KEJE

 

-Sanki sesim bana yabancı geliy.Sanki başkası konuşiy,ben dinliyim.
Aşkın için ne yaptın ha,ne yaptın.Ben bu aşk için cehennemde yanmaya razıyım.

-Daha ne kadar yaşarım bilmiyorum. Ama son nefesimi vermeden senden vazgeçmem. Ama her şeye rağmen bir gün, bir gün çıkıp gelebilirim Keje.

– Ben susarım Baran, sen dönene kadar susarım.

-Bekle beni Keje.Gelip alacam seni…

Ya da;

-Hatırlar mısın,küçükken oynadığımız oyunlarda hep sen kaybederdin.Hiç sordun mu ha niçin?Ben hep hile yapardım.

Ya da;

Ne önemi var aşk’ın karşısında bir hayatın.Sen Keje’yi bir çocuğun hayatı için feda ettin.

Ya da Baran’ın peşine düşen polis memurlarından birisi ile karşılaşınca onun gençliğine acıyıp;

-Hadi git,henüz çok gençsin.

Ya da Baran’ın kurşunu sıktıktan sonra;

-Doğru ,ne önemi var aşk’ın karşısında bir hayatın.

– Beni hapiste vurdular Keje. Ölmedim Hastalandım …Bir ciğerimi orda bıraktım. Gene ölmedim. Çok dövdüler beni. Kan kustum ama ölmedim. Yaşadım… Seni bir kez daha görebilmek için yaşadım ……………………

“Korkma,sadece toprağa gideceksin,sonra toprak olacaksın. Sonra sularla birlikte bir çiçeğin bedenine yürüyeceksin, oradan özüne ulaşacaksın. Çiçeğin özüne bir arı konacak. Belki o arı ben olacağım.”
 

….

”Eşkiya.”

Bir kadını ağlatmanın vebali büyük mü?

Bu anlamda”Eşkiya” nın yatacak yeri yok.

Film bittiğinde ağlamaktan sinema salonundan çıkamadığımı biliyorum.Bomboş kaldı salon ve ben koltuğumda hüngür hüngür ağlıyorum.Filme doyamamış ve tekrar izlemeye gitmiştim.Gerçek ve fantezi karışımı görüntüler ile dolu olsa da tamamı ile gerçekti eşkiya.Aşk içün neler yapılabileceğinin ,melek ile şeytanın aşkını anlatan bir film idi.Keje oldum o filmde,öldü Baran,”güle güle” dedim.Kavuştum,sesim yabancı geldi bana,”yıllardır bu gün için yaşamışam” dedim,”seni beklemişem” dedim.
Ağladım.

***

MEKTUP

Binbir hatim indirdim uğruna,kaç geceler göğü süzdüm bakışlarıma.

 ‘Allah’ diye Tevhit ettim.

Yüzünü döktüm avuçlarıma, ‘adın,adın’ diye tesbih ettim.

Her ne gördüm sen gibi,”O,O”diye edat-ı teşbih ettim.

Yine de benzetemedim..Yunus ettim,Mansur ettim,gül ettim,gönül ettim.
Bir an dayanamadım artık isyan ettim:
”Ya gel al beni buradan,ya da alsın artık canımı Yaradan.”Dedim.
Seni,sana şikayet ettim.
Şimdilerde, ”bir İstanbul öldü” derler.
İstanbul yanıyor.Derler ki İstanbul ağlıyor.
Susarım,susarım gelene kadar.Şimdilerde İstanbul’da bir Keje.”Ben susarım.” diyor.”Ben bir tek O’na aidim”diyor ”ahh! Sevgimin büyüklüğü kadar susarım.Büyüklüğün kadar.Bir gün beyaz saçlarını koklamak için.Buruşmuş ellerini tutabilmek için doyasıya ,hiç durmadan konuşabilmek için susarım sana.
Şimdilerde bir İstanbul öldü.Durdu zaman.Zaman sûr’a sayar zaman .Kavuşma vakti gelecek İstanbul’un.Şafak şafak kızkulesi sayacak bir kızıl zamanı da getirecek âfâk.Bütün çizgilerini sileceğiz zamanın.Sonsuzluk bizim ben susarım .Kafesinin demirleri kadar kalın bir sabıra gün gelir geçer zaman gelir o zaman.zaman o zaman ki ,sabrın da sabırdan usandığı zaman….
Kim ömür boyu mahkûm olabilmiş ki mahkûmluğa.Ben senin için bir Galata saklayacağım koynumda,Hazerfanlar uçuracağım.Güvercinler doyuracağım adına.Doğurmamış kedileri seveceğim uçacağın güne kadar ben,susacağım.Kana kana içmeye susacağım..
Derler ki bir İstanbul ölmüş şimdilerde.Ama ben yedi tepenin tam başında bir taş’ım. İçerisinde naaş’ım.Üzerinde konmuş sorgu sual eden melekler ve gözyaşlarımla seni sayıklarım.Yetmiş arşın genişletirim dünyanı içerisinde maviden nur, yeşile çalan aşk.Ben kırk kat sıkışırım ama…Cenneti helâl ederim de sana,Sûr’a kadar sevgilim ….susarım…
Şimdilerde bir İstanbul öldü derler sana doğdu. Bilmezler.
Sen sonsuzluğum.Sabır taş’ım.Canım.Hasretime mahkûm Baran’ım.Hasretine mahkûm bir can’m.Sadece gözlerine bak,İstanbul’u gör,Keje’yi gör!Nasıl olsa biri bendedir gözlerinin,biri bendedir ellerinin.Tümü senindir,yüreğimin.
Denize vuran köpükler gibi gözyaşlarımın huzur veren sesini dinle.

”Ben,aynı sen susarım.”

Koptu gönlüm,koptu yine,koptu gitti ta yukarılara,ta göklere.Bir karın ağrısı geldi saplandı yüreğin ta içine,karnımın orta yerine .Bu yüreğe sevmek yaraşır,aşk yaraşır,meşk yaraşır.Bu yüreğe bir sevinçten ağlamak yaraşır.Bir koca mecliste bir küçük yıldız yaraşır..

Şimdi;

”Uzaktan bir su sesidir yüreğimi titreten.
Tohumlar peşrev eyliyor tomurcuklara.
Bu ruha esmek yaraşır.
Sen,yüzümü nakış eden,
ses verir notalarına şu gizli hanende’n.
Bu bahçeye ,bu ses,
ancak bu yürekten yaraşır. ”

Ben kıyam ederim sana,

sana rüku ederim,

yetmez,yetmez de tek bûsene secde ederim .

Bir eden kapısını bir sözüne feda ederim..

Gel,gel de Mecmelbahr’da bir akşam edelim,

bir bardak çay içelim,

gel Aksu kıyılarında paçalarımızı sıvayalım da

bir kaç balığa hayat edelim..Birkaç hayal edelim.

Düden’de bir alabalık sefası sürelim,bir çilingir edelim.

Ellerini aç,aç avuçlarını yüzüm sürmek isterim.

Gözlerim ne sen bakar,ah ne sen bakar.

Sözlerim ne sen yazar,ah ne sen yazar.

İçimde bir sen atar,ah ne sen atar.

Gel hadi gel.Seni yüreğime götüreyim.Şu kadarcık seveceğim,söz.

”Allah belanı versin,ben sana aşık oldum…”

”İnsanı keşfedecek,kendini ve içinizdeki güneşi keşfettirecek bir tek dahi vardır.
O dahi’nin adı,gerçek aşk’tır…Aşık olmak değil, aşk olmakdır.”

LODİ

”Hayata kendin olarak gelmezsin.Kendi isteğinle gelmezsin.Şimdilerde seçiyorlar seni.Daha kötü ya..Üç beş ölü kardeşinin arkasından ‘zamanıdır kariyerimi yaptım hadi bir doğuruvereyim” diyorlar..Ya da ”seni seçtim ,öbürlerini gönderdim..” Hayatın beni en fazla üzen taraflarından biri de bu.

Hayata gelmemin anlamlı bir nedeni olabileceğini düşünmüyorum aslında.Sonuç olarak evrenin gereksizliğini bile düşünüyorum.Gereksiz bir evrenin gereksiz bir gezegeninde gereksiz ve anlamsız hayatlar yaşayarak ölüp gidiyoruz.

Hayata kendin olarak gelmezsin.Hayata hayvani bir içgüdünün sonucu olarak veya doğanın bir parçası olarak da gelmezsin artık.Bir ton bilginin artığı olarak , anne babanın evleneyim de çocuğumuz olsun , evlenelim de tarlada çalışacak insan olsun,evlenelim de soyum sürüsün,evlenelim de birkaç sene olacakları es geçer sonra bakarız gibi ezbere düşüncelerinin sonucu olarak ,dokuz ay boyunca özlemle beklendikten sonra hayata terkedilirsin.Yine ezbere büyütürler seni..

Olmayan çocuk sevilir mi?Neden dünyaya bir çocuk getirmek istediklerini hiç düşünürler mi insanlar? Birbirlerinden, birbirlerinin birlikte yaşadıklarını ve adına çocuk denilen bir varlıklarının olduğunu öğrenirler.Aslında çocuk sevgisi namına birşeyin ne olduğunu bile bilmeden seni dünyaya getirirler.Gerisi hak getiredir..Yine birbirlerinden öğrendikleri kuralların içerisine seni hapseder ve kendilerine bağımlı olman gerektiğini öğretirler…

Olmadığın için üzülenler bile vardır.Neden üzüldüklerini kendileri de bilmezler.Üremek ve çoğalmanın yerini  gerektiği kadar ve digerlerinin istediği biçimde üremek ve çoğalmak aldı.Hamile bir annenin hayat şartları yüzünden çocuğunu aldırması veya birlikte olduğu hanımı hamile bırakan bir erkeğin hayat şartları vesilesi ile çocuğun aldırılmasını isteyebilmesi üreme isteğinin tek başına bir işe yaramadığını gösterir…Dilediklerini doğurur, dilediklerini öldürürler….Belki sadece seks…

Annelikten babalıktan vazgeçen dünya seksten vazgeçemiyor…