…Galiba aşk bilmem o da ne ki…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

”Onların önüne geçen engelleri düşündüğüm zaman  aşık olduklarında,sevdiklerinde ve bunun için kendilerine dayatılan tabularını yıktıklarında ,bizden kat kat cesur olduklarını düşünüyor ve karşılarında ezildiğimi hissediyorum.Onlar sevdiklerinde bizim ile kıyaslanamayacak kadar cesur olurlar…Bizim ile kıyaslanamayacak kadar fedakar olurlar…Bir kadın tarafından gerçekten sevilen bir erkek dünyanın en şanslı erkeğidir..Onun için bütün tabularını yıkabilen bir kadın ise o kadını tanrılaştırır adeta..Ve kadın tanrılaştığı zaman erkeğin de kendisini tanrı gibi  hissetmesi kaçınılmazdır..Ama şeytan hep bizimledir.”

***

Birlikte alışveriş yapıp,kucaklarında dolu kesekağıtları ile marketlerden arabalarına doğru telaş içerisinde yürüyen,koşturan sevgililer ile dolu  filmler de ya da birbirini senelerce görmeyen  ve gördüklerinde  sarmaş dolaş sarılan sevgililerle dolu olanları gördüklerinde  onların nasıl  içlendiklerini görebiliyordum.Eminim o an akıllarından ya hayatlarında çok sevmiş oldukları  birisi geçiyordur ya da sizinle olan birlikteliklerinin de  film sahnesi ile aynı nitelikte devam etmesini istiyorlardır.Bizim için hiç bir önemi olmayan belki bir gün bir sohbette son zamanlarda kaç tanesi ile birlikte çıktığınıza dair  hesap yaparken sadece bir parmak değerinde olan kızlar ilk de olsanız son da olsanız sizin ile birlikte güzel bir hayal kurarlar..Size dair bir düşleri muhakkak vardır ve gerçekleşmeyen her düş bir yıkım.Kimisi için hayallerinin prensisinizdir,kimisi için ise artık güvenilmeyecek mahluklardan biri..Tedbirliler hemen anlaşılır..Bizden birisi belki bir zaman  onların güvenini yıkmıştır.Ama onlar henüz güvenleri hiç yıkılmadığı zamanlarda da bizlerden birisinin bir gün onların güvenini yıkacağını bilerek yaşarlar zaten.Hakkımızda hiç  kişisel tecrübesi olmayanlar dahi konuşmaya başladı mı  kuracak birçok cümle bulur..Ayrılsalar bile tek kadın olmak onlar için önemlidir.En azından bir kişinin hayatının tek kadını olduğunu bilmek rahatlatır onları..Rakipleri sevmiyorlar kızlar..Bunu çok belli etmeleri de bizim işimize gelir.İstediğimi yapmak hakkını bulan biz erkekler onların bu zaafını olumsuza çevirmekte de başarılıyızdır.Onlar ise bizim kıskançlıklarımız için şekil değiştirmekte  sakınca görmezler önceleri….Biz ise onların kıskançlıklarını bile  onları kızdırmak için artı puana çevirmeyi başarabiliriz.Çok mu genel..İnsanların birbirinin zaaflarını kullanmaktaki üstün başarıları her zaman takdire şayan olmuştur.Biz bunu biraz daha itiraz istemem ! şeklinde yapıyoruz..Onlar da  bir süre sonra  değişiyorlar zaten..Birgün sakınca görmeye başlıyorlar..Tek taraflı  olmuyor.

Serap’ta çok kıskançtı,Burçin de çok kıskançtı ve hepsi de çok kıskançtı.Bir de büyükler vardır.Büyükler kıskançlık krizleri için iyi birer uyuşturucu tablet görevi yaparlar.Örneğin Serab’ın en sık kullandığı  yıllanmış ilacın prospektüsünde şu yazıyordu :Bu ilacı içer isen diğerleri çatlar.Diğer kızları şiddet ile altetmeni engeller ve onlar baktıkça sevgiline daha da sarılmak sureti ile psikolojik baskı yapmanı sağlar.Sevgiline bakan kızlara şeytani bakışlar atarak onu daha da öpmeni sağlar..”Halbuki kız saldırmak istiyor..İki gün  içtiği ilacın acısını üçüncü gün ben çekiyorum..Ya da Burçin’in kullandığı ilaç :Hiç umursamamanı sağlar,umursamadıkça karşındaki çatlar..Bakın ne kadar zararlı ilaçlar..Bu ilaçlar iki sevgilinin iki hastalık gibi birbirini sarmaladığını anlamış ve birbirlerini yıkacak taktikleri onlara vermektedirler..Halbuki olay basittir.Onlar kıskanır.Ve hepsinin kendisine karşı bir tabiatı vardır.Bizler direk gidip kıskanıyorum bakmayacaksın deriz ve dediğimizi de yaparlar ilginci..Onlar ise bizi huyumuzdan vazgeçirebilmek için binbir takla atmak,yıllanmış,yıllanmamış  öğüt tabletleri  almak,her çareyi denemek zorunda hissederler birbirlerini.Böyle mi olmalı..Çok basit.Biz bunu yapmamalıyız…Biz onların güvenini daha çok küçük yaşlarda yıkmaya başladığımız için güvenmezler bize ve kıskanırlar.Diğerleri de onlara uyuşturucu tablet görevi yaparlar.Bir süre bu uyuşturucunun etkisi ile kendilerini telkin ederler ama birşeyler izin vermez.Onlar yine kıskanır.Çünkü biz bakarız.Bunu da bile bile yaparız çok zaman dedim ya kıskanıldığımızı bildiğimiz için düşmana yapılmayacak kadar kıskandırmaya çalışanlar o çıldırdıkça üzerine gidenlerimiz de çok boldur.Bunu niçin yapıyoruz sanki? Dünyanın en güzel varlıkları dediğimiz varlıklara..Bilinçli yapıldığını anladıklarında bu seferde kıskançlıktan daha güçlü bir duygu vardır.Bu seferde kendileri ile niçin alay edildiğini ve böylesi davranışlara maruz kaldıklarını çözmeye çalışmaktadırlar.Artık kıskanmıyorlardır daha önemlisi vardır.”Derdim seni kıskanmak değil sen bunu bilerek yaparak niçin beni rencide etmeye çalışıyorsun,ne biçim bir ruh hastasısın sen !” demeye başlarlar.Bunun yanında hemcinsleri de bakışımıza karşılık verir ise birbirlerine olan tavırları da iyice keskinleşir.İlginçtir biz erkeklerde düşman karşı cins olsa bile kadını kurban seçer onu sindirmeye çalışırız onlar ise kime ve neye kızarlar ise kızsınlar hedeflerini hemcinsleri olarak bellerler ve onları aldattığımızda dahi düşmanları kendi cinsleridir.Bizi çok sevdiklerinden olduğunu düşünmüyorum.Dişleri birbirlerine geçtiğinden olmalı.İşte bölücü terör örgütü gibi aralarında dolaşırız ve onların birbirlerine nasıl kırıldıklarını da izleriz çok zaman…Bize kendimizi çok değerli ve önemli hissettiren de ta kendileridir..

Rakipleri sevmiyorlar kızlar.Suç mu?Biz seviyor muyuz..Hepsinin büyük ve öenmli bir zihin temizliği yapması ve daha önemlisi yaptığı temizliği kendi yaşamında bir yaşam biçim haline getirebilmesi şu an için imkansız.Onun için savaşacaklar..Kendi aralarında da ayrılabiliyorlar dediğim gibi .Herkes ve herşey gibi..Damarlarına bastığınız zaman neler yapabileceklerini kestirmek zor değil.Hayat onlar için sürekli bir bilgisayar oyunu olduğu için kendilerine göre değişik rollere bürünebiliyorlar.Ah bu kadınların nerede ise hepsi kendi aralarında ve kendi içlerinde de ana ve alt başlıklara ayrılıyorlar.Onları anlayabilmek için bir bilim insanı tavrı ile yaklaşmak gerekli..O da bilime meraklı iseniz..Biz bunu pek önemsemiyoruz gibi görünüyor.

Biz onları döveriz.Onlar birbirlerine bir daha dayak yememek için ne yapmaları gerektiğini,nasıl sinmeleri gerektiğini öğretmeye başlarlar.Bundan sonra taktik değişmelidir ki bir daha dayak yemesinler.İstediklerini elde edebilmek için sürekli olarak formül geliştirmeyi öğrettik onlara…Onlar da birbirlerini yenilikler hakkında uyarırlar.

Onlar için şöylesi daha da önemlidir.Sevdiklerini sandıkları değil,gerçekten sevdikleri tarafından hayat boyu unutulmayacak tek kadın olmak..Bu ise onların son noktasıdır..Bizim kadar kadın  sevdalısı bir milletin içinde peşimizde koşturan dilediğimiz gibi  çıkıp,terketme hakkını kendimizde bulduğumuz bir yerde özellik ile hepimiz hem kötü hem de tapılacak yaratıklar olduğumuz için,bizlerden birisinin unutulmayanı olmak onlar için çok önemlidir çok zaman..Bakmayın ” hayır” diyenlere..Sonuçta savaştıklarını inkar edemeyeceklerdir..Biz ise hepsinin hayatındaki her an önemli tek varlık olduğumuzu bilmek isteriz.Bununla da yetinmeyiz”vermiyor musun,zorla alırım”..Benim ötesi yok..!Onlar özdeşleştirirler  kendilerini filmlerdeki kahramanlarla..Bunu yapabilen erkek çok azdır yapanın da çok duygusal olduğu düşünülür.Bizim ilgilendiğimz daha çok filmin erotik sahnelerinde oraya hemen döşeği kurmaktır..İşte romantizm…

Onlar çok zaman sadece birimizin onların olmasını isterler ve bir kişinin de tek kadını olmak isterler.Biz ise çok zaman nerede ise hepsini ister ve hepsinin de hayatının en önemli varlığı olmamızı bekleriz.

Hiç bir aşk’a inanmıyorum diyen kadına  inanmayın !

Bir gün yine büyük bir alışveriş merkezinde yeni çıkmış laptopları incelemeye gittiğimde marketini içerisinde bir kız gördüm.Raflarda deodorantlara bakıyordu.Şık,hoş,sade ,güzel,alımlı orta boylu bir kızdı..Kumral..Karşısındaki raflarda ise ürünlerin for men versiyonları var idi.Ahha.. ‘Neden olmasın iyi fikir..” Güzel bir macera fena olmazdı.Günlerden tatil,hava güzel ve Ahsen  ise iş seyahatinde..Aklıma kesekağıtlı filmlerin gelmediğini itiraf etmeliyim.Bunu neden yaptığımı da bilmiyorum.Daha ilk gençlik dönemlerimizde böyle asil görünüşlü kızların başını daha da dikmek için onlara birşeyler söylerdik hoşumuza giderdi..Belki de Emel ile yaşadığım bir çocukluk anısını yeniden yaşamak istedim kim bilir..O gün ona ne kadar güzel olduğunu söylediğimde benim gibi beş para etmez birisi tarafından bu iltifatları duymanın o kadar da sevindirici olmadığını söylemişti.Ciddi idi.Ah kızlar..Biz ise onlar ile eğlenir gülerdik..İşte buna benzer bir düşünce ile raflara yaklaştım,bakınırken tam yerinde ona çarptım..Evet evet gittim ona tam arkasından çarptım.Sırt sırta çarpıştık…

Döndü…

Ve beni süzdü..

Birbirine karışan iki ses aynı an’da..Ay pardon ! dedi.

Gözlerimin önünden çocukluğum geçti,gençliğim geçti.Doğdum,büyüdüm,beslendim,iş adamı oldum,çapkın birisi,niyetim kötü,bilerek çarptım,bilmeden çarptım…Aslında kılığım bir makyaj vazifesi de yapıyor olabilir,göründüğüm gibi değilim,bir işadamı beklerken bir kat görevlisi de çıkabilirim,çok yakışıklıyım,tipi  değilim,vesselam öküzün birisi olduğum garanti..

