EBRU İCAZETİ

İnsan bazen duygularını kelimelere dökemiyor veya dökmek istemiyor.Oysa ne çok düşünmüş ve yazmışımdır aşk hakkında..Aşk olmak veya yaptığı işi sevmekten ziyade aşık olarak yapmak hakkında…

İcra ediyor olduğum gelenekli Türk Sanatlarından olan ebru da yeni bir icazetin daha sahibi oldum. Mustafa Düzgünman’ın ilk ebru talebesi olan ve Cumhuriyet tarihinin ilk icazetli ebrucusu Merhum Timuçin Tanarslan Hocamızın aynı ismi taşıyan ve ebru hocası olan oğlu Timuçin Tanarslan beni icazetlerin içerinde en güzel ve en seçkin olanlarından birisine layık görerek hayatımın en güzel anlarından birini yaşattı… Kendi yorumum ile …Digerlerinden farklı olarak ebruda değişik teknikler geliştiren, ilklerin altında imzası olan ,fizik ve kimya ilmi ile meşgul olarak ebruyu bilimsel bilgiler ile pekiştiren ,işini gücünü bırakıp hiç bir karşılık beklemeden ömrünü ebruyu bir ilim haline getirme çabası içerisinde geçirmiş olduğunu düşündüğüm ,bugün vefa şovları yapanlar ve işini gücü ebrunun maddi getirisi sebebi ile bırakanlar ya da kaç yıl sonra ortaya çıkıp ebrunun padişahı olmaya soyunanlar ile kıyas edilemeyecek kadar üstadına bağlı ve mezarını kendi elleri ile yaparak vefalıların vefalısı diyebileceğimiz lakin ismini bana daha önce icazet yazan Sevgili Meltem Koyunoğlu olmasa idi duymayacağım Hocaların Hocası Merhum Timuçin Tanarslan’ın yolundan icazetli bir ebrucu olmak benim için ancak bir şereftir…

Sadece beş kişiye verilecek olan icazetin verildiği beşinci ve son kişi olmak da ayrıca özel hissetmemi sağladı…

Aslında Timuçin Hoca ,Ebru ve hissettiklerim hakkında yazılabilecek o kadar çok şey var ki…Kendimi zor tutuyorum da denilebilir..Kendisini zaten çok güvendiğim bir başka gönül insanı sayesinde tanıdım.Biraz araştırdığım zaman kendisinde kendimden bir parça gördüm ve ustam oğul Tanarslan’a ”hakkında okuduklarımı anlamıyor biliyorum ” dedim …Ustam da bana ”ben sizdeki o samimiyeti daha ilk gün sesinizden anladım ” dedi..

Sanatı öğrenmeye karar verdiğimde sade bir vatandaş olarak ,kendimi yıllar sürecek yeni bir mücadelenin içerisinde bulacağımı pek de düşünmemiştim.Ancak işin içerisine girdikten sonra sadece sanat öğrenmek kabiliyetinin yeterli olmadığını ve mücadele gücümün değerini bir kere daha anladım…

Bana da ancak böyle derviş ruhlu ve işine aşk ile bağlanmış bir ustanın yolundan gitmek yakışırdı…

Ey sen ne denli övsem yeri !

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir