HÜRREM

Kanuni’nin Hürrem için yazdıkları;

”Kapında, devamlı olarak seni medhederim, seni överim, sanki hep seni öğmek için görevlendirilmiş gibiyim.
Yüreğim gam ile, gözlerim yaşlarla dolu, ben Muhibbi’yim, sevgi adamıyım, bana bir şeyler oldu, sarhoş gibiyim. Bir hoş hale geldim.”

Aşk padişah tanımıyor.

Ne güzel demiş:”Bana birşeyler oldu sarhoş gibiyim..”
Bundan ilham alarak demiştim ya:

”Kim istemez Hürrem olmayı Kanuni’nin satırlarında…”Öyle bir Hürrem’dir ki, Sultan Süleyman’ın bütün kadınlarını bir şekilde etkisiz hale getirmeyi ve tek olarak kalmayı başarabilmiş bir kadındır.Binlerce kadının içerisinden alınan yüzlercesinin içerisinde de kendini bir şekilde farkettirmeyi başarabilmiş bu başak saçlı,ince uzun yapılı,lacivert gözlü asi ‘afeti devran,bu ”akıl yuvası” kadın,Süleyman’ın aklını almıştır.

Derler ki :

”Kendisinden önce boy gösteren yirmi dokuz kadının hepsi bir ağızdan bağırsa Hürrem’in fısıltısı bile bastırılamaz !”

İlk karşılaşmalarında aralarında şu konuşmaların geçtiği ifade edilir:

-Şimdi deyesiz bize,neden rahat durmazsız?
-Ben yapamaz birşey sevgili şehzadem ,ama yaparlar bana hep eziyet.Ben istiyor sizi yakından görmek,hep yakın olmak size.


Süleyman kızı omuzlarından tutup kendisine çekti.
-Baka Roksalan,böyle mi istersiz?


-Beli,şehzadem…Ben ister hep böyle sizinle olmak.
-Bizim gönlümüzde de bir muhabbet,sıcaklık başlamıştır ne bilürdük haremimizde sen gibi afet kuş misali gelüp konmuştur…

***
-Hürrem ne demek sevgili Şehzadem?


-Senin gibi içleri yakan şekilde gülen demektir.Ne dersin?
-Siz ne derseniz,ne yapıyorsunuz güzellerin en güzelidir.Cariyen Hürrem senin bir küçük parçandır,evet.

Daha önce hiç duymadığı bu sözleri duyan Süleyman’ın aklı başından gitmiştir.Ve bu konuşmaların sonunda Roxalan’a hayranlığını gizleyemeyen Süleyman’ın dudaklarından şu sözler dökülür:

”Senü can yoldaşımız,gönül ortağımız eyledük.Bundan sonra zevkimizi ve can sıkıntımız olursa her birşeyimizi seninle paylaşmak muradımızdır Meğer bunca zaman binbir değersizle ömür geçirmişiz.Senin hasretini çeker durur da farkında olmaz mışız.”

***
Bu kadın anlaşılan anlamda kurnaz tilki felan  değil içerisinde yaşadığı ortamın kendisine dayattığı koşulları çok iyi değerlendirebilmiş bir üst insan’dır.Herşeyini koruması gerekmiştir.Haklı olarak önüne çıkabilecek her türlü engeli yıkması gerekmektedir.Entrikaların kol gezdiği bir ortamda yapılabilecek başka ne olabilir ki!Zekâsı dünyaca tescillidir.Zihnini satranç tahtası gibi kullanmaktadır.Bir erkeğin istediği ne var ise Hürrem’de bulan Kanuni ,Hürrem’i ölümsüzleştirecek bir aşka kapılır gider.Hürrem çok akıllıdır.Kendisine yapılan haksızlıkların hepsinin farkındadır.Zaten ortam farkında olunmayacak gibi değildir.Ancak bizim annelerimizin dediği gibi ”sen eşin ile iyi olda”kanunu benimser anladığımız kadarı ile ve kendisine yapılan haksızlıklardan Kanuni’yi ek haberdar etmez,şikayet etmez.Çünkü Hürrem  herşey gizli de olsa hiçbirşeyin aşık olduğu adamdan gizli kalmayacağını ve kendisine yapılan adaletsizliklerin onun kulağına gideceğini bilir.Türkçesi topu Kanuni’ye bırakır.Ona akla hayale gelmeyecek cümleler ile mektuplar yazmıştır.

Siz gelin bir de seviyor iseniz,sevdiğiniz kadının en ihtiyacınız olduğu zamanda imdada yetişir gibi gelen bu cümlelerine karşı koyun.Bir dediği iki olmamıştır.Hepsinin cevabını almış olduğu söylenir.