Bizler yollarda,koridorlarda,orada burada birileri ile çarpışırız.Biz erkekler diyorum..Aslında biz insanlar.Ama biz erkeklerin çoğu zaman pek umurumuzda olmaz.Aslında benim olmaz.”Pardon” der geçer giderim.Çarptığım bir bayan ise ve hele bir de güzel ise biraz daha kibar ”pardon” derim..Ve hatta deriz belki de…Ama kızların pardonları bizimkilere pek benzemez..Onlar kendilerine çarpana bizim onlara baktığımızdan biraz daha farklı bakarlar..Onlar öyle önyargılıdırlar ki dikkat ettiniz mi önce sizi ayak tırnak uçlarınızdan en tepenizdeki saç telinize kadar incelerler.Gözlerinizin içine delip geçecekmiş gibi bakarlar.O esnada gözlerinizin etrafındaki çiziklerden yaş tahmininde bulunurlar…Sonra statünüzü az çok tahmin ederler..O kısacık sürede sizi alır pek de yanılmadan taramadan geçirir ve paketleyip elinize verirler..Bu şöyle olur..Soğuk bir sesle ve aşağılayarak bakan bir göz ile..”Pardon”..Ya da Manalı manalı bakan bir ”Pardon !”..Bazen de ”önüne baksana be !” diyen  daha yüksek ses ile çıkan bir PARDON !Bir de şu var..Meydan okuyan bir Pardonnn  !!…Ancak bütün pardonlar  genelde ‘öküz” gibi birşey der bize..O çarpmayı ömür boyu unutmayacaklarmış gibidirler ve unutmazlar da..Onları bir arkadaş sohbetinde on beş sene sonra ”seneler önce şu caddede yürürken üzerinde siyah beyaz çizgili bir kazağı altında da iyi  iyi bir blueblacki olan birisi bana çarpmıştı..Ay ne kadar dikkatsizler hakikatten de..Ayı gibiler..” der iken  izleyebilirsiniz.Çünkü o kadar dikkatli ve hassastırlar ki kendilerine karşı yapılan hataların hiçbirisini unutmamak gibi bir özellikleri vardır.Onlar sizi incelerler..”Gerçekten kaza ile mi çarptı,yoksa bir art niyet mi var?”…Sonra döner tekrar tekrar bakarlar..Çünkü kendilerinin o kadar farkındadırlar ve önemserler ki onlara çarpacak insanların da en az onlar kadar asil olması gereklidir..Döner tekrar bakarlar ki siz onu izleyebilecek bir sapık olmayasınız,döner tekrar bakarlar ki yaşınız kaç…Bir de çantalarını dahi kontrol edenler vardır..Öyle ya dünyada her türlü insan vardır.Niçin olmasın.Öyle her çarpana da dönüp ”pardon” demezler..Onlar sürekli tetiktedirler.Trafikte de böyledir bu ,yolda kendisini izleyenin,kendisine çarpacak ya da kendisini çarpacak olanın derdi ile sürekli zihin cimnastiği yapan kızlar,direksiyonun başında da kaldırıma binmemek,diger şoförler tarafından takibe alınmamanın mücadelesini verirler..Bizim sürekli ereksiyon halinde dolaştığımızın farkındadırlar..Yaş geçmiş iş geçmişlerimizin onların peşinde kendimizi ispatlamak için dolaştığımızı bilirler…Zihinleri hiçbir zaman rahat olamadığı için ise dikkatsiz ve kötü araba kullanıyormuş gibi görünürler..Halbuki onlar araba kullanmıyorlardır.Onların yaptığı sadece bir bilgisayar oyununda  düşmanları alt etmeye çalışan kurban gibidir..Araba kullanan kadına alışkın olmayan bir toplumda bir kadın araba kullanır iken birçok gözün kendisinin üzerinde olduğunu çok iyi bilir.Ya da kendilerini kesmeye çalışanlardan kaçmaya çalışıyorlardır.Hedefe ulaştıklarında oyun tekrar  araca binene kadar biter..O oyun biter..İndiği yerde onun  savaşı devam etmektedir.O günün yeni etabı aracından indiğinde başlar,sonra yenisi yenisi..Kızların yaşamı budur..Her nereye adım atarlar ise atsınlar,hangi mücadelenin içerisine girerler ise girsinler yaşam onlar için adeta bize ve birbirlerine  karşı bir strateji savaşıdır.Ben ise şu an sayısını bilmediğim kadarının hayatında bir etap olmuşumdur.Aslında hiçbirisine farklı davranmadım,hiçbirisi ile de farklı bir yaşam sürmedik klasikti ama kimisi  çok iyi bilir beni,kimisi ise  daha farklı..Her insan farklı bir dünya..Ama bunu ben söylüyorum,baktığım farklı bir pencere yok..Onlar benden  en az kendi sayıları kadar yaratacaklardır.Hepsini tek tek anlamlandırmaya kalksam da onlar şaşıracaklardır.Bunun yanında hayatlarından gelip geçenlerin diğerleri de onları farklı tanımlayacaklardır.Kısacası hiç birisi aradığım kişi değildi.Kızlar garip,onların bizi anlayamadığı gibi bizler de onları anlayamıyoruz.Bize sadece seks ile ilgilendiğimizi söylüyorlar ama bizi sevdikleri zaman eninde sonunda sekse  bir itirazları olmuyor.Belki biraz daha korkak ve kuralcılar..Ancak bu onların suçu değil..Bize sadece seks ile ilgilendiğimizi söylüyorlar ama bizlerin hayatında da çok az kişi etkili olabiliyor hatta kimimiz öyle zoruz ki belki hayatımız boyunca o bir kişiyi bile bulamıyoruz..Belki de sadece bir tane..Bizler de daha fazla toplumsal yargıların bir sonucu olarak ”kadını sahiplenme” mevcut..Sahiplendiğimiz kadın bizim sevdiğimiz kadın da olmayabilir.Bizler de bunun yükünü taşıyabiliyoruz çok zaman..Ama bizim sahiplenmek istediğimiz kadın da belki ya hiç çıkmıyor belki de hayat boyu sadece bir tane..Karşılıklı ise ismine aşk diyorlar işte..Bu da dünyada henüz bir ütopya ki bu sorunsalın sonu gelmeyecek gibi…

