…TEPETAKLAK…ÇAKILMAK….

 

 

”Biz zengin olma hastalığını yendik.” demiş Tuncel Kurtiz.

” Evet ben onunla aynı yerde doğdum ama aramızdaki benzerlik buraya kadardır.Çünkü İskender dünyayı fethedeyim der iken kendin vatanını unuttu.Ben vatanımı  asla unutmayacağım.Ben vatanımı savunmak ile meşgulüm.” der  Atatürk ,kendisinin Büyük İskender ile aynı toprakta doğduğu hakkındaki görüşlerini merak edenler..Evet, ”karşılaştırma buraya kadar  olabilir.” demişti.

İnsanların hayalleri vardır.Bazen hayallerii gerçekleştirmek için gerekli olan fırsatları yaratmasını bilirler,bazen bunun için hırslarına yenilip bütün düşüncelerini  bu konu üzerine odaklaştırıp gerçekleşmesi için bütün  enerjilerini bu yöne harcarlar.Hiç bir mutsuzluk o hayalin  gerçekleşememesi düşüncesinin yanında acı vermez ve ideallerinin peşinde koştururlar,bazen şanstır ”her insanın isteyeceği” türünden fırsatlar insanın karşısına çıkar ve bir basamak daha yükselmek için çabalarlar.

İnsanların basit bir marangoz iken ve kendisini geçindirecek kadar kazanabiliyor iken veya bir işyerinde bir ustabaşı iken mesleğinde ilerleyip kendi işinin sahibi olmasına sonrasında da o hususta gittikçe ilerlemesine  toplumbilimde dikey geçiş denilmektedir.

Bu geçişlere mekanik  bir bakış açısı ile yaklaştığınız zaman  bunu bir başarı hikayesi olarak yazabilirsiniz.Sistem de başarının tanımını ele aldığım zaman bunu ben de bir başarı hikayesi olarak yazabilirim.Ne kadar güzeldir,marangozdur oradan çok çalışıp daha büyük bir mobilya atölyesi kurmuştur,daha da devam ederek  ” kendi mobilyalarımı ne için kendim satmayayım ki ” deyip  hem kendisi üretmeye hem de kendi ürettiklerini pazarlamaya başlamıştır.Daha sonra  mobilya mağazaları zinciri kurarak  atölyesinde çok daha fazla çırak yetiştirmeye,mağazalarında ise daha fazla elemana ekmek vermeye başlamıştır..Bu elbette ki bir başarıdır.

 

Bu kısa entelektüel tanımdan sonra  babamın anlattığı hikayelerden birisine  geçeyim..Hikaye şöyle  :

”Evli bir adam her gün bir yumurta satarak hayatını geçindirirmiş.Eşi ile çok mutlularmış.Alacaklarını,borçlarını bilir,ayaklarını o yumurtaya göre uzatır, güzel güzel yaşayıp giderlermiş.Üst katta ise ev sahibi yaşarmış.Evlerinden kavga ve gürültü eksik olmazmış.Ev sahibi çok zenginmiş.Gelin görün ki bu kadar zenginliğe rağmen hiç huzurlu denebilecek bir yaşamları yokmuş.Bir gün kiracısının evindeki sessizlik ve huzur ev sahibinin dikkatini çekmiş.”Hanım” demiş,”izle ona ne edeceğim.”

Kiracısının kapısını çalarak ona on tane yumurt vermiş. ”Al” demiş ” benden sana bir hediyedir.Bunları sat ve  ailen ile daha güzel bir yaşam sür.” Sevinç ile kabul etmiş kiracı.O gün on tane yumurta satmış elbette ki daha fazla kâr etmiş. ”Bu kârın bir kısmını bir kaç yumurta daha almak için kullanabilirim.” demiş ve böylece macera başlamış.Macera başlamış başlamasına da zaman geçtikçe evden gürültüler yükselmeye başlamış.Kiracı hanımı bir sohbet için yaklaşmaya kalktığı zaman ona hesap yapıyorum işim var ” diyormuş..Çocuklar ” baba” diye yaklaştığında h..s..tir görmüyor musunu işim var ,hesap yapıyorum ” demeye başlamış.Artık aklında daha çok yumurta dükkanı ,hayallerinde tavuk çiftlikleri dolaşıyormuş. Evlerinde huzur namına birşey kalmamış…Ev sahibi  bir gün eşine …

”Gördün mü hanım on yumurta ile anasını …” demiş…”

İşte bu ibret verici hikayeyi babamdan çok küçük yaşlarda dinlemişimdir.

Kazanmak, daha çok kazanmak,kazandığın kaybetmemek ve muhakkak ki durursam kaybederim diyerek daha büyük hayallerin peşinde sürüklenmek  bir sistem.

Bunun yanında  bu çark neler kaybettiğinizi düşünmenize fırsat vermeyecek kadar da acımasız bir sistem..

Son yıllarda babamın anlattığı bu hikayenin ne olduğunu, babamın bana bu hikaye ile ne anlatmaya çalıştığını o kadar iyi anlıyor ve anlamdırabiliyorum ki…

Bu dikey geçişin ,elini hiçbirşeye sürmeyen,sadece tanıdıkların başarısı ile övünen birisi olmayarak,sadece izleyen birisi olmayarak,sadece bal tutan parmağını yalar tayfasının içinde olmayarak,bizzat içerisinde olan,bizzat adım adım izleyen,bizzat yıllarca  yaşayan  tek  kişi  olarak söylemeliyim ki  siz bir de bana sorun…Bugünlerde özlemim sadece bu :

 

 

Bu somyalardan bizim evimizde de vardı.Bunun rahatlığını ,sağlamlığını kolay kolay bulamazsınız.Üzerinde istediğiniz gib zıplayabilirsiniz,altına saklanabilirsiniz,kardeşiniz ile saklambaç oynar iken altındaki sepetlerin arkasına saklanabilir ve karanlıkta bulunamayabilirsiniz,yaramaz çocuklardan saklanıp derslerinizi yapabilirsiniz.Kırlentleri ile ev yapabilir,yuva kurabilirsiniz.

Şimdi evime bu somyalardan iki tane yaptırıyor ve kuzine alıyorum…

”Biz zenginlik hastalığını yendik ” diyor Tuncel Kurtiz.

Davulun sesi uzaktan hoş gelir demişler..

Dikey geçerken,ruhların nasıl tepetaklak yuvarlandığını bilmem anlatabildim mi..

Düştüğümde kendimi büyükanneannemin  arka bahçesindeki ayva ağacının tepesinde,odasındaki büyük somyada,kuzenlerle yuvarlandığımız arka odasında,evimizin sobasında,somyasında,haftada bir gün  ailece gittiğimiz çay bahçesinde  buldum..Meğer ne çok zenginmişiz de haberimiz yokmuş..

”Keşke insanlar hayatlarında bir kere çok ünlü,çok zengin olsa da cevabın bu olmadığını anlasa..” diyor Jim Carrey..

” Evet ben onunla aynı yerde doğdum ama aramızdaki benzerlik buraya kadardır.Çünkü İskender dünyayı fethedeyim der iken kendi vatanını unuttu.Ben vatanımı  asla unutmayacağım.Ben vatanımı savunmak ile meşgulüm.” der  Atatürk ,kendisinin Büyük İskender ile aynı toprakta doğduğu hakkındaki görüşlerini merak edenlere..Evet, ”karşılaştırma buraya kadar  olabilir.” demişti.

…Bana sakın paranın bize neler kaybettirdiğini sormayın…

Harcayın…harcayın…harcayın…ohhh….ohhh…..

 

….Ben bunu alayım….

http://www.youtube.com/watch?v=Pu7MjOd0o0Y

 

yalnızlık

 

Yalnızlık hakkında ne çok sözü var bu kalabalığın.Yüzlerce insanın içerisinde yalnızım diye bağıran insanlar…Bütün dostlar,arkadaşlar dönüp bakmıyor bile deseniz olur…Ölüyorum desen inandırmak için ölmen lazım.Ölmeye kalkarsan kan bile bulurlar sana …Bu kadar kişinin bir ağızdan yalnız olması kayıtsız kalınamayacak bir durum.

Yalnızlık güzeldir.Dağlar,ovalar,kırlar,böcekler,hayaller,gerçekler..Yalnızım da demezsin artık..Yalnızlık sevdiğin iş ise ağır gelir kalabalık.Yok kalabalık meraklısı isen ve yalnızım diye inliyorsan beceriksizsin dostum.

Aslında çok zaman yalnızlıktan çok istediğimiz gibi yalnız kalamıyor oluşumuzdur bütün sorun.

Aylarca ve belki de yıllarca inzivaya çekilip yalnız yaşamak istediğin zamanlar olur.Hiç bir sese ve kimseye tahammül edemediğin zamanlar olur.Olmaz.

Derin düşünceler içeren,derin analizlerle yüklü cümleler yazmak istemediğin olur.Sürekli eleştiren insanlar,sürekli dayatan insanlar,sürekli izleyen insanlar,sürekli bahane üreten insanlar ve aslında kendilerinden başka kimseleri umursamayan ancak kolay kitle olabildikleri için çokmuş gibi görünen insanlar.Birçoğu yalnızlıktan şikayetçi ve birbirlerini yalnız bırakıyorlar…

Aslında çok zaman yalnızlıktan çok istediğimiz gibi yalnız kalamıyor oluşumuzdur bütün sorun.

