TİMUÇİN TANARSLAN

İ

Timuçin Tanarslan, geleneksel ebru sanatımızın UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras listesine dâhil edilmesinde önemli rol sahibi olan ebru ustalarımızdan biriydi.

Ebru sanatının duayenlerinden Timuçin Tanarslan geçtiğimiz günlerde vefat etti. 12 Nisan Pazar Ankara’da Karşıyaka kabristanlığına sevenleri, sanatkar dostları ve vefakâr talebelerinin dualarıyla ebediyet yurduna sırlanan Timuçin Hoca ebru sanatında önemli bir misyon üstlenmişti.

Ebruya bir ömür vakfeden Tanarslan çiniye ilk defa ebru alan sanatkâr olarak tarihe geçti. Mustafa Düzgünman’dan ebru sanatının inceliklerini öğrenen Tanarslan pek çok talebe yetiştirdi. Hocası Mustafa Düzgünman’dan bin bir meşakkatle öğrendiği ebru sanatının tüm inceliklerini talebelerine hüvesi hüvesine milimi milimine aktardı.

Timuçin Bey, vakfeden bir insandı, veren eldi, müstesna bir sanatkârdı. Vakıf insandı. Şairin “Dost yoluna bütün varımız sebil/Verdikçe dolar bizim boş testilerimiz” dediği gibi elinde, avucunda, dağarcığında ne varsa dağıttı. Ankara’nın en önemli kitap koleksiyonerlerinden, sahaflarından biriydi. Kendini ebruya adayınca binlerce ciltlik kitabını İSAM Kütüphanesi’ne bağışladı.

Tananslan Merhum’un en büyük ideali Karahisari Mushaf’ını ebru olarak ülkemize kazandırmaktı. Bunun için birbirinden âlâ yüzlerce zemin ebrusu hazırladı. Talebelerinden Mehmet Düzgün ve Ömer Sabuncu ile birlikte girişimlerde Mushaf-ı Şerif’in görsellerinin kendilerine verilmesi için Klasik Türk sanatları Vakfı’na müracaatta bulundu. Lakin vakıf yetkilileri “Başbakan’dan izin alın” diyerek Üstad Timuçin Tanarslan’ı ve talebelerine kapı-duvar oldu. Oysa Timuçin Hoca, Mushaf’ı akkase ebru ile hazırlayıp, numune bir deri cilt yaptırıp Ümmet-i Muhammed’in istifade etmesi için İSAM’a bağışlayacaktı. Olmadı! Ülkemizde sanatkâr da, sanatkârın zikirden yufka gibi incelmiş gönlü de fazlaca makes bulamıyor maalesef. Ama bundan sonra neden olmasın! Talebeleri, hocalarının vasiyeti bağlamında bu projeyi bihakkın yerine getirebilir. Bu satırların yazarı da Timuçin Hoca Merhum hakkında yaptığı araştırma ve okumalardan sonra kendini bu hususta vazifeli addediyor.

Ebru sanatımızın duayeni Timuçin Tanarslan’ın sanatı, ebru sanatına katkıları ve insani hususiyetlerine dair talebeleri ve arkadaşlarıyla hasbıhal ettik.

Hüseyin Yalçınkaya (Ebrucu)

Timuçin Tanarslan bir ömür boyu ebruyahizmet etti. Ebruyu herhangi bir maddi beklenti olmadan icra etti. Sanatını, tüm bildiklerini herkese öğretti. Devlet ricali de onun bu gayretli çalışmalarına bigane kalmadı.

Hocamız ebrunun kimyasını, fiziğini iyi bilirdi. Kocatepe Camii için büyük ebad çini karolarına ebru almıştı.

Topkapı Sarayı’nda 186 eserden müteşekkil bir ebru sergisi açtı. Mezkûr sergi ebruculuk tarihimizde ilklerden birini teşkil eder. Serginin tüm masraflarını kendi cebinden karşılamıştı. Meşhur bir işadamının kızı sergiyi gezdi, eserleri çok beğendi. Hepsini satın almak isteğinde Timuçin Bey “Bizim satılık eserlerimiz yok” dedi.

Hcası Mustafa Düzgünman, Timuçin Bey’in ebruda geldiği noktayı takdir ederek icazet vermişti. O da icazetinin gereğini yerine getirdi, pek çok talebe yetiştirdi. Rabbim rahmet eylesin.

TİMUÇİN TANARSLAN EBRUNUN DERVİŞİYDİ

Bekir Soysal (Grafik sanatkârı, ebrucu, yazar)

Timuçin Bey’le berat hazırladığım yıllarda, sanırım 1990 yılının başlarında tanıştım. Beratların etrafını ebruyla tezyin etmek istiyordum. Kendisinden bir miktar ebru satın aldım. Kendisiyle teşrik-i mesaimiz, dostluğumuz böylece başlamış oldu. Vefatına kadar da devam etti.

Timuçin Hoca’dan belirli aralıklarla ebru alıyordum. Sanırım bir tek bana ebru satıyordu. Bundan rahatsız olduk. “Sana ebru yapmaya yetiştiremiyorum. Çok sıkıştırıyorsun. Gel sana ebru öğreteyim. Zaten elin de yatkın, resim yapıyorsun, grafikle meşgul oluyorsun, ebruyu yapamaman mümkün değil” dedi. Ben her ne kadar “Herkes en iyi bildiği şeyi yapsın” dediysem de kâr etmedi. Bu şekilde ebru öğretti.

Zaman zaman evinde onun teknesinde çalışıyordum. Uzun yıllar sürdü. Daha sonra onu İstanbul’daki dostlarımla, Hüseyin Yalçınkaya ile ve diğer arkadaşlarımla tanıştırdım.

Ebru sanatına yaptığı katkılar hakkında neler söylemek istersiniz?

Bana göre Türkiye’nin en iyi ebrucularından biriydi o. Mustafa Düzgünman Hoca’dan eğitim almıştı. Çılgın bir ebru sevdalısıydı; ebrunun dervişiydi. Ebruya çok şey kattı.Ebrunun boya ve kimyasıyla ilgilendi. Geleneksel ebru boyalarının kullanılması yönünde önemli çalışmalara imza attı. Toprak menşeli boyaları geliştirdi. Pigmentleri alıp toprakla karıştırıp içine kimyasal unsurlar ilave edip boya yapıyordu. Uygun kil bulabilmek için Anadolu coğrafyasını karış karış dolaştı. Ege’den, Çukurova’dan, Karadeniz’den kil örnekleri aldı. Her kil toprak boyada iyi netice vermiyordu çünkü. Böylelikle ebruda geleneksel boyanın, toprak boyanın yeniden ihya edilmesinde öncü oldu.

EBRUNUN DERVİŞİYDİ

Dervşti, ebrunun dervişiydi. Ebrularını umumiyetle hediye ederdi. Kendisinden bir tek ben ücreti mukabilinde ebru alırdım. Buna müsaade etmedi. Ebru öğretti bana.

Ülkemizi yurtdışında örnek bir şekilde temsil etti. Kültür Bakanlığı yurtdışında sergiler, tanıtım günleri düzenlerdi. Oralarda ülkemizi yarı aç-yarı tok temsil etti.

Mükrim bir adamdı. Hediye kabul etmez, herkese hediye verirdi. Ankara’da mukimdi. Ankara’ya şehir dışından gelen talebelerini evinde misafir eder, onlara yedirir, içirirdi. Farklı bir insandı. Kibir nedir bilmezdi. Kendini, ismini, nefsini hiçbir zaman ön plana çıkarmadı. Vefat edinceye kadar bu hususiyetlerini korudu. Çok talebe yetiştirdi. Talebeleri vefatında hocalarını yalnız bırakmadı. Cenaze namazında Ankara Karşıyaka Camii’ni öğrencileri ve ebru dostları doldurdu.

Yurt dışında açtığı sergilerde, Kültür Bakanlığı’nın organizasyonuyla yapılan organizasyonlarda teknesinin içinden çıkan ebruları satmayı hiç düşünmezdi. Frankfurt Kitap Fuarı’na İslam Seçen ve Muhittin Serin ile birlikte katılmıştı. Orada tekne açtı. Kendisini ilgiyle seyreden yabancı yüzleri gözüne kestirip çıkardığı ebruyu hemen hediye ederdi. Oysa aynı organizasyonda ebru teknesi açan başka ebrucular teknelerinden yalap şalap çıkan ebruları ciddi ücretlerle pazarlıyordu. O ise hediye ederek mutlu oluyordu.