Onca önyargılarına rağmen bize teslim olurlar…Onlar bizim için en kutsal sayılan değerleri hiçe sayarak sevgilerini kutsar iken bizler,sadece iş olsun diye onların sevgilerini   harcarız..Bunu bilirler ama yine de teslim olmaktan alıkoyamazlar kendilerini..Bizim için değersiz olan herşey onlar için hayatta elde edilmiş bir deneyimdir.Onların önüne geçen engelleri düşündüğümde aşık olduklarında,sevdiklerinde veya tabularını yıktıklarında ,bizden kat kat cesur olduklarını düşünüyor ve karşılarında ezildiğimi hissediyorum açıkçası.Bize ne söyleseler haklılardır.Onlar sevdiklerinde bizim ile kıyaslanamayacak kadar cesur olurlar…Bundan sonraki adımlarda bizden birisinin işi o kadar da kolay olmayacaktır..Bu sefer hücrelerine kadar incelemeye başlayacaklardır.Saçınızın rengi,saç telinizin niteliği gitmiş bunun yerini artık saç kökleriniz  anatomi bilgisi almıştır.Bizim için her tatlı deneyim,her yeni arayış onlar için kayıptır..Acı bir kayıptır..Ve onlar bu kayıplardan güçlü binalar inşa etmeye başlamışlardır.Siz kazandığınızı düşündükçe onlar kat kat kazanmaya başlar..İşte bunun için kadın çok akıllıdır..İşte bunun için kadının fazla büyümeden işe koşulması gereklidir.Çünkü kadın dünyaya bizi eğlemek için gelmediğini anladığında birçok gökdelen inşa etmiştir…Onlar ne kadar değerli olduklarını öğrenerek büyürler ve biz onların güvenlerini kırdık.Çok değerli olduklarını söyledik ama vurduk onlara,çok değerli olduklarını söyledik ama çok üzdük..Saçı uzun aklı kısa dedik ama yeri geldi herşeyden ve herkesten akıllı yerine koyduk..Onların güvenlerini kırdık..Onlar bize güvenmiyorlar…

Her acı tecrübe yaşayan insan gibi aslında…Kadın  acı tecrübe olarak dünyaya geliyor.Bir kız çocuğu  bir çok babanın en acı tecrübesi olabiliyor.Halbuki kadınlar dünyanın en güzel varlıkları değil midir..Onlarsız duramayacağımız,bizim hep yanımızda arkamızda olmasını istediğimiz,bizi sevmesini,göklere çıkarmasını istediğimiz kadın…Birşey istemediği sürece..

Biz ise  kız arkadaşımız olduğu an’dan itibaren anahtar taşımayız,birkaç gün yalnız kaldığımızda ise çilingirin değerini anlarız..Ne diyorduk ”Süpermen Türk olsa idi pelerinini annesi bağlardı…”

Taşıyanlarımız da vardır..”Hanımmm dolabın içinde birisi mi var,dur bakayım perdenin arkasında da olabilir..”

Adam şu anahtarı bana  ver sen bak fazla oldun !!

Sonra gömleğini kız arkadaşları,hizmetkarları veya hanımları,kızları  ütülemeye başlar..Ama biz iflah olamayacak haylazlarız ya !

Parfümümüzü bile onlara sıktırdığımız olur çapkınlık yapacak olduğumuzda…

***

O gün yine öyle oldu.Dönüp gözlerimin içine baktı..”Lisede olsa idim Dr….” demek isterdim  dedim..”Niçin?” dedi..”Ayakkabı” dedim..Lisede o moda idi..Bu hmm nasıl desem..”

Güldü..

Gözlerimin önünden çocukluğum geçti,gençliğim geçti.Doğdum,büyüdüm,beslendim,iş adamı oldum,çapkın birisi,niyetim kötü,bilerek çarptım,bilmeden çarptım…Aslında kılığım bir makyaj vazifesi de yapıyor olabilir,göründüğüm gibi değilim,bir işadamı beklerken bir kat görevlisi de çıkabilirim,çok yakışıklıyım,tipi  değilim,vesselam öküzün birisi olduğum garanti..

…delirin deli olun…1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

”Aslında herkes dahidir.Ama siz kalkıp bir balığı, ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirir.”

Einstein’in bu sözü hayattaki bir çok insanın genel durumunu açıklıyor olsa gerektir.

Dahimiz burada büyük bir idrak örneği sergilemiştir.Dünyanın geçmişinden bugününe kadar katettiği yolda ne kadar çok insana, kendisinin ağaca konmuş  balık olması gerektiği söylenmiştir.

Değerleri farklı  iki toplumda bir toplumda dışlanan bir birey digerinde hiç dikkat çekmeyen bir insan olarak hayatını idame ettirebilir.

Toplumumuzda kendi ahlak değerlerimizi kabullenebilecek bir yapı ile  dünyaya gelmediği için hayatını suçluluk duygusu ile günümüz ergenlerinin tabiri ile ‘ezik’ olarak geçirmek zorunda olan bir birey zorunlu göç edip bu yargıların mevcut olmadığı bir topluma geçiş yapacak olsa yaşadığı ıstırabı ve kendisine yaşatılanları çok daha net görebilecektir.

Müslüman mahallesinde salyangoz satmak diye bir cümlemiz vardır.Doğduğumuz andan itibaren bizim cümledeki müslümanlardan olup olmadığımıza dikkat edilmez.Müslümanızdır.Kesin müslümanızdır ve bir gün elimizde salyangozlarımızla karşılarına geçtiğimiz zaman  kuğuların yanına geçiş yapmayı başarabilen bir çirkin ördek yavrusu olabilmek önemlidir.Veyahut kuğuların içerisinde doğmuş bir ördek yavrusu..

 

Bir arkadaşım vardı.Çok değerli bir hanımefendi idi.Bu insan iki eliniz kanda olsa size tüm çevrede elini uzatabilecek tek  değerli insan idi  diyebilirim.Ancak şanssız bir evliliğin sonucunda biribiri ile adeta iç içe geçmiş  geniş aile yapısının ortasında bir ‘deli’ ilan edilmişti.Onun ismini ciddi ciddi ”deli …” olarak anıyorlar idi.Delilik dedikleri ise kadının o çevre ile uyum sağlayamaması ,bu kadar kapanamaması ve kendi özgür alanını yaratmak çabaları idi.Örneğin hayatı boyunca babasının evinde yaşamaya mahkum çalışmayan eşinin açığını kapatabilmek için kendi işyerini kurdu…Akıllıca, kabiliyeti ölçüsünde ,ne yapabileceğini,ne yapamayacağını bilerek ve bir evliliği olduğunun bilincinde olarak,o çok akıllı akrabaları ”körler sağırlar biribirini ağırlar” misali günler yapar,dedikodularla uğraşırlar iken,o kendisine bir küçük atölye açtı.Bu atölyede gelin başları yaparak ve digerlerinin vaktini harcadığı dedikodular ile pek muhatab olmayarak geçimini sağladı.Kızını bu atölye ile büyüttü ve okuttu ancak ismi deliye çıktı.Tanıyorum ne delidir,ne aptaldır bilakis bu çevredeki hemen herkesten çok daha akıllıdır..Bu deli hanımın yetiştirdiği kız derece ile okul bitirdi.O kızı ile bir arkadaş gibi idi .Bütün emeğini kızını eğitmek için,onun ile arkadaş olabilmek için harcadı..Eh çok tatlı bir evlat yetiştirdi.Çevremize bakıyor bu deli kadını kutluyoruz..Deli işte….

 

”Hiç ummadığın yerde

Nâgâh açılır perde

Dermân erişir derde

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler”

 

demişler..

İnsanın deliresi geliyor.”Delirin,deli olun yaşasın delirizm” diyerek çığlık atası geliyor.

Eğer bu hanımefendi bir ‘deli’ olmasa idi bugün hala eşinin babasının kafasının keyfine gelir ise ellerine vereceği üç kuruşa muhtaç olacak ve Anadolu’muzun pek yabancı olmadığı bir muameleye maruz kalmak mecburiyetinde olacaktı.Hayatında kendisine anlatılan her ne var ise olduğu gibi kabullenecek bu kuralları hiçbir şekilde sorgulamayacak ve kendisini ilerletemeyecek idi..Ve kendisine deli diyenler ile birlik olacak çatacak deli arayacaklardı..İnsan işte..

Bizde parayı veren düdüğü çalar ya parayı veren düdüğü çalacaktı.Otur,kalk,yat,ye,iç..Olmuyor mu…”Size ben bakıyorum..”

Bu kadar akıllı bir kadına ‘deli’ damgasını yapıştırdılar uzun lafın kısası.

Ha konuşmalarında mı bir tutarsızlık var idi..Hayır..Hareketlerinde mi bir dengesizlik  mi var idi ?Hayır.

Son derece üsturuplu bir hanım ile karşı karşıyayız..

Sonra eşi ile haklı olarak ayrıldılar ve ”öküz öldü ortaklıkta bozuldu.”İsmi ‘deli’ olarak kaldı ve hiç kimse arayıp sormadı.Bizde öyle oluyor.Öküz ölür ortaklık bozulur…Aradan zaman geçse,öküz dirilse ,deli hepten  akıllanmıştır…

Öğrenilmiş çaresizlik içerisinde kıvranan toplumlarda bu tür akıl tutulmaları sıkça rastlanan durumlardır.Farkındalık,neler yapabileceğinin idrakinde olmak ki yetmez bunu hayata geçirebilmek çabası ile birleştiği zaman, olmanız gereken yerde yani  ait olduğunuz yerde yerinizi alırsınız.

…delirin ,zırdelirin hatta…

 

Diger sülale bireylerine ne mi oldu…? Ürediler..Çoğaldılar..Değişik kollara ayrıldılar.Ama aynı mahallede…Hiçbirisi bir adım ileriye gidemedi.Aynı tas aynı hamam..Mutlu mutlu ,akıllı akıllı yaşayıp gidiyorlar…

 

Oysa bizde en büyük alem gizlidir…:)

 

******

******

…Kızıl bir zaman…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gecesine şafaklar sunan
aşık
Bir gümüş ala vurmuş
yüzüne
Bir dolunay dolusu kamaşmış
gözlerin
Yüreği masum,yüreği çocuk
bir aşk atmış
Tanrı’nın.

Yürek bir tanrı atmış
Bir çocuk atmış yüreği Tanrı’nın

***

Tutku’nun efendisi olduğun sürece kölesi olmak iyidir.Aşk için konuşmak gerekir ise karşılıklı tutku ile birbirlerine bağlanmış iki insanın efendi köle ilişkisinin göze bu kadar güzel göründüğü ,kendilerini ve biribirlerini bu kadar yücelttikleri bir durum daha yoktur.Bu şey gibi bedenimizi sevmesekte yaşamak için onun çoğunlukla bizim efendimiz olduğunu bildiğimiz ve ona zarar gelmesinden hoşlanmadığımız gelirse bunun hayatımızın sonu olabileceğini bilmemiz gibi.Evet beden-beyin ikiliğinde de böylesi bir efendi köle ilişkisi vardır.Sevgi,akl,aşk ve insanlık karışımı bir kokteyl ile gece gündüz sarhoş olurlar.Anlayış vardır,birbirlerinin hayatlarını olumlularlar ve birbirlerinden kopmaları imkansızlaşır adeta.Tutku yaşamı daha iyiye doğru götürmek için vardır.Olumlu ve yaşamın özünden gelir. ..

Bazen   şah damarımda bir serçe çırpınır.Saf bir sevgi kaplar içimi.Titrerim dokunurken  ve ölecek diye içim gider.
İyi etmek isterim O’nu.Gözlerinin içine bakar,beslerim.Canlanır .Sonra..Yavaşça açarım avucumu
Bu seferde Uçup gidecek diye
Akl’ım gider…

***

” Yıldızları göklerde bulabilmek için önce yerde ararım.Yerdeki taş’a verdiğim her değer gökyüzünde yüzüme düşen mavi bir yıldız eder…Her ilham Tanrısal kaynaktan beslenir ve her kelimede kendi sûretine düşman kesilir.Ne konuştuk ne bekledik,ne asıldık ne de güldük çünkü ne Tanrı idik,ne de olmak istedik.Tanrı içimde tertemiz.Benim Tanrı’m  içimde küçük bir denizyıldızı küçük bir serçe,karınca kadardır desem bana ne kadar gülersiniz…Tanrı’m içimde küçük bir denizyıldızı ,küçük bir serçe,küçücük bir karınca kadar…”

O’nun için karıncaları ezmedim …

***

”Amelia itiraz etmek va hatta kaçmak için ani istek duydu.Ama bunun hiçbir yararı
olmayacağını biliyordu.Nasıl bir hata yapılmışsa önünde sonunda düzeltilecekti.Başını dik tutarak ,güneşli tapınağa girer gibi hücreye girdi.Kapı arkasından gürültü ile kapandı ve kilitte dönen anahtarın sesini duydu.Muhafızlar meşalelerini de alıp uzaklaşınca ortalık karardı.Amelia paniğe kapılmıştı.Kapıya koştu ve bütün gücü ile yüklendi.Başının hemen üzerinde,boynundan yüksekte,parmaklıklı bir açıklık vardı.Parmaklarının üzerine bastığı halde dışarıyı göremiyordu.Ama koridordaki şamdanlardan solgun bir ışık yayılıyordu.
Bir süre sonra gözleri karanlığa alıştı……… ”

Diye bir bölüm dikkatimi çekmişti Kutsal Taş kitabını okur iken.Gözlerin karanlığa alışması bana ”mağara alegorisini” hatırlattı.İnsan zihni her ne konuda olur ise olsun bir kere karanlığa alıştı mı bunun gerisi gelir.

Yaşanmış hiçbir aşk hikayesi”’yarım” değildir.Yaşayan herşey gibi her aşk öyküsünün öyle ya da böyle bir sonu vardır.İnsanların son’dan beklentileri hep en iyi belledikleri ve bunların gerçekleşmesinin kendilerine vereceği ”haz istemi”dir.
Bencil kasık ağrılarınızı gerçek kâlp ağrıları ile karıştırmayınız…
Bazen karanlık ‘ebediyyen sevilmek ve sevildiğini, sevileceğini bilmek’.Keşke gözlerimiz hep böyle karanlıklara alışsa.Böyle birşeyi yok farzedersek hayatımız boyunca sonunda öleceğimiz için yas tutmamız gerekir.Bazı aşk’larda böyledir,hayat gibidir.Sonunda ölüm olduğunu bile bile yaşarsın,hayat gibi yaşarsın her an’ı,her düşüncesi değerlidir.Arada bazı sorunlar,problemler çıkar telafi edersin ama ne kadar doktor tanırsan , her masadan kalkışın sorunu o an çözdüğünü ve ölümden kaçamayacağını seni yine beklediğini bilirsin…
Evet hayat gibidir bazı sevgiler.onu ölümle birlikte seversiniz.Acısıyla birlikte seversiniz..Ne yaparsan yap olmaz ve ne yaparsan yap olmaz .

”Ülkenin bir ucundan bir ucuna gitmek gibiydi seni sevmek…
Doğu ekspresinde Erzurum’a soğuk ve alacakaranlık, o kadar dolu ve tecrübeli ,tanımadığı yabancıların verdiği korku ve macera dolu güzel bir yolculuk gibiydi ..Ve geldi geleceği yere kaç şehir aştım seni.Gerçek ise çıplak ayakları ile tahta kayaklarında uçan çocukların acısı kadar acı ayakları kadar soğuk….”

İçiniz yangın yeri olur bazen gerçeklerin karşısında ..Bazen hayat imkansız gibi görünse de karşınıza ”işte bu insan” dediğiniz kişiyi çıkartır. O içinizin yandığı hayatınızda sizin için yaratıldığını düşünüğünüz ve dünyaya bakış açınızı değiştiren kişi çıkabilir karşınıza.O’ndan ayrılmak zorunda olduğunuzu bilmek çok acı gelir size.Bu aşk sizin için kelebeğin bir kadın olduğu,silahın çiçekler açtığı ,ölümün aniden doğum ve kavuşmaya dönüştüğü yerdir.Ölüm bir başkadır,aşk şehidi olacağınızı düşünürsünüz öyle bir an’dır ki an gerçekten bir kurşun’un sizin için yaşama dönüşür….

”vatan mısın,ana mısın,din misin iman mısın?
Uğruna şehit olasım geldi yâr,şehit olasım !”

Bazen yangın yeri olur dedim ya yüreğiniz,kimisi yangın vakti yakar sevgiliyi,paramparça eder.Dediğim gibi bu sevgi değildir ,aşk değildir.
Kimisi ise kendi ateşine söner ,küllerinden yeniden doğar,Sevgili’yi her an yeniden doğurur.Kabullenmek bazen acı gerçekleri,kabullenmek gerekir.Doğa gibi sevmek gerek demiştim bir keresinde doğa ile bütün sevmek,ölümü de kabullenmek.Ağaçlar sonbahar vakti yapraklarını dökecektir,güneş yazın yakacaktır,ay geceleri doğar..İşte o vakit ay için geceleri beklemeyi,güneş için şafak kabulu,ve sonbahar olmayı,sonbaharda yaprağı dökülen ağaç olmayı bilmek gerekir.Karıncalar için dev’izdir..Diler isek bir ayak basımı ömrü olduğunu biliriz..Ancak karınca olmayıda bilmeliyiz der gerçek sevgi gerçek aşk..Ancak o zaman bütün ve ölümsüz bir aşk’ı belki de karanlık kuyusunda yitip giden ve çareyi Romeo Julliet hikayelerinde bilen kendisini ise yabancılaştıran imkânsız sayılan aşk’lara yelken açabiliriz….