… ve bütün dertleri yeterince  yalnız kalamamaktır hayatta…

Aslında yalnız değilsinizdir de belki de istemediğiniz bir kalabalık vardır  etrafınızda…

Hı ne dersin bakalım…

Yapayalnız olsan şöyle,istediğin zaman kalabalık olabilsen,kimseye bağımlılığın olmadan yalnız kalabilsen ve dilediğin gibi haykırabilsen yalnızlığını..İster bir dağ başına çıktığında,ister bir hamak keyfi yaptığında,ister iş yaşamında özgür ,ister evlilik yaşamında…

diye bodoslama girelim şu konuya…

 

***

***

***

 

BUKOWSKI

 

Cehennem Köpekleri

azdılar yine; sıçrayıp ısırıyorlar,geri çekiliyorlar,etrafımda dolanıp sonra yine saldırıyorlar.

oysa ben kurtulduğumu sanıyordum
onlardan,beni unuttuklarını; ama
şimdi daha da
çoklar.

ve ben daha yaşlıyım
şimdi

ama köpeklerin yaşı
yok

ve herzamanki gibi
etinizi ısırmakla yetinmiyor
beyninizi ve ruhunuzu da
ısırıyorlar

bu odada
etrafımda dönüyorlar
şimdi.

harikulade
değiller; cehenem
köpekleri bunlar

ve sizi de
bulacaklar

şimdi
onlardan biri
olsanız
da.

Charles Bukowski

 

“Devrim isteyenler var, biliyorum, ama isyan sonrasında yeni hükümetinizi kurduğunuzda bir bakarsınız ki yeni hükümetiniz eski baba’nızdır yine, yüzüne yeni bir maske geçirmiştir sadece.”

Charles Bukowski

Bizzat insan ırki üzerine yazarken bile
onlardan uzak kaldığımda kendimi daha iyi hissediyorum;
iki santim uzakta olmak bile iyidir,
iki mil uzakta olmak harika,
iki bin mil uzakta olmaksa mükemmel..

**

”Elimdeki bira ve buz tutmuş hüzünlerim bile, insanlardan daha değerliydi. Toplumu sevmezdim; çünkü sevilecek hiçbir yanları yoktu, menfaat uğruna domalmış kitlelerdi. Kaçık ve saldırganlar arasında yaşıyorduk, derin bir uykudaydık.”

**

“Hiç yalnız hissetmedim kendimi. Bir odada tek başıma kaldım, intiharın eşiğinde.

Kendimi çok kötü hissettiğim oldu, ama hiçbir zaman birinin odaya girip kendimi

daha iyi hissetmemi sağlayacağını düşünmedim ya da birkaç kişinin. Başka bir deyişle,

yalnızlık beni hiçbir zaman rahatsız etmemiştir, çünkü yalnız kalmaya doyamam. Ben

kendimi insan dolu bir odada ya da tezahürat yapan seyircilerle dolu bir tribünde en

yalnız hissederim. Ibsen’den bir alıntı yapacağım: “En güçlü insanlar genellikle

yalnızdır.” Hiçbir zaman içimden, “şuh bir sarışın içeri girip beni düzecek,

taşaklarımı ovacak ve kendimi daha iyi hissedeceğim,” diye geçirmedim. Hayır, onun

hiçbir yararı olmaz. İnsanları bilirsin, “Hey, Cuma akşamı, ne yapacağız? Burda kös kös

oturacak mıyız?” Evet, kesinlikle. Çünkü yok dışarıda bir şey. Aptallık sadece. Aptal

insanlarla fingirdeyen aptal insanlar. Geceye koşa koşa çıkmak gibi bir ihtiyaç içinde

olmadım hiçbir zaman. Barlarda gizlendim, çünkü fabrikalarda gizlenmek istemiyordum.

Hepsi bu. Milyonlarca insan adına özür dilerim, ama ben kendimi hiçbir zaman yalnız

hissetmedim. Kendimden hoşnutum. Bildiğim en iyi eğlence kendimim.”

Charles Bukowski

 

 

BİLGE ZARTUS PARTUS

 

 

 

–   Peki Zartus Partus.İzleyicilerimizden bir  mail aldık .Ve az önce anlattıklarınızdan bir şey anlamadığını ve açıklamanızı daha açık bir şekilde izah etmenizi rica ediyorlar.

-Anlatayım.Bunun daha kolay anlaşılabilir olması için yanımda kod adı Ayşe Teyze olan bi kadının karaladığı boktan bir mektupla onun için çıkardığım zartus partus zart haritasını getirdim.Şimdi daha iyi anlar anasının elini öptüklerim.