Ankara’da babasından kalma bir sahaf dükkânı vardı. Ankara’nın en meşhur sahafıydı. Ehl-i insaf bir sahaftı. Sahaflıkta insaflıdavranmak zor bir iştir. Çünkü meraklısı, koleksiyoner, kitap kurdu nadir bir yazmaya/esere hangi baha biçilirse biçilsin almak ister. Çok makul karlarla kitap satardı. Gözüne kestirdiğine kitaplarını hediye ederdi. Ebru sevdasına düştükten sonra da zaten gözü kitap falan görmedi. Bilahare tüm kitaplarını İSAM’a hibe etti.

KENDİNİ EBRU İLE İFADE ETTİ

Kendini ebru ile ifade etti. Hayatını ebruya adadı. Belki böyle yapınca ailesinden mahrum kaldı. Özellikle evin içinde ebru yapmak zordur. Evde ebru yapmak her kadının razı olacağı bir şey değildir, malum ebru çevreyi kirletir. Titiz hanımların hoş göreceği bir şey değildir.

Ebru sanatına dair ne biliyorsa, üstadı Mustafa Düzgünman Hoca’dan ne öğrendiyse talebelerine öğretti, bildiklerini yanında götürmedi.Bu itibarla da hakkını vereceğine inandığı öğrencilerine ebru sanatının sırlarını aktardı. Her öğrencisine bir hünerini aktardı, boya yapımını birine öğretti, bir diğerine özel ebru tarzlarını öğretti. Kumlu ve neftli ebrularda özel geliştirdiği teknikleri vardı. İnşallah öğrencileri de onun gösterdiği yoldan giderek hayırhâh olurlar.

Kendini hiçbir zaman ön plana çıkarmadı, sürekli mahviyetkâr davrandı, şöhret peşinde koşmadı. Bu itibarla kendini aşmış bir insandı.

Sert mizaçlıydı. Ama dostlarına karşı oldukça müşfikti. Haksızlığa ve aymazlığa karşı çok sertti, dostlarına karşı anlayışlı ve munisti.

Müdanaasız bir adamdı, hep verdi kimseden bir şey kabul etmedi

Ebruyu Türkiye’de, bir adım öte dünyada kâğıt dışında başka zeminlere taşıyan ilk ebrucuydu. Çiniye ebru aldı. Kütahya’dan çini büskivilerini alır, bunların üzerine ebru alır, daha sonra fırınlatırdı. Çininin insanoğlunun yaşadığı her alanda yer alması için gayret gösterdi, ama olmadı. Netice itibarıyla çini makinayla yapılabilecek bir şey değil. Tekneyle sınırlı. Ebruyu tekneden kaldırmanız gerekir.

Ebruyu bin bir zahmetle Mustafa Düzgünman’dan öğrenmiştir. Mustafa Hoca İstanbul’da; o Ankara’da. Hafta sonlarında otobüse binip İstanbul’a geliyor. Sabah erken saatlerinde hocasının evinin önünde beklemeye başlıyor. Hocası ilk başlarda bu durumdan muzdarıp oluyor “evladım, Ankara’dan gelip-gitmek zor, hem sonra ebruyu öğrensen de ne yapacaksın. Ebrudan para kazanamazsın. Buraya gelip gittikçe oradaki işinden de olursun” cümleleriyle Timuçin Tanarslan’a ebru öğretmek istemiyor.

Mustafa Düzgünman Hoca’nın hanımı da bu durumdan çok rahatsız oluyor ve eşine azimli talebesine ebru öğretmesi hususunda ricacı oluyor. DüzgünmanHoca da talebesinde böylesi bir aşk-şevk müşahede edince ona ders vermeye başlıyor. Ebrunun sırlarına vakıf olduğunu gördüğünde de bir ez ebrusu yaptırarak, bu ebrunun kulağını kırarak icazet mahiyetinde bir cümle yazıyor ve imzasını atıyor. Kanaatimce Düzgünman Hoca’nın verdiği ilk ebru icazeti odur.

Timuçin Hoca ebru öğrenince bunu Ankara’daki dostlarına, öğrencilerine ve devlet erkânına da öğretmek için elinden ne geliyorsa onu yapıyor.