Aşk’ı olumsuzluklar karşısında sessiz yaşamalı yüreğimizde diyenlerdenim.Sessizce büyütmeli,sadece sevgiyi akıtmalı yeri ve zamanı geldiğinde çağlayan gibi akmalı sevgi.Ancak olumsuzluklar karşısında önce O’nun menfaati.Yoksa bu sevgiye bencillikten başka ne diyebiliriz ki.O’nun mutsuzluğu üzerine kurulacak bir yalan hikaye her iki tarafı da mutsuzluğa itmekten sizi ise O’nda yok etmekten başka biri şe yaramaz…
Yakar dedim ya bazen yüreğinizi.Ağlamaktan gözlerinizde yaş kalmayacaktır.Günlerce gözünüze uyku girmeyecektir,rûyanıza görmek isteyeceksinizdir.İnsansınız kim istemez ki sizin için varolduğunu düşündüğünüz bir insan ile bir ömür iki ömür ömürler boyu doğup doğup yaşamayı.Ancak gerçek aşk,gerçek sevgi size aydınlığı gösterecektir..Burada doğanın depremleri,selleri ,tsunamileri,yanardağları olmalısınız ve her yıkım dediğiniz olayın aslında ne büyük bir harika olduğunu ve sizi daha yeni daha güzel daha mükemmel bir insan olmaya götürebileceğini bilmeniz gerekir….
Yani aşk’ta da kendinizle yarışmalısınız…

”Yıldırım aşk’lar çok çabuk biter.Önemli olan zaman içerisinde yıldırımı o çok korkulan aşk’ın tepesine indirebilmektir.Sevgi atan iki yüreğin sevgisini mayalamayı bilirseniz birgün bu iki yürek gerçek aşk’a,kopmayacak bir bağa ve sonsuza erer.İşte o an aşk hastalık olmaktan çıkar,gerçek aşk aşk’ın tepesine yıldırım gibi iner…Aşk olursunuz… ”

Şimdi;

Bana kızıl bir zaman getir çocuk…
süt dişlerinin ağrılarını sür parmak uçlarıma
Sustur şu ağustos böceklerini
Hepsi bencil bir aşk çığırtıyor
Çocuksun, çocuk yeni yetme aşk kokuyorsun
bıyıklarının yeni terlediği yerlerin kokusu gibi
Kalliope koynumda dizili zeytin ağaçlarına yağan
mavi yağmur seslerini çığırır olmuş
yıka yüzünü çocuk ömürler boyu yıka yüzünü yağmurlarımla
Sen bana yağmur yüklü bulutlar bıraktın
Özgürce zıplayan deli yunuslar …
Mavi güller,siyah laleler
Şakım şakım şakıyan kanarya ötüşleri
çıplak ayaklar kardelen açtıran kar soğukları
Ve binlerce karıncanın tek kişilik işçiliğini bıraktın
süt dişlerini ekeceğim toprağa ömür boyu
sana güneşler bitireceğim topraktan
beni güneşten al gittiğin yerlerde çocuk
Sana hayatın vermediği bir armağan bıraktım…
Ben sana doğadan gelen bir gerçek aşk …
Öz’ümden gelen gerçek bir sevgi Tanrı’sı tanıttım…
Toy zamanlarının olgunluğu açsın sonsuzca hadi
Ve hep böyle çocuk ve olgun yeni yetme
Tıpkı benim sana genç kızlığım gibi…
Kal…

…ilahi aşk işte…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aşk’ın en iyi izlenebileceği hâl, o güne kadar tanıdığınız en zor kişi olduğunu düşündüğünüz kişide  yaptığı değişikliği izlediğiniz hâldir..

Aşk’ın mucize hâli..

Bir bakmışsınız ki en olmaz dediğiniz,kendisine en hakim bildiğiniz kişi  dalgalı bir denizin ortasında yalpalayan bir kayıkta suya düşmeden nasıl kurtulacağını düşünen bir kayıkçı gibi..

Şeytan diyor ki al eline bir kavanoz erimiş çikolata bütün yüzünü sıva gitsin,eline de bir tane şeker tutuştur ,bir kağıt kalem ver,öğret..Yan çizgi,düz çizgi…Bak bu aşk’ın a ,sı,bu ş ,si,bu,k si..Hecele bakayım..a-ş-k…Şimdi sana yavaş yavaş hayatı aşkla okumasını öğreteceğim..  🙂

Güzel diyor şarkı : Okuma yazma bilmez,anlamaz cebirden..

Hiç bir hesabın sökmediği kırlık çimen arena koştur koşturabildiğin kadar.İnsanlar üzre felsefeye başladığınız zaman elbetteki ilk hali ile sonunda olabilecek kötü ihtimali gözardı ederek yazıyorum bu yazıyı sadece hissettirdikleri,düşündürdükleri,yaptırdıkları ve yaptırabilecekleri.Aşk vardır veya yoktur,hastalıktır veya değildir ama insanlar onları onlardan alan bir duygudan,kişiden  bahsediyorlar.Yalanının gerçeğinin dışında o duygu dünyanın bir gerçeği durumunda işte..

Ha ne demiştik aşkın ”hiç aşık olmam,ben aşk’ı bilmem” diyende yarattığı mûcize hali..Meğer tavan arasına ne kadar çok güzellik saklamışsınız veya ne kadar kıskanç ve vahşisiniz.Hani siz hiç kimseyi kıskanmaz,kıskanılmayı sevmez bu tür duyguları ve dahası bu tür duygular yüzünden birbirine girenleri anlamazdınız..Bunlar da zor insanlardır….O adam nasılda  bakıyor sevdiğiniz kadına ya da sevdiğinizin niçin bu kadar umurunda değilsiniz..

Hani bütün dünya kadın,bütün dünya erkek dolu idi..Elinizi sallasanız yüz ellisi idi..

Nasıl da sinir sinir bakıyor sevdiğiniz insana değil mi..Şunu gidip parçalamalı da gününü görsün…Bir an evvel de açılmalı..Dünyada da tek değilim ki..İşi gücü bırakıp onu elde etmenin yollarını bulmalısınız..Ne çok yol buldunuz..Ne yaratıcı imişsiniz siz böyle..

Çok mu yakışıklı ?

Hadi canım yakışıklı görmesek kandıracaksınız..

Dünyanın en güzel kadını mı ?

Kör müsün?Hiç mi güzel kadın görmedik canım..