”Bir buçuk aydır sizden haber alamamıştım.Yaşamak haram oldu,dünya daraldı.Zafer haberiniz yetişti.Tanrı sizi inandırsın sultanım sanki ölmüşüm de taze can gelip dirildim.Tanrı’ya şükür olsun,gözümün nuru Şah’ım,Sultan’ım..”

Bir başkası:
‘Sultan’ım Hazretleri;
Eğer nasıl olduğumu soruyorsanız,vallahi canım ne gecem gecedir,ne gündüzüm gündüz.Ayrılık ateşinde gece ve gündüz yanıyorum.Benim derdimi Tanrı’dan başkası bilemez.Benim canımın parçası,gözümün nuru,iki cihanda tek sahibim.Vallahi tek dileğim yalnız sizsiniz.Benim halim ne dil ile anlatılır,ne de kalemle yazılır.

Vay ne müşkül dert olurmuş padişahın firkati.
Yaktı yandırdı beni bu nar-ı hicrin mihneti
Kimseye kılma nazar devletli Sultan’ım benim
Bir dahi görmek nasip ola mı alemde seni.”

Osmanlı Devleti Tarihinde eşine benzerine rastlanmayan bir aşk’ın altına imza atmışlardır.

Kanuni bir başka şiirinde şöyle söylüyor:

”N’ola yaksam semi Hüsnine gönül pervanesin

Dostum sen şem olıcak aşkın pervanedür.

Gülşen-i hüsninde dil mungin yine sayd itmeğe

Zülfi anında muhibbi hali anın danedir.”

Kanuni’nin Hürrem için saltanat rezidansı Yeni Saray’da özel bir daire tahsis etmesi ayrıcalıklı bir durumdur.Hürrem ile Kanuni’nin birlikte yaşadıkları ,Venedik Balyoslarının raporlarındaki ”Sultan Hanım’ın sarayı Büyük Türk’ün sarayının içindedir ve gizli yollar kullanılarak birinden ötekine gidilebilir.Burada özel ibadet yerleri,hamamlar,bahçeler vardır.Yalnız ona değil,hizmetindeki yüz kadar nedimesine de her türlü konfor sağlanmıştır.” cümlelerinden öğrenilir.Tarihçiler isminin güleç ve şen şakrak olmasından kaynaklandığını söylüyorlar.Ulahça,Rusça,Saray Türkçesi ve Divan Edebiyatı biliyor..Kumaş,desen,giysi ve bir moda uzmanı…

Güçlü kadın kişiliği ile öncü kadın sultanların ‘ilk’ i sayılmaktadır.Osmanlı’da kölelikten nikahlı eş durumuna yükselen de ilk kadındır.Hürrem tarihin en büyük stratejlerinin içerisindedir.Böyle bir kadını diger hanımlar ile aynı kefeye koymak gerçekten de haksızlık olurdu.Ölene kadar aşkı ile bir padişahı kendisine aşık bırakmayı başarabilmiştir.Devlet işlerinde söz sahibi olabilmiş ve uluslararası saygınlık kazanmayı başarabilmiştir.

”Beyin sizin ise beden teferruattır” cümlem harem  ile tam uyum gösteriyor olsa gerektir.

Onun olması gereken kurnazlığı da,zekası da,aşkı da,sevgisi de,yetenekleri de anneliği de su götürmez.

Ahmet Akgündüz ”Osmanlı’da Harem” isimli eserinde Hürrem’in cariye statüsünde kalmış bir nikahlı eş olduğunu aralarındaki yazışmalardan anlaşıldığını söyler.Çocuğu olduktan sonra bile  mektupların”cariyeniz” olarak bağlandığını söyler.

Ancak her ne kadar mektupları köleniz,cariyeniz diyerek bağlasa da Hürrem Hürrem’dir ve Osmanlı tarihinde hiçbir kadına nasip olamayan bir aşkın  başkahramanıdır.O  aşkının kölesi olduğunu her zaman ifade etmiştir.Bu güçlü kadın kanımca bir yazımın cümlesine de tam uymaktadır.

”Aşk’ı onu efendisinin karşısında eğe kemiğine dönüştürmüştür.”

Hürrem’in hırslı olan hanımlardan farkı gerçekten aşık olmasıdır.

Padişahı avuçlarının içerisine alan Haseki Hürrem Sultan kudretli  olduğu kadar- ki ben onu bir deha olarak üst insan olarak adlandırıyorum ve metheden cümlelerin hepsine de katılıyorum ,yerden yere vuran cümleler tartışılabilir ama koşullar göz önüne alındığında reddediyorum-inançlı da bir kadındır.

Haseki adını yaşatan külliyenin tarihi 1539.

İstanbul Aksaray’da Avrat Pazarı denilen semtte bir kubbeli cami ile şadırvan,yanında imaret medrese,darüşşifa ve mektep yaptırmıştır.Kariye adı ile anılan tekkeyi medreseye çevirmiştir.Ayasofya civarındaki Çifte Hamam da tarafından yaptırıldı.Padişahın eşli için yaptırdıklarını saymayacağız diyor Ertuğrul Burak ama kocaman bir hastahene ve bulunduğu semte adını veren Haseki’nin Haseki Hürrem Sultan  ile ilgisini kurabilen kaç kişi vardır acaba  diye de ilave ediyor.

Kanuni, ölümünden sonra da ölümsüz aşkı için bıkıp usanmadan hayırlar dağıtmıştır.

Hürrem’i ayakta alkışlıyorum.

Hürrem’in Kanuni’yi kendisine bağlamasının tek bir sırrı vardır.O’da haremi birbirine katmasıdır.Korkmamıştır Hürrem ölmekten,isyan çıkartmaktan.Akıllı kızdır.O küçük yaşına rağmen haremin ağırlığını yüklenmiş ve ”burada yaşamak istiyor isen ya öl ya öldür ”kuralını benimsemiştir ve haremi birbirine katıp illallah ettirmiştir insanları.En sonunda el imdat diye padişahın huzuruna getirildiğinde açıkça kedi gibi miyavlayıp ,gözde olmak istediğini belirtmiştir.Ancak bunu öyle bir yapmıştır ki padişahın hayranlığını kazanmıştır.Neden ise küçük ve ukala kızlar güçlü olduğunu bilen erkeklerin karşısında ilginç bir çekim gücü yaratır.Onların cesaretine hayran olur erkekler.Hürrem ölümü göze almıştır.Ya olacak,ya ölecektir.En vicdansızın yaşamak hakkı olduğu bir yerdir harem.Hürrem bunu görmüştür.Başka şansı yoktur…Şimdilerde tarihin yönünü değiştiren ,kitleleri kendisine hayran bırakan bu idealist kadınların hakkında çıkarımlar yapabilir ve onların doğruyu yanlışı ayırt etmekten aciz vicdan yetisini kaybetmiş olduklarını düşünebilirsiniz ancak zamanlarının,içerisinde bulundukları ağır şartların getirdiği sorumluluklar kendi kanını koruma çabası,var olma,yaşama çabasıdır bu vicdansızlığın sebebi.Hürrem Hürrem olduğu içindir ki Petra Berger,sadece ünlü kadınların anlatıldığı ”mistrees” albümünde ”Roxelana” isimli şarkıda Hürrem için şakımıştır.Onca kadının içerisinde, koskoca hükümdarı dize getiren bir kadın bütün bunları düşündüğümüzde sadece önünde eğilinebilecek bir akıla dönüşür…

O’nu eleştiren  hanımlarımız da yok değil hani…Hem de acımasızca eleştirenlerimiz onlara da yine küçük şiirimin satıları  ile sesleneyim:

”Kim istemez Hürrem olmayı Kanuni’nin satırlarında

Kim istemez Meryam olmayı İsa’nın başucunda

Ya da vecd’e getirecek kadar Aişe olmayı kim istemez..”

Ya da Hürrem’in taptığı kadar Kanuni ..

Ne bileyim..

Kim istemez..”

Ansiklopedik Bilgiler için Kaynaklar:

Necdet Sakaoğlu/bu mülkün kadın Sultanları

Ahmet Akgündüz/Osmanlı’da harem

Ertuğrul Burak/Cariyeler Saltanatı

Ali Kemal Meram/Padişah anaları

Yorumlar ise birerbir benzerleri karşıma çıksa da hepsi benim sayabilirsiniz.

…alabalık…


“Sol tarafa tatlı su gibi işledi sevda’n.
”Merhaba” dediği yerde nefesin,
aşk yağıyor alabalıkların üzerine, aşk.
Gece gözlü yâr,uzat ellerini
avuçlarıma.Şakısın bülbüllerin.”

 

…hani…

”Hala  küçük bir çocuk kadar korkuyorsun savaştan ,belki ölüm seni korkutmuyor ,ölümü bilmediğin zamanlar gibisin.Geride savaş dolu bir dünya bırakacak olmak acı veriyor sana…Saçı ağarmış bir Hanzalasın kim bilir..Bir kamyon çikolatan olsa da hani..”