İNSANA HİZMET ETTİ

Timuçin Tanarslan hizmet ehli bir zattı. İnsana hizmet etti. Gönlü geniş bir insandı, ihtiyacı olan hemen herkese yardımcı olurdu,gönlü geniş paraya değer vermezdi.

Hocası Mustafa Düzgünman’ın mezarını ebrulu çinilerle tezyin etti.

İki duası vardı. Biri “YaRabbı beni insanlara hizmetten geri bırakma”şeklindeydi. Bir de “Ya Rabbi beni elden ayaktan düşürme, yatağımda öleyim, kimseye muhtaç olmayayım” diye dua ederdi. Duaları kabul oldu, insanlara hizmet etti ve kimseye zahmeti olmadan teslim-i ruh eyledi.

SANATKÂRIN KIYMETİ VEFAT EDİNCE ANLAŞILIYOR

Mehmet Düzgün (Ebrucu)

Timuçin Tanarslan’ın ebru sanatımızda emekleri çok büyüktür. Bugün ebrucuların teknelerine attıkları boyaların her damlasında onun el emeği göz nuru vardır.

Ebru sanatında devamlılığı sağlayan zattır o. Timuçin Hoca, ebruculuğumuzu merhum Mustafa Düzgünman’ın bıraktığı yerden devam ettirdi. Ebrunun kopma noktasında olduğu yerde ailesinden ve sahaflık mesleğinden fedakârlık yaparak büyük çaba ve özveri ile bu yola baş koydu. “Geleneksel ebruculuğumuzu yaşatacağım, bildiklerimi de herkese öğreteceğim” diyerek yola çıktı.

Hocamız başladığı bütün çalışmalarını titizlikle devam ettirir, başarılı bir sonuca ulaşmadan bırakmazdı. Düzgünman Hoca’dan ebruculuğu öğrenince; kendi kendine ebru sanatını yaşatacağına ve gelecek kuşaklara aktaracağına dair yemin etti. O, bu sanat hakkındaki deneyim ve birikimlerini yeni nesle aktaran ve hiçbir ticari kaygı taşımadan icra eden ender hocalardan biridir.

Bu sanatı icra etmesinin yanı sıra; kendine özgü boya ve teknikler geliştirerek ebru sanatı uygulamalarında karşılaşılan problemleri çözme çabası içinde olmuştur.

Kendisini 2008 yılında tanıdım. Kendisiyle Şanlıurfa’da Ebru sanatına başladığım Ömer Sabuncu Hocam vasıtasıyla tanıştım. Bu süreden itibaren kendisiyle çalışmalarıma devam ettim.

Timuçin Tanarslan hocam ebru sanatı konusunda bir derya idi. Kendisini tanıdıkça hayat felsefesine, mütemadiyen ve karşılıksız vermek olan hayat görüşüne hayran kaldım.

Ebru sanatı konusundaki üretme heyecanı ve şevki son nefesine kadar devam etti. Kendisi bu sanatın öğrenilmesinde bir ömrün yetmediğini ifade ederdi. Dolayısıyla bu azmi ve heyecanı hiç sönmedi. Atölyesinde her daim kitre ve boyalar hazır dururdu. Bu sanatı icra eden kişinin de evinde tekne açıp düzenli bir şekilde çalışmasını isterdi…

Ebru sanatının bilimsel olarak incelenmesini ve kesinlikle üniversitelerde kürsü olarak okutulmasını arzu eder ve her fırsatta bunu yetkililere ifade ederdi. Kendisi bu sanatı icra ederken benlik ruhundan uzak kalıp, göz önünde olmayı hiçbir zaman istememiştir. Bu konuyla ilgili en iyi örnek; 2014 Kasım ayı UNESCO toplantı açılışında geçmişteki ve gelecekteki ebrucular adına konuşma yapmıştır.

Hocamız ebru konusunda çok ciddi eğitim aldı. Ebruculuğu kaynağından; Mustafa Düzgünman’dan öğrendi. Ve o bu geleneği sürdürmek için büyük bir çaba ve özveri sarf etti. Ebruyu farklı alanların üzerinde, çinide de denedi. “Bu türden denemeler nasıl bir hüsn-ü kabul görecek bilemiyorum. Zamana bırakmak lazım” derdi.