Hadi canım sende..  🙂

Yağmur felan yağmıyor güzelim,bildiğin ağustos,günlük güneşlik baksana ne yağmuru,pişiyor insanlar..Ne Haziran’ı bildiğin karakış,donuyor millet..Sen neredesin heyy…Bildiğin el,bildiğin yüz,et,kemik,yürek..

Herkes öpüşüyor yani..Bildiğin iki kişi yaklaşıyor birbirini öpüyor işte…Seninkinin ne özelliği var ki  🙂

Böyle birşeydir..Aşık olduğunuz müddetçe bir güç sizi sürekli olarak aşık olunan için  iyi birşeyler yapmaya itekler.Durun durun işiniz var,gücünüz var,sizin yaşamak zorunda olduğunuz bir hayatınız var,işi gücü bırakmış aşk da aşk diyorsunuz …

Aşk profesörü olmuş aşıklara meydan okuyorsunuz..Gazetelerde kadın-erkek hakkında yazılan yazılar dikkatinizi çekiyor ve genellemelere inanmıyorsunuz..Çünkü siz çok özel oldunuz ve sevgiliniz de çok özel..Onlar da hep ortalama insanlardan bahsediyorlar canım,ah ah siz olsanız…

Şöyle karşınıza geçse ”seni dünyanın bütün kadınlarından kıskanıyorum” dese..Siz de biraz eğlenmek için onu delirtmenin yollarını arasanız..Mesela başka bir kadına bakar gibi yapsanız ya da onun tepkisini ölçebilmek için ortaya herhangi bir şey atsanız da nasıl kafayı yediğini görüp ,aklının ne kadar sizde olduğunu anlayıp bir hoş olsanız..

Belki de hasta raporu verildiği gibi ,aşk’ın eyleme geçirdiği haller için bir takım raporlar hazırlanmalı.Bu adam,bu kadın eyleme geçtiği sırada kuvvetli dozda aşk almış.Gözleri hiçbirimizin görmediği kadar kalın bir gözlükle kapanmış,kimyası bozulmuş..Ne yaptığının farkında değilmiş hakim  bey…Buyrun  aldığı dozun miktarı…Ölümcül miktarda aşkı tek seferde  içmiş garibim..

Bu duygusuz..

Buna  üşütmeyecek miktarda aşk verin..

Dünyanın en sert adamlarından birisi olduğunu düşündüğünüz adamın  ondan hiç beklenmeyecek sözlerini duyduğunuzda ,insanın o tutulmuş hali şaşkın şaşkın gülümsetir yüzünüzü..”sensizlikten sonraki  ilk adım uçurum,sadece bir  gülümsemeni istiyorum,senin için yapabileceklerimi tahmin bile edemezsin..Ey yâr ben seni bir su damlası kadar seviyorum…”

Yüreğinizi kaptırmışsınız Mir’im..Geçmiş olsun..

Artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacak…

Alkolle aranız iyi olmayacak mesela ama sizden sarhoşu da öylesine ..İçmeden sarhoş olmuşsunuz azizim..

Hani siz şu şair milletinin ne dediğini hiç anlamazdınız..Neden bu telaş,nedir bu şiir merakı..

Hani hiç yüzünüz kızarmak bilmezdi,dünyada bu kadar yapacak işi varken aşk ile uğraşamazdınız veya..

Toparlan buradan saklasan oradan görünüyor..Hadi biz görmedik,kimse görmedi anlamadı,rahat olunuz..

Aman buldunuz,aman karşılıklı..Aman ha aman sakın metaya dönüştürmeyin herhangi bir ceketiniz veya herhangi bir ayakkabınız muamelesi yapmaya kalmayın..Ya da arabanız gibi alana kadar umurunuzda olmasın..Her gün yıkayın,her gün cilalayın ve her gün parlatın..Zordunuz ya,siz hiç aşık olmazdınız ya o bakımdan diyorum..Çok zor elde ettiğiniz bir şeyi aman bir iki günde hurdaya çevirmeyin..Bırakın insanlar size aşk görgüsüzü desinler..Aşkın görgüsüzü olun…Kimsenin umurunda değil iken,kimse elde ettiğinin değerin bilmez iken siz kırk yılda bir bulduğunuzu kırkı çıkmadan bitirmeyin…Bir de kaybettikten sonra sizinle uğraşmayalım…Ben de bir insanım amma aşk bende…

Aşık olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?

Hadi bakalım geçmiş olsun…Hiç iyileşmeyesiz..

:))

donald duck

 

Subliminal mesajların insan beyni üzerindeki ehemmiyetini üserine miniminoş bideneme:

 

Şincik benim bi türlü anlaşamadığım fantomcukslarım

Benim yahabibilerim

What interestinglerim

Bi türlü sıfat bulamadığım dünyanın en güsellerimis

Salatalıks kabukslarım gece maskelerim

Hürremlerim..

Elektrikli baysıkıllarım

Göslerinisi açınıs kahramana bakınıs

sublimanal mesaslara tepki komuştur ulup

yelkenleri upload üdüp

 

Bu henüs ne homosu nedir bilinmez homusduckusfuckustipiens

eminimtipinikimgörseelbetbişiyapienss türüsü bi ton rifayet eşlinde

bide şey dikmiştir..Fret çakmataş paçavros

Şindi Danıltducks Damüstündeuneler/ıltfucks olmustur

Bunu duyan herbişeyiyenüduyan zologdernekisileri fredom diyip

yüskasmekanında triangularisleri oynamıs

zigomatikus minor tonundan feci freddy kabuska olmuslardır

Bilmem kaç waltpisney sembolismi alaşa olmuştur

Damperyalism bunu yanımısa komas

glugluglu dansı yapmaya pampa

bu şimcik garipbişşimiş gibi

 

biçokbişiir eklim

ihalei sakın unutma

unutursan küserim

sallamamı keserim

Titret bas basa Leyla bas kasa kasa

Armut dalda dal dal  kalkar kartal sarkar..

sarkar sarkar sakar o sıkar..

gördün mü gördün mü

hoşbikalınıs ….

hür-REM olunus

yüsünüzde pekbi açık burundelikusları yanında biçizgiler

orbicularis oculi ve frontalis sendromu upload ettim..

az bi loading be calmus olunus..

Yarın unutursunus..

alkış…

fanlarım..