanını açık olarak gözlemliyoruz. Orta yaş bunalımlarına bile rahmet okutacak sosyal bunalımlarımız insanları arayışlar içerisine girmeye zorluyor ve denize düşen yılana sarılıyor.Bu yılanlardan bazıları ise yaşam koçlarına bile nal toplatacak kültürümüze uygun olması nedeni ile büyücü,üfürükçü,burç yorumcusu yaşam koçları , farklı misyonlar edinen insanların perde ardını sıkıca kapatarak verdikleri seminerler ve yine adı bile yeterli olan ”gönül sohbetleri… Defalarca bu insanların kendisine bile faydası olamayan olsa bunları yapamayacak olan yol kesici eşkıyalar olduğunu söyledim…Benim de karşıma çokça çıktılar bana da telkin vermeye çalıştılar. Açıkça insan dolandırdıklarına da şahit oldum. İnsanlar konuşacakları,dertlerini paylaşabilecekleri dostları bulmanın derdinde ve tabii ki herkes birbirini buluyor..Arayan buluyor..

İnsanlar bu alanlarda sömürülmeye oldukça müsait .Ve çok kurnazları çok kısa süre içerisinde sömürenler sınıfında yer alıyor..Herkes de öyle çok saflığından buralarda değil. Bilinçli olarak bu yollara giriyor ve buradan bir menfaat elde etmenin peşinde..”Uyuma numarası yapan insanı uyandıramazsınız ” der bir kızılderili atasözü ve bu türden salgınlarla mücadelenin çok eski tarihlere dayandığını görebiliyoruz.. Sadece iyi niyetli olarak sömürülenleri ve sömürge adayı olma potansiyeli olanları digerlerine karşı uyarmayı vicdani bir görev olarak görüyorum.Burç serilerimde olduğu gibi ”inadına ” burç yorumlarını paylaşanları, konu çalanları,gülenleri ise kendi cehaletleri ve hırsları ile baş başa bırakıyorum. NASAnın önemli açıklamaları ile eşek inadının sonunu ayrı bir yazıya bıraktım.Zararın ekonomik boyutunu ise hesaplamaya çalışmıyorum çok büyük.. Zaten bütün mesele de bu..İşin ekonomik boyutu..Bu boyut bir çok insanı daha yolun başından bile alıkoymaktadır… Ekonomik kısmı bayağı boyutlu.. İşini gücünü bırakıyor boyut değiştiriyorlar..O derece boyutlu..

Son bulunan gönül dostlarından bir tanesi ise Eskişehir de 13 milyon tl lik gönül mülkünü cebine indiren bir kadın. Kendisi Kurduğu bir çiftlik evinden bozma sahte dergâhında insanların psikolojik sorunlarını tedavi ettiğini söyleyerek gönül mülkünde patlama yaşamış.Bunu yaparken de Hz. Süleyman olarak bilinen peygamberin torunu olduğunu telkin etmiş.Sürmeler çekmiş..Sürmelerin yeterli olmadığını biliyor olmalı ki kurbanlarından kurban paralarını alarak estetik ameliyatlara yedirmiş…Yüzük verdiği erkekleri komutan ilan etmiş .Etmiş de etmiş… Yakalanınca da ”yaşam Koçu ” olduğunu söyleyerek işin içinden sıyrılabileceğini zan etmiş.

2019 tarihli bir habere göre mağdurlardan birisi mağduriyetini şöyle ifade ediyor :

”Dini inançlarımı suistimal ederek beni tesiri altına aldı. Sözünden çıkamaz hale geldim. Etkisi altına aldığı insanları iflasa sürüklüyor. Beni de iflas ettirdi. Tüm paramızı onun ‘kutsal’ dediği yolda harcamamızı istiyordu. Ben güvenimden dolayı 2016’da vekâlet verdim. Bütün mal varlığımıza ipotek koyarak sattılar”

Kurbanlarının tedavileri için 3 ile 5 bin lira arasında tedavi ücreti isteyen bununla yetinmeyip kurbanlarını alan , kanının şifalı olduğunu söyleyerek içiren , hastalarının mal varlıklarını gösterdiği yolda harcamalarını dileyen bu şarlatan telkinlerini sohbetler ışığı altında gerçekleştiriyormuş.Ocak 2020 tarihli haberlerden öğrendiğimiz kadarı ile ”nitelikli dolandırıcılıktan ” 121 yıl ile yargılanıyor.