MÜNZEVİ BİR HAYAT YAŞADI

Hocamız münzevi bir hayat yaşadı, kendi kabuğuna çekilmişti.

TRT’den belgesel teklifleri gelirdi, bunların hiçbirini kabul etmez, genç ebru sanatçılarına fırsat yaratmak için “Gençlerle yapın” derdi.

Ülkesi ve değerleri için çalışan bir insandı. En büyük arzusu ise; bu milletin kültürel mirası olan olan Karahisari Mushaf-ı Şerif’ini akkase olarak yapmaktı. Bu uğurda hocamla birlikte epeyce çalışmalarımız oldu. Birlikte Klasik Türk Sanatları Vakfı’na gittik. Projesinden bahsetti. “Kalıplarını bana verin. Siz tıpkıbasımını yapıyorsunuz, biz de kalıpları akkaseye aktaralım, Mushaf’ı ebru tekniğiyle hazırlayarak, gelecek nesillere emanet bırakalım” dedi. 4-5 yıl sürecek olan bu çalışmanın tüm masraflarını da kendisi üstlenecekti.

Timuçin Bey’in bu projesinden büyük bir şirket haberdar oldu. Hocama gelip “Sponsor olmak istiyoruz” dediler. Hocam hemen reddetti. Kendi boğazından kısarak projeyi tamamlamak istiyordu. Onlara “Ben Mushaf-ı Şerif’i ebru tekniği ile yapmaya muvaffak olursam bunu ne Cumhurbaşkanlığı’na vereceğim ne de başka bir yere! Ben bunu İSAM Kütüphanesi’ne bağışlayacağım” dedi.

Klasik Türk Sanatları Vakfı kalıpları, negatifleri Hocama vermedi “Başbakan’dan (Recep Tayyip Erdoğan Bey’den) izin alın” dedi. Başbakanlığa birçok kez gittik ama kendisine ulaşamadık; koruma müdürünü ulaşamadık. Maalesef ülkemizde sanatçının kıymeti öldükten sonra anlaşılıyor.

EN BÜYÜK HAYALİ KARAHİSARİ MUSHAFI’INI AKKASE TEKNİĞİYLE ÜLKEMİZE KAZANDIRMAKTI

Haliyle bu durumdan müteessir oldu. Böylelikle suyun üzerine yazılacak olan ilk Mushaf-ı Şerif’ten bu toprakların insanları mahrum kalmış oldu. Hocam girişimlere de başlamıştı. Bin civarında zemin ebrusu yapmıştı. Her bir sayfanın zemin ve kenar ebruları birbirinden farklı olacaktı. Mushaf’ın her bir sayfası ayrı bir ebru rengine bürünecekti. Karahisari Mushaf’ında her bir sayfasın tezhibi diğerlerinden nasıl farklıysa ebru tekniğiyle yapıldığında da farklı farklı ebrularla hiçbir sayfa bir diğerine benzemeyecekti. Hocam bu hususta çok emek harcadı. Dediğim gibi 1000’den fazla zemin ebrusu yaptı. Bunlar şu anda hocamın evinde. Allah ömür verirse biz devam etmek, tamamlamak isteriz.

Hocamızın aslında bu türden; Esma’ül-Hüsna, Fatiha Suresi, İhlâs Suresi, Asr Suresi gibi pek çok çalışmaları vardı. Bazı duaları ve hikmetli sözleri akkase tekniğiyle kâğıda aktarmıştı. Özellikle rahmetli olmuş hattatların yazılarını akkase yapardı. Kendisi bu konu hakkında şunları ifade ederdi. “Her eve bir ayet girsin, rahmetli olmuş hattatlarda yad edilmiş olur.” Evine gelen hiçbir kimseyi boş döndermez mutlaka bir ayet hediye ederdi. Yaptığı akkase ebrulara imza atmazdı, “O hattata saygısızlık olur” derdi.

Allah kendisine rahmet eylesin. Ömrümüz olursa çalışmalarını kaldığı yerden devam ettirmek isteriz.