Gerizekalılar için yani kısa süreli zart bölgesini aktive edemeyip de dil kullanmak sureti ile çıkarttığımız fonemleri morfolojik aşamaya geçirme  evresinde morfem farkındalık düzeyi düşük olduğundan morfemlerin toplamı morfolojinin aşk yaşadığı bölgedir ki gramer evinde türedikten sonra semantik düzlemde yaratması gereken etkiyi gösterememesi bakımından mütevellit ,duyusal istikrar seviyesi müptezel seviyede dağınık ve kısa süreli flaşh belleği iflas halinde olanlar için kodlayıp depoladığımız ve istikrar sağladığımız informasyonu tekrar kısa vadeli flaşf belleğe geri getireceğim. Bu sefer kortekslerinde moronik faaliyetler gösterdiğini tespit ettiğim zartfanlarıma kısa süreli flash bellek almalarını ve içine iyi kodlayıp hafsala zangırdaması  durumuna alet olmamalarını şeettiriyorum.

Uterusun yansımasının temsili dezonformasyon  paloistosen evresinde geçirdiği milyon ışık hızının toplamının ikiye bölünmesi sonucu olarak zartiyus partiyus gezegeninin sekizinci boyut sandığımız boyutta döllendiğini sanmamız sonucunda ışınlanmanın getirdiği morgazım etkisinin de hesap sandığımız hesaba katılmasıyla ortaya çıkan hörptus kartus canlısının ,çevrektus faciyus efektisiyle nörosal zartiyetlerde evolasyon şeyettiremeyişus bakımından yardım babında ve niyetinde anasına avradına sövdüriyus…

Bunu pekiştirelim :

 

Kod adı Ayşe teyzenin zart haritası olduğu için bu noktada kod adı Ayşe teyzenin zart sırlarının ortaya çıkmaması bakımından  keyif dönemlerinin eksikliklerinin ve kod adı Ayşe teyzenin bilinçaltında ne kadar çok kozmik çöplük taşıdığını anlatmayacağım.Haritada kabaca bir kozmik ışınlanmanın değişik renkli evrelerinde 1. ev mavi ışındır ve altmavi ve üst mavidir 2. ev sarı ışındır 3. ev mor ışındır 4. ev zor ışındır.bunların tümüne birden zart-part ışınları diyoruz.1. evde görülen büyük bir altüst çaprazlamanın sonucunda negatif ışınlamalarla bütün tüm evler renksiz ve soluktur.Yetersiz yemleme sonucunda mavi ışık bölgesi İşte bu noktada ananus avradınus diyorus.

– Hmmm çok etkileyici zartus partus.Peki elbette kod adı Ayşe teyzenin özeline girmek istemeyiz ama zartus alanının üst kısmında bir nokta var o noktanın hiç olmaz ise bir yorumunu alabilir miyiz sizden izleyicilerimiz de eminim ki merak etmişlerdir.

 

– O nokta alanı.Belirsizlikleri,gezegenler arası foton farkının çekirdek döllendiği alanı ifade ediyor.Bu arada gözünüzü şaşı yapınca kaç görüyorsunuz.İşte bu nokta çok önemlidir.Neden virgül değil de nokta değil mi..İşte burada dört ışınlı tepegöz mü iki gözlü nokta nın ta..

BİLGE ZARTUS PARTUS

 

Sevgili ZARTUS PARTUS öğretinizi bize biraz açıklar mısınız.İzleyicilerimiz elbette ki bu yeni öğretinin ne olduğunu merak ediyorlardır.

– Tabii ki  açıklayayım : Uterusun yansımasının temsili dezonformasyon  paloistosen evresinde geçirdiği milyon ışık hızının toplamının ikiye bölünmesi sonucu olarak zartiyus partiyus gezegeninin sekizinci boyut sandığımız boyutta döllendiğini sanmamız sonucunda ışınlanmanın getirdiği morgazım etkisinin de hesap sandığımız hesaba katılmasıyla ortaya çıkan hörptus kartus canlısının ,çevrektus faciyus efektisiyle nörosal zartiyetlerde evolasyon şeyettiremeyişus bakımından yardım babında ve niyetinde anasına avradına sövdüriyus…

 

ZARTUS PARTUS

 

 

Pekiyi hayatınızda geldiğiniz şu düşünsel evrede vardığınız en gerçek noktayı bir cümle ile özetlemenizi istesem Bilge  Zartus Partus ?

” … Bilseydim bu kadar gerizekalı olduğunuzu ananıza avradınıza  sövmeye en baştan başlardım …”