Bir kaç yıl önce ”sevgiyi ” kendisinde keramet olmayan insanlardan dinleyen insanları tiye almak için bir mizah dizisi hazırlamıştım.Aslında konuyu çok sert bir dil ile eleştirmekten yoksun değilim.Ancak ”sevgi sohbeti ” diyen misyonerlerin,”gönül ” diyenlerin dizinin dibinden ayrılmayanları görünce sevginin kendilerinden öğrenilemeyeceğine ,misyoner faaliyet gerçekleştirdiklerine ve bu yol ile insanları etkileyip sosyal bunalımlarını sömürmeye çalışan çıkarcı insanlar olduklarına karar verdim ve bir dizi yazı yazdım. ”GÖNÜL SOHBETLERİ ” başlığı altında yazdığım yazılar aslında bu konuları tiye almak için yazmış olduğum ”TIRIŞKADAN NAMELER ” idi.

Sonrasında yakalanan sahte peygamber torunu özellik ile birebir uyması nedeni ile dikkatimi çekti.

Şimdi GÖNÜL SOHBETLERİ serisini tekrar paylaşıyorum..

GÖNÜL SOHBETLERİ

Laf-ı Güzaf

Sevgili gönül dostlarım.Lâm ile lâl,elif ile hâl olmanın güzelliğini idrâk edebildiğiniz güzel günlerin hakikat şerbetini yudum yudum içelim.. Gönül dostlarım vav eyleyelim kendimizi, gönül ummanımızın bir zerresini desen desen şal eyleyelim…


İtikat kapısında perperişan dilenen,sürüm sürüm sürünen,gönül gözümüze sürmelerimizi alemin gecelerinde şıkır şıkır parıldayan yıldızlar mis’ali fersah fersah sürelim..Sürmeli gönül gözlerimiz ile sönmüş yıldızlara sur’u üfleyen gibi bir sebeb olalım..İltifat eyleyelim dizimizi naif nakışları ile minder belleyip, sekr ile vecd’e gelene…Gönül gökdelenlerimizin kubbelerinden yol verip zuhale erdirelim.. Ab-ı hayat mis’ali denizi unutmuş çöllerden biçâre,harab,divane aşk ekinleri büyütelim..
Aşık çün harab ,maşuk çün şarab,riyakâr çün serab olalım…
Ferhat çün han,Şirin çün hanım,Mecnun çün cân,Leyla çün Canan,
Sevgili çün yanan,Sevgili çün Cânım …olalım…
Ağzı laf yapalım…
İki failatün bir failün katalım….
Tarçın kokuları katalım..
Sandal ağacı ve yasemin ile destekleyelim…
Hatip olalım afet-i devran çün…
Kâtip olalım…devri-devran çün…

Tutamıyorsak salalım… çün…
wc2
Gelir duvarlara salar..
Saldırma gönül saldırma…

Dip Not Hamişim : Seyahat engeli olmasın..Ağaca bile çıkamıyor değil zuhale uçacakmış….Setresi uzun eteği çamur…

Efendim..
Merhaba.

NAME

GÖNÜL SOHBETLERİ…

Bu fakir,fukara,dilenciden hepinize Merhaba sevgili gönül dostlarım…
Hepinizi tekeeer tekeeeer……… selamlıyorum..

Hepinize kuvve-i şeheviye behimiyeden azad olunduğunuz çün arz-ı şükranlarımı takdim ederim…
Gönül gözümüzün sürmelerini tazeleyelim… Dünün makyajı aktı cancağızlarım an itibarı ile yeni sürmeler çekmek lazım..Tazelemek lazım makyajları, dikensiz güller olup açmak lazım pembe dost yanaklarında…Zülüflerde tel tel telkâri ustası gibi aşk’ın endamlı yüzünü… yansıtmalı …

Ne demiş Fuzuli …
Karıncayı bile incitmem deme…”Bile”den incinir karınca…
Söz söylemek irfan ister,anlamak insan ister…

Ne kadar naif işlenmiş bir güneşin ışıklarını seher denizimizin derinlerinde hissettik ve dualarımızı deryaya inci inci saçtık…değil mi sevgili dostlarım…Değil mi ? İse ne kadar ince bir yaklaşım,ince bir tutumdur…Değil mi ? Onaylanmak isteyenlerin kullanacağı bir sözdür… Gönül dostlarım kelimelere takılmamak gerektiğini biliyorlar…

Merhaba güzel güne..
Güzel gönüllere…
Bahçıvan bir gül için bin dikene su verir….
Bahçıvan geldi….

Efendim,sevgili gönül dostlarım
Bugün bir name dillendireceğim…Namemiz ‘’ Bahçıvan geldi hanım ‘’ rumuzu ile nakışlanmış…Şahsım kendisi ile yakın istişare içerisindedir..Bu fakir ,lif lif,desen desen,nakış nakış, evrenin akışına keten kenevir çuvalı dokurcasına,aba altından sopayı gösterecek…

Gönül dostum:

‘’Merhaba amozonik abla;

‘’Baharın zamanı geldi a cânım…
Baharın zamanı geldi…
Yavru ceylan,gel gidelim…
Bahar dalları açıyor her tarafta … Ablacığım cânım,cânanım..Seni çok seviyorum… Benim maruzatım şu :
‘’Bağa girdim bağ budanmış,bağa bülbül dadanmış’’ ne yapmam gerekir…

Aşk’la…’’

Şeklinde bir name ile gönül sohbetimize safiyane bir eda ile iştirak etmiş gönül dostumuza arz-ı şükranlarımı sunuyorum…
Dün okumadığım ‘’bağ bozumu’’ rumuzlu diğer gönül dostumun mektubuna karşı geliştirilmiş yeni bir gönül akımı ile karşı karşıyayız…

Yani cânım ‘’’bağ bozumu’’ , ‘’Bahçıvan geldi Hanım’’ gönül dostum,dün dillendirmedim, sizi dillere düşürmedim de , namesinde seni arıyor…

Şöyle diyordu ‘bağ bozumu’ rumuzlu gönül dostum :

‘’…Ben bugün yârin bağına girdim,bir hoşum bugün…’’

Akabinde yeni name elimize ulaştı…
Az önce de ifade ettiğim gibi
Aynı bağda aşk derdi ile hoş iki gönül dostum aşk şarabının sarhoşluğu ile kendisinden geçmiş halde …

Bağı kim bozdu ise Dionisosa şarabı o satar cancağızım…
Bir kereden birşey olmaz…
Bir mum diğer mumu tutuşturmakla ışığından birşey kayıp etmez..
Mum ile kağıt tutuşturulmaz..Alev alır…
Fizik ve Kimya var..İlim var…

Bağ bozumu ‘na ünlü gönül dostu Neyzen’in birkaç satırını okumak istiyorum…

‘’Ben sana bok demem,boklar duyar ar eder,
Bir zerren düşse boka onu da mundar eder…’’

‘’Bahçıvan geldi hanım ‘’a ise Neysen ile seslenmek istiyorum…

‘’Benim olmayan bağın izzet-i ikramını…
Ben kafayı mı yedim bir kadeh için çöllerde gezeyim..
Rakı var..’’

Başkasının aklını kullanan daha akıllıdır…
Ama bizim sohbetlerimiz,gönüldür,aşktır…
Sizinkisi bağcıyı dövmek…

Ah gece gelme gündüz gel…
Tenhalarda menhalarda kaçışalım vay vay….

Bilmem nerelerine…

Dip not Hamişim : Bu işi kadı halleder…Müge’ye çaya gidiyorum…

…..

PİÇNUN

Sevgili gönlümün çikolata kozmosu dostlarım
Hepinizde gönül gözümün dünya gözüyle ölçülemeyecek kadar uzak ama kalbinizin içi kadar yakın diyarından sevgiler.

Yürek kapınızda sürüngen olmuş , fakirlikten fukaralıktan dünyalıkları yırtık pırtık, küçücük kalpcağızı binlerce bir eşittir bir olmuş ,kalp gözünüzün ışığı ile kendinden geçmiş sarhoşa, bayağı geniş geniş bunca yıllık ömrümde görmediğim genişlikte tepsilerde sunduğunuz rengarenk meyve tabakları, kadehlerinden dökülen köpüklü, lezzetli turkuvaz şaraplar için, şükranlarımı ne kadar iletsem azdır.

Bugün sizlerle yine cennet bahçesinden yüreğime uzanan bir hanımeli misali zarif ‘’Piçnun’’ rumuzlu bir dostumun namesini dillendireceğim. ‘’Cihanın nuru kendisine nakşolunmuş , baharın tüm çiçeklerinin kokuları gülşenine gark olunmuş naif cânım ‘’ diye başlıyor namemiz ve devam ediyor.