TEVAZU ÖRNEĞİ BİR SANATKÂR: HOCAM TİMUÇİN TANARSLAN

Ömer SABUNCU (Ebrucu)

Kültür ve Turizm Bakanlığı 2003 yılında Hocam Timuçin Tanarslan’ı ebru sanatı hakkında seminer vermek, sergi açmak ve sanatı tanıtmak yapmak üzere Mardin, Diyarbakır ve Şanlıurfa’ya göndermişti. O zamanlar Hattat Mehmet Memiş Hocamızdan icazetli Hattat Mustafa Kaçar Hocamızla hüsn-i hat meşk ediyor, hat levhalarımızı murakkalarken kenarına koymak üzere ebru ihtiyacımız oluyordu, kendi imkânlarımızla ebru çalışıyorduk. Diğer illerde bu sanatla ilgili kimseyi bulamayan Timuçin Hocam Şanlıurfa’ya gelince Ebru Sanatı ile ilgilenen olup olmadığını sormuş, beni söylemişler “çağırın gelsin” demiş. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden beni aradılar, hemen koştum. Çok heyecanlıydım, Türkiye’nin ilk icazetli ebrucusu karşımda duruyordu. Elini öpmek istedim vermedi, elini öptürmezdi.

Yaptığım ebruları görmek istedi. Sonra bana hayatımda dönüm noktası olacak bir teklifte bulundu: “Ömer, Ankara’ya gel, seni evimde misafir eder sanatı da öğretirim, hiç bir ücret de istemem, burada sen de bu sanatı başkalarına öğretirsin.” dedi. Amacı, sanatın Doğu’da tanınması, bilinmesi, gençlerin sanatla uğraşmaları, sanatın doğru bilgiyle yayılması, gelecek nesle aktarılmasıydı. Böyle bir teklifi hayal bile edemezdim. Çok sevinçliydim.

Hocam Urfa’da seminerler verip bize “ilk eğitim” diyebileceğimiz bilgiler aktardı. Bunların hiçbir yerde yayınlamadığım videolarını hatıra olarak hâlâ saklar, bazen izlerim. Hocamı Ankara’ya yolcu ettikten kısa bir süre sonra dayanamadım Mustafa Kaçar Hocamın cesaret vermesiyle kendilerini aradım. Hemen Ankara’ya gelmemi istedi. İlk gidişte Mustafa Çalkayış’la beraber gittik. Daha sonra yalnız gittim. Bize temel bir eğitimin yanı sıra sonradan daha iyi anlayacağım sanat ahlâkını da vermeye başladı.

EVİNDEKİ ATÖLYESİ MANEVİ BİR EBRU MEKTEBİYDİ

Çalışmalarımız iki yıl kadar böyle devam etti. Ebrularımı bazen postayla gönderdim, baksın diye; 2-3 ayda bir de bizzat Ankara’ya giderek hem ebrularımı gösterdim hem de yeni bir eğitim almaya devam ederdim. Biz, Hocamızdan sadece ebru sanatını değil; hayatı tanımanın, tevazuunun, alçak gönüllülüğün, cömertliğin, başkalarını kendi nefsine tercih etmenin de eğitimini aldığımızı fark ettik daha sonra… Onun evi, atölyesi bir mektepti âdeta…

Bir süre sonra bana ebrularımdan birkaç tane ile özgeçmişimi Kültür ve Turizm Bakanlığı’na göndermemi istedi. Toplanan bir komisyon bizim ebru hocalığı yapabileceğimize karar verdi ve sanatı gelecek nesle aktarmaya başladık. Hocamın ilk arzusu gerçekleşmişti, çok mutluydu fakat “Bu sanat üniversitelere girmeli, yaygınlaşmalı” diyordu. Yıllar sonra Ebru Sanatının Harran Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne Anabilim Dalı olarak konulduğunu ve İlahiyat Fakültesi’nde ders olarak okutulacağını, söylediğimde sevinci görülmeye değerdi. Doktora yaptığım fakültede aynı zamanda 4-5 yıldır ebru dersleri vermekteyim. Hocam “Bu da yetmez, Mustafa Düzgünman Kürsüsü oluşturulmalı, Hocanın adı üniversitede sanatla ilgili bir yere verilmeli” diyordu. Bu isteğinin gerçekleştiğini göremedi ama inşallah üniversitede Hocası adına bir kürsü oluşturmak bize nasip olur.

Hocamızın sayesinde il birinciliklerinin yanı sıra 2009 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı 15. Türk Süsleme Sanatları Yarışmaları “Ebrû Dalı”nda Başarı Ödülü aldım. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türk Süsleme Sanatları Sanatkârı, Ebru Dalı “Sanatçı Tanıtma Kartı” sahibiyim.23-29 Kasım 2014 tarihleri arasında Hocam Timuçin Tanarslan ile UNESCO Genel Merkezi’nde Ebru Sanatı’nda “Usta-Çırak” olarak Türkiye’yi temsil etmekten şeref duydum. Bunlar Hocamla yaşadığım güzelliklerden bazıları…

EN BÜYÜKHAYALİ KARAHİSARİ MUSHAF’INI EBRU OLARAK ÜLKEMİZE KAZANDIRMAKTI

Şanlıurfa’da öğrencim Mehmet Düzgün’ün tayini Ankara’ya çıkınca onu Hocamla tanıştırdım. Mehmet, hem Hocamdan ders almaya başladı hem de Hocama sadık bir öğrenci olarak manen destek oldu. Hocam, benden sonra Mehmet’e de icazet vererek bizleri onurlandırdı. Bir öğrencimin de benim aracılığımla Hocama öğrenci olması ve icazet alması beni çok mutlu etmişti. En büyük hayali Karahisari Mushafı’nı yazılı ebru olarak ülkemize kazandırmaktı. Allah ömür verirse biz devam etmeyi, tamamlamayı arzu ediyoruz.

Yılda birkaç defa Hocamı ziyarete giderdim. Her gideceğimde beni arar “Nerdesin, niye geciktin, yemek soğudu” der ve bendeniz evlerine ulaşıncaya kadar da heyecanla beklerdi. Her zaman kendi elleriyle yemek yapar, gelen hediyeleri başkalarına, komşularına dağıtırdı. Çok cömertti. İkrama mutlaka karşılık verirdi. Gittiğim ilk gece saatlerce sohbet ederdik. Sanatla ilgili yaptıklarımı sorar, getirdiğim ebrulara bakar, sık sık bize fırça atardı. Şimdi fırça atmasını da özledik. Mekânı cennet olsun.

Paris’e UNESCO Genel Merkezi’ne “Usta-Çırak” Olarak Beraber Gidişimiz

2014 yılı Ekim ayında Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan aradılar. Usta-Çırak olarak Hocam Timuçin Tanarslan’la birlikte 23-29 Kasım arası UNESCO Genel Merkezi’nde Ebru Sanatında Türkiye’yi “Usta-Çırak” olarak temsil etmemizi teklif ettiler. Hocamla 12 yıldır usta-çırak olarak bu sanatı, gençlere, gelecek nesle aktarmaya çalıştık. Hocam, Türkiye’nin ilk icazetli ebrucusu, 41 yıldır bu sanatı icra etti ve günümüz için söylemek gerekirse en eski ebru üstadıdır merhum hocamız. Bizim seçilmemiz ömrünü bu sanata adamış Hocam ve benim için çok mutluluk ve gurur verici oldu.

Üç ayrı yerde sanatımızı tanıtmak için seminer verip ebru performansı gerçekleştirdik. Bunlar Büyükelçiliğimiz, Paris Dışişleri ve UNESCO Genel Merkezi’ydi. Somut Olmayan Kültürel Miras Hükümetlerarası Komite toplantısında ebru sanatı dünyanın ortak mirası olarak kabul edildikten sonra Hocam Timuçin Tanarslan duygulu bir teşekkür konuşması yaptı; ayakta alkışlandı. Unesco’da diğer ülke temsilcilerine ve izleyicilere ebrunun nasıl yapıldığını gösteriyor ve yaptığımız ebruyu onlara hediye ediyorduk. Çok heyecanlı ve duygulu anlar yaşandı. Orayı tanımaya gelen çocuklar ise sanatımızı hayranlıkla izlediler.

Hocamla Paris’te yaşadığımız hatıramı paylaşmak isterim.

Paris’te otel resepsiyonundaki görevlinin Arap olabileceğini tahmin edip selam verip Arapça konuştum, Hocamı tanıttım. Görevli Türkiye’yi çok sevdiğini, sanatkârlara saygı duyduğunu söyleyip heyecanla bize kahve ikram edince Hocam bana “Ömer koş bir yazılı ebru getir” dedi ve gence hediye etti. Niye böyle yaptığını sorunca “Bu bizden menfaat beklemeden saygı gösterdi, ikramda bulundu. Asıl böylelerine hediye vermek gerekir” diyerek bize önemli bir ders vermişti.

Bir de UNESCO Genel Merkezi’nde ebru yaparken siyahî biri sanatla çok ilgilenince Hocam yıllar önce bana Urfa’da söylediğini tercüman aracılığıyla ona da söyledi ve Ankara’ya davet etti: “Gel, evimde kal, ye iç, sana sanatı da öğreteyim, git ülkende yap, bu sanatı tanıt ve para kazan” dedi. Bana “Ömer bırak ebru yapmayı, adresimi ve telefonumu yaz bu arkadaşa ver.” dedi ve ona bir şeyler anlattı. Bu oradaki herkesi duygulandırmıştı. Hocam Paris’te bile bu sanatın tüm dünyaya yayılması için gönülden çabalıyordu.

Dua Ettiği Gibi Göçtü Bu Dünyadan

Ankara’ya Hocamı her ziyarete gidişimde birkaç gün kalıp Hocamla sohbet etme fırsatı bulurdum. Bana çoğu defa ölümden korkulmaması gerektiğini, önemli olanın doğru yaşamak olduğunu anlatırdı. Kimseye muhtaç olmadan ruhunu teslim etmek isteğinin en büyük duası olduğunu söylerdi. Sadece yakınlarının değil ücretli bir bakıcının bile başında, hizmetinde olmasını istemiyordu son anlarında, duasıydı bu ve öyle de oldu…

Hocam vefatından birkaç gün önce ani bir kararla memleketine gitmiş, eş-dost ve akrabalarıyla görüşmüştü. Kendisini arayıp geleceğini söyleyen oğlu Timuçin’e memlekete gideceğini ve filan gün döneceğini o zaman gelmelerini söylemiş. Ankara’ya dönen Hocam bir gün sonra âdeti olduğu üzere öğlen sonrası biraz uyumak için yatağına yatmış ve bu onun son uykusu olmuş, oğlu Timuçin onu yatağında vefat etmiş halde bulmuştu. Bunu duyunca Hocam helalleşmeye gitti ve dua ettiği gibi başında kimse olmadan, kimseye sıkıntı vermeden ruhunu teslim etti diye düşündüm.

Şanlıurfa’da Hocamın vefat haberini duyduğum gibi Ankara’ya hareket ettim. Bize öğrencisi olarak Hocamın yıkamasına dâhil olma ve cenaze namazını kıldırma müsaadesi veren ailesi ve yakınlarına Hocama son vazifemi yapabilme imkânı verdikleri için teşekkür ediyorum. Kendisi nasıl Hocası Mustafa Düzgünman’ın kabrini yapmışsa müsaade edilirse kabrini de oğlu Timuçin ve Mehmet’le yapmayı arzu ediyorum.

Hocamı sevenlere, cenazesine katılanlara, emeği geçenlere ve sanatkâra vefa duyan İbrahim Ethem Gören Bey’e teşekkür ediyor, yakınlarına sabır, Hocama da Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânın cennet olsun Hocam.

Timuçin Tanarslan (1943-2015)

1943 yılında doğdu. İlk orta ve lise öğrenimini Adana ve Mersin’de tamamladıktan sonra 1970 yılında Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden mezun oldu.

Baba mesleği olan sahaflığı yaparken ebru sanatı ile tanıştı. 20 yıl kadar Ankara’da “Ebru Kitabevi”ni işletti.

O dönem kaybolmaya yüz tutmuş sanatlarımızdan olan ebruyu, destansı bir alâka ve ihtirasla Ankara-İstanbul arasında mekik dokuyarak hocası Mustafa Düzgünman’dan öğrendi ve icazet aldı.

Ebru tarihinde ilk kez çiniye ebru aldı ve birbirinden farklı karolar oluşturdu.

Türk kültürünü ve sanatını su yüzünde aksettirdi ve levhalar halinde ölümsüzleştirdi.

İbrahim Ethem Gören

22 Nisan 2015 /Dünya Bülteni