‘’Engin bahçelerde gonca güllerden saçılan kokular misali saçtığı kelimeler mana dünyamda yeni kapıların açılmasına vesile oldu. Cehennemin dibinde sönmek bilmez bir odun idim. O masmavi dünyanın derin denizlerine bir zerre oldum. Bir zaman ateşi yakan idim, şimdi söndüren oldum. Bir zaman kesen idim, şimdilerde eken oldum. Şiltemin katı doksan, amma bir şey noksan. O nohutu bulan oldum. Çaldığı kavalın bir deliği olaydım da başparmağına konaydım. Mahlukata eşref bahşeden o muhteşem baş parmağında tek tac olaydım. O,her bir sözünü yeminli tercüman gibi derinlerden ve doğru dillendirirken dillerinden kelime değil, gözümü gönlümü parça parça parçalayan, her parçamdan bir yıldıza çevirip, gök kubbeye asılmış kandillere eviren, gözlerimden dökülen incilerden okyanusa, okyanuslarda gümüş balıkları misali yüzdüren pırlantalar dökülüyor. Aşk deryasının ummanında bir küçük kayıp oldum. Şaşkınlıktan kıpkırmızı kesilmiş ruhuma ayıp oldum. Nasıl söylesem, nasıl dillendirsem sanki bir ilah buldum. Baktım olmayacak, bende su bulmak için kuyular kazanlar o kuyulara düşüp boğulur oldu. Kibir denizinin kralı idim, kibar ilçesinin kölesi oldum. Gözlerim kıpkırmızı, dudaklarım çölde kalmışçasına kuru, kalp atışlarımı sayamaz oldum. Onsuz bir dakika bile bin yıl gibi gelir oldu… Bir evren yarattım ölçülemeyecek kadar büyük, bir dokunursa yıkılacak kadar küçücük. Bir mimar idim plan yapan, şimdilerde planında tek tuğla olmanın perişan hayalleri ile tövbe eder oldum. Göğsüm sıkışıyor, doktorum o…. Bile demiyorum karıncaya…Karınca değer verilmesi gereken bir canlıdır.Cân sadece bizim cânımız hatıra gelince mi cândır… Sular çekilince karıncalar balıkları yer..Karınca canlıdır… Karıncaya bile demek olur mu ?… Karınca olsam bana ”bile ” deseler olur mu ? Empatiye ne oldu ? Büyük sanatçı yumurtaya can vererek haddi mi aştı ki karıncaya bile diyeyim.. Aşk meleğinin attığı saçmalar gibi ,bedenimin her köşesinde gezinen karıncayı sorsanız o…Cansız olsa gezer mi.. ? O dişi bir aşk çiçeği,yüreği ipek bir elek,ben ise bir garip telek.. sunduğu cennet bahçelerinden kendimi eledim elimde bir ben bir biz,bir de bir kaldı.Piç idim kârhane de, şimdi uzaklarda açan bir hiç oldum.

Gülşen-i hüsnüne kimler varıyor
Kim ayağın öperek yalvarıyor
Bağrımı şâne gibi kim yârıyor
Sevdiğim zülfünü kimler tarıyor ‘’

Kapınızda dilenciyim, şeffaatiniz ile inşallah.

Aşk ile…

Evet sevgili gönül dostlarım ,

İnce ruhlu gönül dostum ,sanırım ipek bir elekten geçirilerek birinci kalite bir aşkın pençesinde kıvranmaktadır.İnsanın dudakları uçsuz bucaksız çöllerde kalmışçasına kurur,insan aşka doyamaz olur,sevgiliye karşı doyumsuz bir istek peydah olur..Bir süre sonra tüm bedeninize nakşedilmiş sevgili ile bir olursunuz.Damarlarınızda akan kan o olur,kanınız ,canınız olur.

Cânım gönül dostum…. O pençesinde kıvrandığınız ve gittikçe onsuz olamadığınız büyük aşkın size söylettikleri gönül bahçemde tarifi mümkün olamayacak iksirlerin zuhur etmesine sebep oldu. Aşk aleminden damıtıp damlattığınız gül kokularının tesirinde kalmamak için alimlerle istişarenin ehemmiyetini bir kere daha vurgulamama vesile oldunuz.Hepiniz gönlümün sonsuz bahçelerinin birer çiçeği,birer sultanısınız.’Bile’ den incinir karınca ya, ‘’inciten’’ de ‘’inci’’ den peydahtır. ‘’inciten’’ ile ‘’inci ten ‘’ arasında bir boşluk kadar mesafe varır. Bakan göz de görür, gören göz de… Öz ile…

Elbette… En kısa sürede gönül talebeleri sizin ile irtibata geçecekler.

Aşk ile…

Dip not :

Çal çocuğum….

Gülşenin Hüsnüne kimler varıyor…

‘’ba’’ ‘’baba’’ demektir.Ba’lardan birisi fuzulidir.’’Ba’’ lardan birisi fuzuli ise, ‘’baba’’ mı fuzulidir, fuzuli mi babadır.’’

GÖNÜL SOHBETLERİ

Sevgili Gönül dostlarım.

Ne zamandır adam akıllı bir gönül sohbeti gerçekleştiremiyoruz.Yüreklerimizin arşı aleme açılmış kolları ile birbirimizi kucaklayamıyoruz.Sürüngenlik kolay sanat değil malumunuz sürüne sürüne geldiğimiz için birbirimize biraz gecikiyoruz.Fakirlikten gönül yolcularının tekerleksiz gönül otomobillerinde otostop yapa yapa buralara kadar geldim.Sevgili dostlarım ademoğlu yolda gerek yolcu hırpani gerek.Gerek ki heyvanat olsun olsun ki eşrefi mahlukat olsun.Olsun ki fena ile huzur bulsun.

Çal oradan bir sürrüne sürrrüne …. çak çak

Evet yine bir yolcumuzun nakışladığı , bu cumhuri hükema ehli imişçesine nakışlanmış namesi ile bu hırpani sürüngen ile sürrüne sürrüne söze gelen ve hatta müavele eyleyenlerin dertleri ile nûrlanmış bu pırıl pırıl müzdahim gönül sofrasının gül sularından damıtılmış şerbetini izdiham ve kaşık saplarının biraz uzun olması vesilesi ile birbirlerimizin o gül yaprağı dokulu dudaklarına damlatarak ilkel komünal toplum düzeninden geçiş aşaması simulasyonundan mütevellit kulluk vaz’if’emizi yerine getireceğiz.O buharı tüten kalplerin etraflarına kalb çardakları ile bağdaş kurmuş yolcuların müreffeh bir durağı olan dert soframızda çilelerimize çile katarak aşkımızı katlayacağız.Birbirlerinin dertleri ile meşk eden bu gönül yangınlarının alevlerinde abayı yakacağız.Herkes hırpani ,herkes fakir,herkes fukara,herkes garip.Gariplik nedir ki aşkın kucağında.Aşkın kucağında garibin derdi mala mülke düşkün faninin mücevher deryasında süt banyosundan aldığı zevk ile birdir.Aşık maşuku ile birdir.Aşıkın şükrü semayı sallar.Bala mis’al edevat dolu cennet bahçelerine çevirir.Gönül yolcuları bırakınız armudu ve balı ayılar yesin.Biz gönül güneşinizin aydınlattığı hilalden bir nebze sebeplenmenin huzuru ile proleteryanın semayı titreten mertebelerinde fena ile vecd edelim.

Gönül sürüngenlerim sürrüne sürrüne kapıma gelenlerim namemiz Lâl rumuzlu dostumuzdan gelmiş.

Helalime Lâl oldum Sultanım

Helalime lâl oldum Gönül Sultanım.
Meyveleri olgun ,cepleri dolgundum.
Yandım cayır cayır,cayır cayır dondum
Yüzü solgun,yüreği yorgun kurumuş bir dal oldum.
Helalime lâl oldum.
Konuşamıyorum.Konuşmak istiyorum ama konuşamıyorum.Neler diyorlar neler anlatıyorlar neler gösteriyorlar amma bütün duyu organlarım iflas etmiş gibi .Ne fikrim değişiyor ne zikrim değişiyor.Düşünüyorum ama onu ,konuşuyorum ama onu,duyuyorum ama onu gel gör ki bir ona konuşamıyorum.İnsan acıkınca yemek istiyor ,susayınca içmek istiyor.Koca bir duvar arkasında o var.Bir göründü pîr göründü. Aşk bana mîr göründü.

Aşkla…

..

Sevgili gönül dostumuz derin ilmimize güvendiği çün derdini uzun bir şekilde anlatmış.

Gönül dostum

Onu bir görmüşsünüz bir yerde ötürü
Gördümlerdesiniz
Yüzü çak gibi çakılmış gözünüze
Nerelerdesiniz
Almış aklı salmış utanca
Hem onda mecbur hem elde hükümlü
Ayıplardasınız…
Ne etmişseniz olmamış işte
Kayıplardasınız…

İşte tam yerine geldiniz.Kaç çocuk var küçükler mi ?Halcilikten hâl yoluna doğru girmişsiniz gönül dostum. İnsan şükür etmeli değil mi ?Şükür imdat şükür ah ! Hangi beşeri örgütün erginliğinden koptu da hakikat beşiğinin kundağında ağlar oldu gönül yolcum.

Biz gönül yolcuları ”seven sevdiğine sevdiğini söylesin” diye biliriz…

O gecelerin karanlık dehlizlerinde isyan halinde olan ruhunuz sükunetin pençesinde kıvranıyor.Sadece filmlerde ağlayan soytarı sayısı x2 ile ifade edilebilecek göz sayısı ve o gözlerin ağırlaştırılmış müebbet hükmünü iliklerinize kadar hissediyorsunuz.Zaten hükümlüsünüz.Ademoğlu size defaat ile hükümler giydiriyor.Yakında mana alemlerinden inciler su yüzüne damlar ve iyi bir yorumcu olarak kariyerinizde yeni bir alana kayabilirsiniz.Her işte bir hayır vardır demişler ya diger gönül yolcularına incilerden taçlar giydire bilirsiniz. And olsun şaire ! Ki o yok olduğunda yazamaz olur..Aşk olur.Doyurulmamış yatay isteklerin, dikey duruşlarına karşı sabrın ve sükunetin derin ilmine davet ediyorum.Başka şeye davet edeceğim de yemiyor.Yapacak bir şey yok.Şükredeceksiniz.Gönül talebelerimiz sizin ile iletişime geçecekler ve birlikte daha derin meşk edeceğiz.Görüyorum şair tohumlarının verimli topraklarda filizlenişini,asi ruhların mavzer yataklarında serzenişini.Ne güzel demiş Mevlana…

”İsyan et ey arkadaşım söz söylenecek an değil ”

Birbirimizi anlamamız ne kadar güzel.

”Yandım ” demiş diyen ebedî hüsnüne meftun olarak,kâr etti dilin ruhuma efsûn olarak.


Sor hal-i perişanımı saysın geceler,geldim kapına kaç kere meftun olarak.

kahreyleme ey sevgili şad eyle beni
görsen ne çıkar bir kere memnun olarak.

Etmek mi muradın beni sermest-i harab!ta haşre kadar böylece mecnun olarak..

gibi sözler ile iffetimizi muhafaza etmemizde her daim bir sır vardır.

Sevgili gönül dostum.Bir vakitler İzel isimli bir san’atçımız var idi.Buğulu hoş bir sedası zarif bir edası var idi.Halk tarafından pek bir takdir edilmekte idi.Kendisinin bir gecede değişen yüzü sebebi ilen ”estetik ameliyat olursan seni istemem ” diyerek en kalbi duygularını sunangiller ile muhabbetleri dahi olmuş idi. Sonra bir şarkı eyledi.Şarkıda geyik boynuzu ile alt edilecek olmak olasılığı yüksek seviyyede mutant öküzlerden bahsedilmekte idi ki o güne kadar olmadı ise ihtimal yükselmekte olmaktadır.Beşer aleminde sabrın sonundan her daim endişeyi vazife bellemek gerekmektedir çünkü.Beşerde sabır adı üzerindedir..Sabır eylemektedir…İsmi Drakula idi sözleri ise:

Hayvan canımı yakıyor
Hayvan damarımı deliyor
Hayvan kanımıda içiyor
Yapıyor hatayı özürüde yok

Sevişmeyi bilmiyor
Öğrenmek istemiyor
Gündüzleri uyuyor
Geceleri vampir gibi

Hadi kalk yoluna çekemem
Kendimi sana emdiremem

İdi..

Namuslu Halk linç eyledi.Kariyerini mahv eyledi….

Komedya del arte aq…(burayı kırp abi anarşist gireceğim beni bile şaşırtıyor bunlar hepsi kuantum boy olmuş lan bunların)

Aldırma gönül dostum aldırma..
Dayanamaz isen kürtaj yasak..
Yine de not al..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir