İNSANLIK ÖLMEDİ 1

İnsanlar kutunun  içerisine saklandıkları için ve arada da kutunun kapağını açıp  bakmak zahmetine katlanmadıkları  ya da sihirbazın şapkasının içinden çıkıp dünyaya şöyle bir  bakmak işlerine gelmediği için böyle zamanlarda  işlerine gelen hikayeleri hemen buluverirler..”Umut yok ” diyorlar…Evet evet ,eveeett….”İnsan kalmadı diyorlar..” Evet evet eveeet….Dost’ta yokmuş…Hı hı öyle öyle öyleeee…” Sana taş atana sen zeytin dalı uzat…”Aynen aynen ayneeen…”O Allah ki  öyle sabırlıdır,öyle affedicidir ki..”Öyle öyle evet evet eveett…”Affetmek ne haddime,Allah affedicidir..”Tabiii tabii afferim bak…Nasıl biliyorsun işi…

Aradan bir fırlatma:

Ben Allah’mıyım abi ,ablama tecavüz ettiler,bunun yanında bir işyerinde çalışmaya girdim  maaşın yarısını kaçmayayım diye içerde bırakıyorlardı.Bunun yanında dört aylık maaş alacağım var ve ”senin yerine bir çok insan buluruz ” deyip bana arka kapıya gösterdiler..Sevdim,ölürüm derim,çalışır çabalar evime bakarım dedim,silah sevmem,çiçek koklarım dedim ama sevdiğim kızı koklatmadılar şimdi mahallenin zengini kokluyor..Abi vallahi bir damla kazık atmadım,sevdim çok sevdim..Şimdilerde yine iş arıyorum.Allah’mıyım ben abi affetmiyorum.Affetmek benim ne haddime..Zıkkım olsun şimdi bana bu yapılanları diyorum..Kul Hakkına ne oldu..Abiii çatııırrrttt çuturrrrt hakkımızı yedi bunlar…

..puuuu kââââfffiiiiirrrrrrrrr…..

Ezik ve ”vurmayın,benim bir  ekmeğin bile yok ” grubu…

Kâfir…Kâfir..Haydi kâfir haydiiii…Bastır kafir bastııırrr…..Fincanı taştan oyarlaaaar balam oyarlllaaaaarrrr,,adama böyleee …..Umut kâfirin ekmeği..Fakir,kâfir,fakir,kâfir…Kafuru al kafuruuu kafuruu al kafurruuu kış kış bitleerr kış kışş,yallah pireleeerrr yallaaaah…

Şimdi ”umut fakirin ekmeği” derler…Ama umut vicdansız  zenginin cebinde yan gelip yattığı için birçok fakir fazla geçmeden kafire dönüşüyor..Hepsi değil.Kimisi kâfire dönüşmeden umut etmeyi öğrenebiliyor.Kimisi bir umut ile elindekini avucundakini de yitirebiliyor..Zengin ise daha müslüman olmak hakkını elde ediyor…Üç, beş,on kere hacca felan gidebiliyor.Cennet için dilediği kadar bağış yapabiliyor,özellik ile din kardeşlerine yapar ise bütün günahlarından sıyrılabileceğini düşünmek hakkını elde edebiliyor..”Eve lazım olan camiye haram” diyor ama kendi çocukları sokaklarda sürünür iken onlara elini uzatmayabiliyor.Kimisi de” o kadar çok var ise,bir kere giderim zaten bana bir kere  gitmenin kâfi olduğunu söylediler dolayısı ile digerleri ile bir insanı ev sahibi de yapabilirim”diye de düşünebiliyor…

Bizim insanların   garip bir özelliği var..Özelleşiyorlar kısa sürede…Nasıl özelleşiyorlar .İki işi bir arada yapamayan bir hale bürünüyorlar..Yani hem zengin hem vicdanlı olamıyorlar..Hem Atatürk’ü sevip hem de namaz kılamıyorlar..Örneğin kıbleye bakan duvara kabe’nin resmini bir başka duvara ise Atatürk’ün resmini asamıyorlar..Dolayısı ile bütün zenginler kötü ve vicdansız,bütün kabe  asanlar kvmiyyetçi anlayıştan uzak ve Allah yolunda cennetlik kalanı kâfir,bütün Atatürk diyenler ise zındık ve dinsiz imansız deccal tohumu,yatacak yerleri olmayan insanlar..İnsanlarda önyargılar peydah oldu ve biribirlerine önyargılı bakıyorlar yaklaşamıyorlar aralarında görünmez birçok insan var.Onlar yalnız olduklarını zannediyorlar ama aralarında tarihler boyunca yaşamış birçok insan ve dahası onları size kendi akıllarınca anlatanlar,onları kullananlar yaşadığı için kendilerinin ölü onların ise hala canlı olduklarını farkedemiyorlar.İnsan nesiller önce yaşamış bir insanı doğru aktarabilecek kadar mükemmel bir  varlık değil.Bunu unutacaksınız bir kere..Mükemmel değil ki şu an dinlediğiniz bir olayı diğer kişiye birebir cümleler ile aktaramıyorsunuz..Boşuna dememişler..”Buradan peh diyorum..Oradan zart diye çıkıyor..Niyetim bu değildi..Yanlış anlaşıldım..Siz anlamıyor musunuz,Ya sizin anlayışınız mı kıt..”Farkedenleri de gördüklerinde uzaylılara felan inanmaya başlıyorlar…Bağımlıları görmedikleri zaman yani.Bağımlı olmak lazım onlar için.İdeolojik bir bağımlılık bu.Çünkü birisinin ideolojisi öbürünü tanımıyorSeçim yap !Ya Allah yolundasın ya değilsin..Ya dindarsın ya ateist..Başörtün var senin.Sen Atatürk rozeti taşıyorsun.Senin paran var tamam sen kimbilir o parayı nasıl kazandın..Tamam bu bizden.Bir saniye burada Daidalos örneğini verebiliriz..”Tekniğin suçu yoktur’..Yoksa var mıdır?E sen demiyormusun abicim,”bıçak adam da öldürür,ekmek de keser ” diye..Ne halt demeye insan kesmeyi seçiyorsun..Bunların hiçbirisi suç değil..Parası olmakda,olmamak da,başörtüsü  takmak da,takmamak da ..Müslüman olmakta,olmamakta,Atatürkçü olmakta olmamakta..Bunlar birer kabahat suç değiller..Mesele bunları kimin kulandığı ne amaç ile kullandığında..Bunlar ideolojik bağnazlıklar dahilince,amaç ,araca dönüşüyor ve bir diğerini aşağılıyor ya da hakkını yiyor ise ,birinin varlığı digerini tehdit ediyor ise işte o zaman savaş başlıyor..Ortak noktayı bulacaksınız..Ülkünün kendisi herkesi sevecek..Herkes bir ülküyü digerini tanımadan sevdiğinde savaş olur..Hem de kanlı bir savaş olur… Birde şöyle oluyor ki insanların kan dökme eğilimi,ölüm korkusu ve bunu çözmüş insanların istediklerini elde edebilmek için kutsal saydıkları yaşamı ya da ölümü kullanmaları..İşe yaramıyormu yarıyor..Kimisi öldürüyor öldürdüğünde cennete gideceğini zannediyor..Halbuki geride bakıma muhtaç beş çocuk bir aile bırakarak kim cennete gidebilir ki..Söyleyin kim gidebilir ki..Kim  kimin kafir,küfr içinde olduğunu iddia edebilir ki…İşin o kısmını sadece yaradan bilir.Bir bakmışsınız ki hiç ummadığınız birisi cennette..Çünkü siz  hakikat için değil,size tutulan bir aynadan gözünüzün görebildikleri ve ancak onu algılayabildiğiniz kadarı ile düşünebiliyor ve öğrendiğiniz kadarı ile karakteriniz dahilinde savaş verebiliyorsunuz..Bir kitapta okuduğum bir cümle olacaktı..”Öldüremeyecek kadar duygusal..”Bunu bile aynen aktarabildim mi şüphelidir…

Allah halimize gülüyor olmasın sakın…

Bunun yanında bu dünyaya sadece öbür dünyaya hazırlanmak için gelmiyoruz.Onun için geliyor isek bu dünyanın hali nedir.Her insanın melaike gibi olması ve cennet için yarış ediyor olması gerekiyor idi..O da nasıl olur.Sadece iyilik yapmak ile olur.Ha ateist mi?Ya var ise düşünüp bir de Allah rızası için yapar ise daha iyi olur..Allah rızası için yapmıyor mu…O zaman hiç olmaz ise bari inananları ”korkudan poposunu dikenler olarak” tanımlamasa çok çok iyi olur ki hayvan yanları ortaya çıkmasın..En az senin kadar akıllı ya da aptaldır karşındaki,en az senin kadar sana inanmıyor ve yine en az senin kadar  değerlerine inanıyordur..Dolayısı ile insan bir ateist bile senin işini bitirebilir..”Hey sen,insanların inançları ile alay eden insan,dikkat et senin de bir tanrın vardır ve o tanrı için korkudan kıçını havaya dikecek bir hale gelmeyesin..’

‘Sanırım sadece işimize geleni görüyoruz…

Dön dolan aynı nokta..Biz çok iyi anlaşıyoruz..Anlaşamayan ideolojik bağnazlıklar..Ve onlardan birisini seçmek zorunda bırakılanlar..En kötüsü bize bizden dediklerimizin verdiği zararlar…”Ben sana emanet ettim kazığı önce senden yedim.”muhabbetleri..Kandırılmışlık duygusu korkunç bir duygu..Hepimizin kandırıldığı ihtimali bile  hepimizin tüylerini diken diken etmeye yeter de artar bile..Vay kandıranların haline..İşte bütün bunların hesabını sadece onlar verecekler..Onlar ve farkında olanlar..Bence…

Okuma yazma bilmiyor isem bana hangi kitabı okuduğumu sormalarını istemiyorum.Bu kadar basit siz de istemeyin…Okumak yazmayı öğrenmeyi isteyin..Bilmeyi isteyin,aydınlanmayı isteyin..Sizi aydınlatanların kim olduğunu öğrenmek isteyin..Öğretmenlerinizin çocukluğunu,hırslarını,insanlık seviyesini bilmeyi isteyin…Bir ruh hastasının sizi eğitmesine izin vermeyin..Bütün öğretmenlerin,eğitmenlerin sağlık taramasını isteyin..Ellerini saygı duyduğunuz için öpün ve ”öpmek zorundasın” diyenden uzak durun…Öpenlerden de..Böylesi  ya bir korkak,ya bir aptal ya da bir menfaatçidir..Ama akıllı olduğunu iddia eder..Çünkü uyumludur o artık.Düzeni bozmuyordur.Düzenin kendisini ne kadar bozduğunun farkında bile değildir..Kurnaza taht olmuştur akıl tahtına oturamadığı için..Hayattaki ideali bir lokma ekmektir.Kendisine verilecek bir lokma ekmek ile huzur ile yaşadığı için elinden alınan mal varlığını gözleri görmez..O mutludur ya…Gerekirse canını verir o bir lokma ekmek için…

Hep derim papaz öldürmek ile hıristiyanlığı bitiremezsiniz..Ateist öldürmek ile ateizm bitmez..Öldür öldür çoğalır…Daha çok çoğalır,başedemeyeceğiniz  kadar çoğalır..Bunun yanında sadece ateist olması, bir insan ile görüşmeyi kesmek için yeterli midir bu kesinlik ile tartışılır..Ne demişler  ”senin inancın sana,benim inancım bana ,ne sen bana varlığını ispatlayabilirsin kuşu çiçeği böceği ve muhteşem düzeni gösterip durmaktan başka ne ben sana yokluğunu ispatlayabilirim mantıklı  bulduğum teoriler ileri sürmekten başka..” Öldürdükçe çoğalır.Siz sabahtan akşama kadar  dinlese,alay da edilse,aşağılansa da ,bütün gün karşısında incil de okunsa,bütün gün karşısında yahova şahitlerini de dinlese ona inanmayacak ve doğru değerden sapmayacak insanları yetiştireceksiniz.Ama siz papazdan değil papazı bulmuş kendi insanlarınızın kanmalarından korktuğunuz için papazı bitiriyorsunuz.Papaz,papazla papaz olarak bitmez papaz onu dinleyerek ama papaza gelmeyerek biter.Bunun için ihtiyacınız olan nedir?Sizde bulamadıkları papazda bulanların aradığı ne ise onu ihtiyacı olana vermek..Sevgi ise sevgi,özgürlük ise özgürlük..İnsanlık ise insanlık..Korku ile birşeyleri verdiğiniz zaman korkuya gelmek istemeyenler şefkati buldukları yöne doğru yönelmek eğilimi gösterirler..Siz tokat yediğiniz yerde acı çekmeden ne kadar süre durabilirsiniz ki..Zorlamak ile baskı yaratmak ile korkutmak ile birşeyi elde edemezsiniz..Bakıyorsunuz.Çok akıllı olduğunu düşündüğünüz,çok ünlü olduğunu düşündüğünüz,sanatında çok iyi olduğunu düşündüğünüz insanlar hiç ummadığınız bir oluşumun içerisinde o oluşumun çanakçılığını ,şak şakçılığını yapıyorlar.Bu bir rant ise ve bu bir mücadele ve savaş ise ve bu mücadelede hedefe varmak için ”her yol mübah” yolu kullanılıyor ise o sizin en byük eksikliğinizi bir avantaja dönüştürmüş..Nedir o ?Korku,baskı,dikte…Nerede sevgi,özgürlük ve yalan da olsa bu hususta kendilerine sunulan imkanlar insanlar orada.. Buna ihtiyaç duyan kim var ise temelinde kökünde ne var ne yok sormadan soruşturmadan peşine..Bunun yanında yoldan sapmayacağız diye kendi yolumuzdaki taşları görmeyeceğiz anlamına da gelmiyor elbette.O taşları temizler isek geriden gelenlere tertemiz ve taşsız bir yol bırakabiliriz..Taşlı  yollarda ancak taşlı sopalı silahlı kovalamacalarla çırpınır dururuz.Kısacası sen kendin ile papaz olmuşsun.

Ve bütün dünya sınırları kaldırır ise bende kaldırırım.Ülkemin hayrına babam bir kötülük yapıyor ise babamın yapacağı kötülüğün önüne geçilmesini isterim ama hiç bir iyiliği babamın hayrı için yapmadığını bildiğim bir başka ülkenin de şakşakçılığını yapmam açıkçası..Bireysel emperyalistlerinde öyle..

Amaç kendini savunmak değil ise savaş bir suçtur.Bunun yanında amaç kendini savunmak değil ise o da etkisiz hale getirmek mümkün ise insan öldürmek,öldürmek suçtur…Ama biz zaten bunu anlamayanlara anlatmaya çalışıyoruz değilmi ,belki saldırmazlar belki öldürmezler,belki vicdana gelirler…Ama kin,nefret,intikam ve hırs duyguları öylesine dolum halinde ki insanlar artık birer kör..Yapma diyeceksiniz,intikam diyecek,yapma diyeceksiniz kan diyecek,onur diyecek,şeref diyecek  en iyisi bir takım değerler uğruna öç uğruna bunu yine yapmaya kalkacaklar bunun sonu gelmez..Güçsüzün kanı güçlünün bedeninde,güçsüzün parası güçlünün cebinde,güçsüzün inancı güçlünün cebinde..Güçsüzün dini,güçlünün cebinde…Ve güçlü güçsüzü eziyor…Güçsüzün umudu güçsüzün cebinde..Aziz Nesin’in de dediği gibi insanlar babalarından biraz namus kalması ise namussuz olarak dünyaya geliyorlar..Kafadan yani..Hayatları boyunca biraz namus elde etmek için çalışıyorlar amma kimisi çok çabuk namuslu olabiliyor…Ayaktakımı birinici sınıf çok insanı eziyor üzüyor yok ediyor çünkü bu ayaktakımı grubunun kurnazlıktan başka yapabileceği birşey yok…Kurnazlık insanlığı eziyor..İnsan yine insan ve bir türlü vicdanı elvermiyor..Ne yapıyor?Arada bazıları digerinin bir günde çalarak elde ettiğini o yirmi yılda çalışarak yapmaya çalışıyor.Bunu yapar iken ne türden sıkıntılar çektiğini bildiği için de ardında bıraktıklarına nankör çıkmıyor hiç bir zaman..”Benim elimi tutan olmadı” diyor..Dişimle tırnağım ile geldim..Haydan gelmedi huya savuramam..Yükseltmeliyim..Aramalıyım,bulmalıyım ben çok çektim ama destek vermeliyim..Dünya benim gibiler ile yükselsin..Burada benim gibi vicdanlılarla yükselsin.Birbirimizin elini tutarak  yükselelim…

Burada Amerika’nın yaptığı kurnaz  özgürlük iddiasından bahsedeceğim kısaca..Amerikanın özgürlüğü sadece kendi özgürlüğü.Amerika içerisinde barındırdığı insanları göstere göstere ezmez..Amerika başı ağrımasın diye onları hangi milletten,ırktan olur ise olsun  kabullenir  ama sömürür.Bu tilkinin kurnazlığıdır…Gönüllü bir akılllılık örneği değildir..Asla..Bir kurnazlıktır.Başlarına iş açtığı ülkelere bakın..Yardımcı olduğu ülkelere bakın..Destek verir göründüğü ülkelere bakın..Birde görmemiş olabileceklerinize bakın..Okuyun..Büyüyün..Dolayısı ile iyilik kötülerin şeytanıdır burada yine karşımıza çıkar.İyi görünmeyi şeytanı bellemiş birisi içinde kullanabilirsiniz..Yani kötü birisi sizi o şeytan ile kandırabilir..Şeytanda değil,böyle bir kişiye uymayın çünkü şeytandır..Ama şeytan sizi nasıl vurur..Şeytan sizi kendi zaaflarınız ile kandırır..Bölünmüşlüğünüz ile ,birbirinize düşmüşlüğünüz ile..Ne farkı var…Bir boşluğunuzdan da fırsatçılar istifade etmiyorlarmı sanki..Örneğin…”Aşığım” dedi kandım..Herşeyimi  aldı kandırdı..Beni mahvetti…Burada şeytana kanan körün adı nedir..Boşluk,sevgisizlik,korku,aile dramı..Şeytana kanan kör bir hasta..Belki de aşık bile değildin..Bir zehire tedavi umudu ile sarıldın ve canını aldı…

İnsanlık öldü diyor birileri insanlık öldü…Ölmedi insanlık da ölmedi umutta ölmedi..Siz öldü iseniz,siz oturduğunuz yerde umut ediyor  ve kendinizi kutunun içerisine sakladı iseniz de sizlere rağmen ölmedi insanlık..Dilenene de umut yok..İyiler çoğalmadığı ya da çok oldukları halde ”biz varız hey” demedikleri sürece umut yok.Düşünce yok ise,doğru düşünce yok ise umutta yok..Sende umut..Hayat nedir hayatın anlamı..Her insanın için hayatın bir anlamı vardır..Daha çok kazanmak,daha çok sevmek,daha çok öldürmek,daha çok ermek..Öldürmek sadece kurşun sıkmak mı,yaşamak sadece nefes almak ?Ölüm sadece ölmek..Yaşam sadece yaşamak ?Mı ?Bunun için kullandığımız yollar..Ya da bunu nasıl kullandığımız..Burada Oktay Sinanoğlu’nun bir sözü aklıma düşer ”yaptığınız her işte işin içine gönül katınız…”..Artık nasıl yorumlar iseniz yorumlayın..Hocam Türkçe değil mi lastik gibi,düşünce değil mi lastik gibi uzuyor…Ben işin içine sevgi katınız,dostluk katınız,kimsenin hakkını yemeyiniz gibi böyle hoş güzel masum şeyler algılıyorum.Hemen birkaç düşkünü kurtarasım geliyor,çiçeklere kıyamayışım geliyor,ne çiçekler ilaçlar ile büyütülüp kesilsin satılsın birileri alsın birileri almasın ya da hiç birisi alamasın insanlar birbirini yemesinler gibi sözler edesim geliyor..Ya da ineklere daha ağır basması için besiciler ilaç vermesinler ve hayvancağızlar şişmesinler,ya da tavuklara çatır çatır yumurtlasınlar diye ilaçlar verilmesin ve bizlerde bu garip şekillerdeki renksiz şekilsiz yumurtaları yemeyelim zehirlenmeyelim..Geçen gün sekizgen yumurta ile karşılaştım.O ne şekildir..Yumrulu olanları var..İki renkli..Birkaç sene sonra doğacak çocukların hangi şekillerde doğacağını ya da birkaç nesil sonrasının Darwin’i nasıl haklı çıkaracağını felan görmeyelim istiyorum…Hani daha iyiye gitse ses etmeyeceğim de gittikçe betere gidiyor o bakımdan…Gönüllü olmak adı üzerinde gönül’lü olmak..Burada gönüllü olarak katil olacakları hemen soyup atmalı,katrana bulamalı kasabadan sürmeli..Kendi kurdumuzu yaratıyoruz…

İnsan hakları kadın hakları çocuk hakları ….Hepsi kutunun içinden bize bakıyor..Ne anlamı var hayata geçirilmeyen insan hakları kadın hakları çocuk haklarının..Adam ”hiçbirisini tanımıyorum alın haklarımı elimden alabilirseniz” diyor.Diktatör.”Tanımam benden başka dünyada yoktur eşim.Beni de bir zamanlar tanımamışlardı…Tanışamayız imkânsız..” Bana ne diyor böyle olmaz ise vururum ,asarım ,keserim..Bakıyorsunuz ”Allah Allah ”.. Kimisi hayatında işe yarar iş yapmıştır yani yolda düşen  birisine dayanamayıp da yardım etmiştir ama onun aklı düşenin iç cebindeki cüzdanındadır..Adam tam Allah razı olsun diyecek iken…”Allah belanı versin,cüzdanımı da götürmüş.”Amca o saksı..”İnsanlara yaptıkları hatanın cezasını ödemelidirler.”.Düşmeyecektin yollarda benmi dedim sana düş diye artık  yedekli bir çift koltuk değneği ile birlikte yürürsün..Amma da az  maaş alıyormuşsun sen ya..İşte bir hata daha…Bu kadar az maaşla ben de düşerim…

Buna tecrübe deniyor.Camide olmaz deme…İnsanlar böyle böyle paranoyak oldu…İyiliği şeytana çevirmiş adam.Kötülük yapabilmek için bir silah olarak kullanıyor..Ne diyorlar çocuklara ”sana şeker alayım derler..”

Aslında burada büyük bir farkındalık vardır…”Sana şeker alayım” silahı ileride ”sana yardım edeyim..”,”seni seviyorum..”..”Tut elimi” gibi cümlelere dönüşür..Çocuk yanımız,eksik yanımız hep kanar…Sonuç….Günlük gazeteer,haberler sonuçlarını yazıyor…Sosyal yaşam sonuçları gösteriyor….

E demiştik..İyilik kötülerin şeytanıdır..Şeytana uymayın..Camiden çıkar iken kimsenin ceketinizi düzeltmesine izin vermeyin..Üç aylığınız güme gitmesin.

Ama insanlık ölmedi..Yani kötüler çok önplanda olduklarından ve sesleri çok fazla çıktığından olabilir..Bir tecavüz haberi bütün ülkeyi dalga dalga yayılır iken ihbar edenin kim olduğunu çok zaman bilmeyiz,ya da yardım edeni kimse hatırlamaz ama karısını dayaktan öldüren adamı hepimiz biliriz..Onların o iğrenç simaları beynimize bir kere işlenmesin..En kötü bile unutur kötülüğünü…En zalimi bile ana-avrat söver televizyonda gördüğünde..Ama kendisi vurduğunda evladına bir nedeni vardır..Silahı hazırdır..Kim bilir..Çekilmeye hazır bir tetik gibi yaşayıp gidiyoruz işte..Canlı silahlar..Tetik beyinde,tetik düşüncede,tetik  yaşam görüşünde,tetik zaafında…Yenilgi düşünce kıtlığında…Hedefi doğru tespit edememekte…Onun için kendi elinle öldürürsün evladını yeri geldiğinde,kendi elinle ezersin hanımını,kendi elinle yaratırsın düşmanını kötü bunu iyi bilir.Ne demiştik..İyilik kötülerin şeytanıdır..Şeytana uyma …

Umut  ölmedi..Hala yaşıyor..Sen kutuya girdi isen ne ala..İnsanlık ölmedi sen öldü sen ne ala ,sana rağmen ölmedi bak bir örnek vereyim.

Bir elektrik idaresinde bir bir karı -koca.Borcunu ödemeye gelmiş bir umutta bir koltukta oturuyor.Karı-koca yalvar yakar..Hayat orada acı orada..Hayat o an’da orada..Can orada..Hayat canın acıdığı yerde.Bir elektrik idaresinde bir karı-kocanın ödeyemediği borç için yakarışındaki zavallılıkta..Asalette..Düşkünlükte,fakirlikte belki eve gidince ”ben kulun değil miyim” diye çıkıverecek bir cümlede.Kafirlikte..Umut orada oturuyor..Hayatın olduğu yer yalvarıyor can havli ile..”Peşinatı ödeyecek bir kuruşumuz yok ne olur.Eşim yeni kalp ameliyatı oldu.Paramız yok.Bunu da taksitlendirseniz..Durumumuz çok kötü..”

”Hiç umut yok diyor o an’da canavar..”Öleceksiniz başka çareniz kalmadı..Bunun üzerine canınız daha da acıyacak ve işin içinden  de çıkamayacaksınız..Suçlusun..Yetmiş liralık namusun bile yok senin..Ölüme mahkumsun sen..”

Umut orada oturuyor..Ve ”sanırım zaman bu zamandır,galiba umudu araya iki kişi bunlar..Bugün bu iki insan ile tanışmalıyım ve onlara yaşam vermeliyim” Omuzları düşük iki can çekişen hayat dışarı çıkıyor.Umut soruyor ”nedir dertleri..Çünkü umutta paranoyak olmuş artık..Umulmadık kötü  kişilere bol kese dağıttığı için artık tedbirli dağıtıyor umudu..”Anlatıyor canavar…”Elimizden birşey gelmez..Ölüme mahkumlar..Adam kalp ameliyatından sağ çıkmış,yaşayacak ömrü varmış onu işini biz bitireceğiz..”

”Benim gelir ” diyor umut..”Çağırın geriye gelsinler..Biz daha ölmedik..”

Ve tedavi ediyor onları en azından o seferliğine ölümden dönüyorlar..Bir çok dua ediliyor ve umuda bir daha teşekkür..Ve Allah’a inanç ,insanlığa inanç bir kez daha büyüyor..Dualar dualar dualar…

Ne demiştik..

İyilik kötülerin şeytanıdır..

Böylesine uyun..Siz uyun şeytana değil,içinizdeki insana..O zaman sözün anlamı sadece ”iyilik ile kötüleri dövmek” olur…

İnsanlık daha ölmedi..Sen öldü isen bilemem..Ölmedi isen…

Hadi  bunu kutlayalım…

dört ayak

 

”Ölüm nedir ki  iyi bir erek uğruna,iyi bir erek sonucu veya iyi bir ereğin adı olmadığı  sürece  ..İnsan nedir ki bir hırsızın ellerinde yaşam gördüğü sürece.Tanrı der ki böylesine  ellerine eğildiğinde ayaklarınıza iyi  bak..Dört ayağı o zaman görebilirsin ancak !”

HEZERAN AĞITI

 

 

 

Aşk’sın ..
Dünya’nın insafına bırakmaktan korktuğum
Merhem yaralarıma
Ve tüm kahpeliğine rağmen dünyanın
Ar damarımı çatlatırcasına
namus …
Tabunun
Boğazında düğümlenen
ravent yaprağı
Ağulu mezarın üzerinde
narçiçeği
Ve hezeran ağıtı
Ritüelin ardından yaktığım

 

 

 

KÜL

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ellerin

Titrek alevin resmini çizdi

kağıdın sol köşesine

Yandı yüzüm

Ağladım

ve

Söndü kağıt

İki damla gözyaşı ile

Birden

bir karanlık

Vurdu sol yanın

dip köşesine

Sol elimde

küller

Yüzde

yara izleri

Kül bilir

Yara izi

Olgun

Yaş

kimbilir

kaçıncı yüzünde

A-YUUUUUUUUUUUUHHHH

Osho diyor ki:

”Kaadııınnn milletisi duyarlı olmuştur…”

Bence de kadın milletisi çok duyarlı olmak zorunda kalmıştır.Çok hassas duyargalara sahiptir.Erkeklerden çok daha iyi avcı-toplayıcı kültürüne sahip olanları vardır.Şaka bir yana diyeceğim ama  ”yemezler” diyeceksiniz ”çünkü sen daha önce ”insanlara şaka yapar iken gerçekleri söyleyin çünkü gerçekler dünyanın en çok gülünen şakalarıdır” demiştin onun için bize gerçekleri söylüyorsun aslında” diyeceksiniz..Ne ise çok saldırır iseniz,hem şakadan  hem gerçekten anlamıyorsunuz demektir ne diyelim…Kadın akıllanmak zorunda kalmıştır….Tebrik ediyorum.

Bunun yanında:

Pamuk prenses şimdi yaşasa idi çocuğunun poposunu ıslak bezle silerdi, sonra burnunu silerken ıslak mendil kullanır,sezaryanla doğururdu sanırım…Ama fasulyeyi kaynattığı su ile pişirmesin hanımlar ve yani onları öperek uyandıran prensleri bir tür nükleer çevre düşmanı haline dönüşüverirler… Bakınız neden miştir:

”Sindirim enzimlerimizin yetersiz kaldığı besinler, kalın bağırsağımızdaki simbiyont bakteriler tarafından parçalanırlar. Bu işlem sırasında da bağırsak gazını oluşturan gazlar açığa çıkar. Baklagillerde bulunan oligosakkaritlerin sindirimi için enzimlerimiz yetersiz kaldığı için, bu besinler yendiğinde bağırsaklarda normalden daha fazla gaz oluşur. Bunu tamamen önlemek olası değil, ancak bu besinler ne kadar iyi pişerlerse sindirimleri de o kadar kolay olacaktır…”

Ama toplumumuzun bir güzel gerçeğidir ki hep kadınlarımız mı salınacaktır,salıncağa oturacak sallanacaktır,erkeklerimizin de salına salına dolandığı haller vardır elbet…Hangi haller?Fasulye yediği haller,bir tür intikam alıyorlar sanırım..Zavallı kadınlar ise ürkek bakışlarla ,gardobun arkasına felan saklanıyorlar,ya da yememeyi tercih ediyorlar.Ne var yalan mı hep konuştuk bunları biz datuşmasunu bilem yaptuk arkadaşlarımızla…Fasulyeye sarmısak katarsak ‘balyoz’ etkisi de yaratabilir…

-Hanım sen yine gaşunmaya başladun sen bi fasulye pişir bi bakem bi.

-Ama Bey daha iki gün önce pişüdüdüm…

-Olsun iki günde yaptukların boyunu aştu,sen pişür hadü hakettün bana bunu yapmayacadun..

-Ahh oküzz,beni isterken saçlarını ortadan ayırmış ve öküz yalamış gibi yapuştumuştun.Barbara Cartlant kahramanı gibidin.Elünde hündüba vaadu…Nereden bilüdüm böyle ayu çıkacanu.. ah! ah!

-La garu ayuyum demi,yat yere ölü dahlüdü yap bi görim bi,hadi…

Fasulyeyi yedikten sonra;

-Çıkmıyo bu hatun sıkıştı.Sıvazla bakem sırtımı bi ouhhhhkkhh…

-Lan oküz,bi bu eksüktü

-Ben senün goca bebeğün değülmüdün?Hanü bana ”seeen benüm goca bebeğümsün” diyodun ! Ama hadü hadü naz yapma,sıvazla sırtımı çıksın,sıkıştu bu..Gız,hatırlıyonmu senün bü gecelüğün olcadu..

-Yümezler atuhun tumammu,yümezler,hani bana o entarüyü alcadun..

-Gız benüm şu gazu çıkartmam gerek sen ne diyon…Çapulusun bak ,karı kısmısı sıvazlar..

-Oküz.Elünü çeh la..

Pakize Suda ne demiş.. Erkeklerinizin yanında Sir ağda yapmayın.

Ama onlar evin içerisinde salına salına  ,göbeğini kaşıya kaşıya dolansın.Siz de burnunuza mandal takarak dolaşırsınız artık.

Ama siz onu çok seviyorsunuz.Aşk’ta budur değil mi..Onun bağırsaklarının fasulya edebiyatına alkış tutmak hatta ‘benimkinin ki seninkininkini düver’arkadaşlarınıza gaz ,pardon hava atmak..Budur aşk bir nefesi paylaşmak.

”Senin simbiyont bakterilerine kurban olim hayatım.Varsın ölüm simbiyontlarından gelsin gülüm biz onu şerbet der içeriz…”

Ya da gaz maskesi  takmam.Önleyemediğin gazın keyfini çıkar…

Sizin mideniz mide değil nah böööle beşe beş genişlikte..Sonra grip olmuş verem olmuş,aşk bu virüsler mikroplar,bakteriler aşk’a saygı duyar ve asla bulaşmazlar..Koku duyunuz da yok…Ama her neden ise dışarıya çıkar iken dışarıdakilerin hepsi koku alıyor.Duşlarını alıp da giyinip süslenip,bayramlıklarını giyip el öpmeye çıkmasını biliyorlar..

Uyanın ey hatun milleti bu saygısızlıktır.Karşısındakini hayvan yerine koymaktır.Vallahi billahi aşk’ın gözü de görüyor,burnu da koku alıyor,saygı da bekliyor,sevgi de bekliyor…Eşlerine böyle saygısız davranan erkeklere kahredin.Onlar size türlü bahaneler uydurup da gidip istediklerini yapmayı biliyorlar…

Bunlar sadece muhatablarına.Benim göktaşılar sadece muhatabı olan dinazor neslinedir..Gerisi zaten gülüyordur…

Ne ise;

KADIN AKILLANMAK ZORUNDA KALMIŞTIR DEMİŞTİM YA:

Bilmem hangi ay’ın on dokuz’unda bir küçük birşey yazmış idim: Bu on dokuzlar’da başıma iş.Burcumu hatırlatıyor.Burcum kova,yükselenim arslan hep ondan oluyor benim günahım yok…Zodyak’ın devrimcisiyim.Diger burçlardan ayrı incelenen tek burç.Ben yapmadım,burçlar yaptı.Pek inanmam ama okuduğumda şaşırmıştım. Ama inanmayın:”En güzel burç hangisi?” diye sorun hanımlara:Hepsi ‘benim burcu’m” der. Evet söyle bakayım en güzel burçlar hangileri? -Benimkisiler elbet. Eee madem öyle burada ‘’senin eşşeğin kancık olsun” sözü ”cuk” eder.Yerini bulur hemide zevk ile efendi’m…..Zekâ ürünüdür…Zeki olun dişi fantomlarım tiyoları veriyorum bakın dua edin yani. Ne ise bunu birgün işleyeceğim burada da konuya gelelim:

 Hayatımın en şen şakrak günlerini ”kadınlar günü”olarak tabir edilen bir entellektüel sosyal aktivite içerisinde somutlaştırdım.Bütün arkadaşlarım üst düzey yöneticilik özelliklerini bu günlerde sergiliyorlar idi.”Her hanımefendi bir üst düzey yöneticidir.”(Motive edeceğim ev hanımlarını).Evet bütün hanımefendiler birer üst-dişidirler.Hele ki konuyu günümüz ekonomik koşulları ve eşlerinin psikolojik baskıları çerçevesinde ele alacak olur isek üst düzey yöneticiye ilaveten sihirbaz,yaratıcı,üretici terimlerini de ilave edebiliriz.Yani kısaca kendilerini”alt-üst dişiler” olarak tanımlayabiliriz. Şöyle ki; Oturduğunuz an’dan itibaren eşinin yedi ceddine söven bir hanımefendi’nin,telefon çaldığında ”nasılsın hayatım,aşkım,seni çok seviyorum hayatım,şimdi senden bahsediyordum…” demesini izlemek için kaçlarca tiyatro bileti ücretinden kurtulduğunuzu düşünürsünüz.Bu tiyatro oyunun sonu ise komedidir.Fakat bomba genelde perde kapandıktan sonra patlar… ‘…………..adamı bir yerde de rahat bırak be !Ha nerde kalmıştım,sen geçen gün tut…”

Bir çok çocuğu leyleğin getirmediğini o günlerde anladım meselâ.Halıların,perdelerin,bileziklerin,yüzüklerin,elbiselerin, mobilyaların getirdiği çocuklar pek bolmuş meğer…..

Not:Ayı,ayıdır fazla güvenmeyin.”Karşılaştığınızda yere yatın,ölü taklidi yapın saldırmaz” gibi tavsiyelere de öyle kanmayın.Birisine de bunu demişlerdi,o da öyle yaptı,ama ayı aykırı çıktı 🙂

Leave a Reply

BAKİR BÖCEĞİM

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Üzülme anne sen yavruladığına
Bir isyan dölü vurdu ilk göz ağrın
Dağlarla kucaklaştığın yer
ve  ilk intikam çiçeği açtı sessiz çağrıların
Aldım  elime kayıp  sevdalarımızı
vurdum  başımı renksiz dağlara ..
Kocaman bir aşk diktim doruklara
Kan çiçeğim,can yaprağım,bakir böceğim

Üzülme anne,
başın düşmesin o acı kokan,
O hep ağlayan,o korkak o kan ağlayan
tadını paylaştığım soysuz göğüslerine..
Sana hiç kızmadım….

Anne ben sadece
O topraklarda yetişmesi imkansız
Hiç açmamış bir çiçeğin aynasıyım
Saplanmak için gergin bir yay ucunda

Ve kan çiçeğimin bereketli
Tohumu ile ergin bir dişi ölürüm göğsümü açıp
Vurun ! tekrar Ölün sesleri ile…
Sevdiğimin ellerinde sevdiğime ait
ve sadık bir kardelen ölürüm..
Bir günlük kelebek ölürüm …

Ben aşk ölürüm anne !
Bir uçurum vardır orda bilmezsin sen…
Kuş uçmaz kervan geçmez..
Bana anlattığın masallardan uzak!
Başını uzatamayacağın kadar sarp
dibi kayalık bir yatak…
Ya da hoyrat bir şelalenin
denize döküldüğü yerde
yerini bulan cesur bir adak..
veya bir denizin en dibinde..
Güneşi çeken zümrüt yeşili sunak…
Beni sadece çocuklara ver anne !
Gerisini bırak !
Üzülme,utanma,arlanma başın düşmesin o ağlak,
o  yaşam çizgisi belli belirsiz sonu muğlak
Havaya açılmış,el pençe divan
o gözyaşı şişesi,ölümü paylaştığım
soysuz  avuçlarına..
Başını dik !
onursuzların,soysuzların verdiği
şeref ödüllerine ,takdirnamelere ettiğim küfre iyi bak ..

Onu emzir onu büyüt,beni bırak !

Köleliğimi kutsadılar…Köleliklerini kutsadılar…

Kendilerini şovalye ilan ettiler her kılıç vuruşlarında
Onu emzir onu büyüt,beni bırak,ben iflah olmam !

Sadece bir uçurumun başucunda
ölüm ile içiçe ve beni bekleyen
küçük bir  yaşam  farkettim..
Ve ölümüne yaşamak  istedim..
Üzülme anne ağlama sakın

Rahat ol pişman değilim

Ağlasınlar çatlayasıya…

Gerekirse kıl iki rekat sonra

vur davulları,çal zurnaları

Ama beni bırak ben pişman değilim rahat ol !

Yine vururum son sözlerim ile gerekir ise gider ayak…!

Canıma değsin…

bir delinin küllüğü

 

 

Birisine bir kağıt kalem verin ve ona iki kelime yazdırın.O’nu giyotine gönderecek bir şey bulurum.”

Dermiş bir Rus atasözü…

 

Filozofun dediği  ”eğitimde şimdi yapılanların sadece tersini yapmak bile yeterlidir”önermesini bilmem bilir misiniz?

 

Hoca’m ben bunu bilerek doğmuşum ama yine de sağol…Belki bilmeyenlere bir faidesi olur…Çoğu da biliyor zaten..Sorun da burada..Hey sen psikanalist fazla uğraşma birçok isyanım acı çektiğim oldu..Babam beni  bunun için çok dövdü,annem de dövdü ,öğretmenlerim de  dövdü sen varya sen kim olduğunu bilmediğm hayalet,komşu teyze,amca,dayı ,hala ve  bütün hortlaklar..Bunu siz onlara kötü demeyin diye yaptılar..Kimsiniz kardeşim siz..Öğretmenimde öğretmenler odasında diger arkadaşları ile lak lak yapabilmek için sınıfa geç kalırdı..Geç kaldığında da sınıfta konuşmalar olurdu…Elbette ki bunu bir üstü görmesin anlamasın diye arkadaşlarımızı gammaz eder dururduk…Şimdi onların basenleri genişledi ama o kadar..Çekirdekten meyve veren çilek ağacına kötülük  ağacı aşıladılar…ama çocuklarım hiç yalan söylemiyorlar ve şu an’a kadar bir problemim olmadı…Ondan ondan…Bana yapılmasını istemediğimi büyüklerime yapamadım ama onlar bana hep yaptılar ve ben bana yapılmasını istemediğimi çocuğuma yapmadım…Çoluk çocuk yorgunluk böyle oldum yani…Ölmeden birisi psikanalizimi yapsın merakımdan çatlayacağım…Narsist..marsist..Nar severim..İstleri sevmem..İst’anbul…olabilir…Mars olabilir…

”Ama efendim çok rica ederim bir çiçeğe dokunur iken ellerimin nasıl titrediğini ve çöp toplayan bir çocuğun ellerini tutar iken ,çirkin ellerimi nasıl gizlemeye çalıştığımı görmelisiniz..Büyüklerimin yanında bacak bacak üstüste atttığım olur. Dikta olduğunu anladığım an direnişe geçerim..Ve şimdiye kadar ne kadar hakarete uğrar isem uğrayayım benden büyük bir insana asla ve asla bana söylediğe söze karşılık gelebilecek bir başka hakaret etmediğimi de öylesine…bilmelisiniz..Ah yediğim hakaretler…Sizi anlıyorum hayatı boyunca anlaşılamayanlar…”

Yani şunu bilmeniz gereklidir ki bu asi hastanız şu sözü de duymuştur:

”Ya bu kıza ne hakaretler ettim ne tartışmalar yaşadım ..Bir kere bile bana dönüp de saygısız bir söz bir hakaret etmemiştir…”Seni anlıyorum…Yapabileceğin en iyisi bu idi..Eminim daha iyisini bilse idin onu da yapardın…Sen aslında çok iyi bir insansın…Ben de…Bende daha iyisini yapabilse idim onu yapardım emin ol..Bunun için daha iyinin hep peşindeyim…sınıf sınıf sınıf ohhhh………Hele bana ”senin derdin onu bizden koparmak ama  nah” deyip iki parmağınnı arasından başparmağını çıkaran kısacası ” nah ” çeken bir büyüğüm…Şiiştt çok ayıp..Küçüklere sevgi lütfen…

Emin olabilirdiniz sevgili büyüklerim ben onun diğer elin yardımı ile şraaaaak diye ses çıkartılarak yapılanını benden iyi yapanını görmedim henüz…Ama büyüklere saygı değil mi….Küçüklere de sevgi….

 

Örneğin kırmızı başlıklı kız,şimdilerde kırmızı klavyeli kız ,kırmızı dudaklı kız,kırmızı başörtülü kız,kırmızı mini etekli kız,kırmızı elbiseli kadın,kürk mantolu madonna ve hatta evden kaçmış çocuk kurtla karşılaşmasa artık diyorum…Kırmızı bikinili kız etrafına iyi bak..Pusu atmış olmasınlar..Bakın geçenlerde bir çocuk kurdun karnının avcı tarafından kesilmesi sonucu  karnından çıkanları görünce günlerce kabus görmüş zavallı annesi masalı kızın aklının alabileceği hale sokana kızını ikna edememiş ve kız sürekli ağlamış…Bütün üvey annelerin kendisine zehirli elma yedireceğini düşünmeye başlamış ve annesi buna  çok sinirlenmişti..Orman yok kurt yok ama  bir sınıf var..Diyorsunuz ki geleceğin kurtları da kuzuları da bu sınıfta…Seçiminizi yapın..Neden ?Olamaz mı…

 

Ya da başka bir yolu muhakkak vardır..Bu dünyada başlarına gelebielcek kötü olaylara karşı dikkatli olmaları yönünde eğitilmeleri için…

 

Zamanın yanlış gördüğüm ve  verdiği faideden çok zararı  olduğuna inandığı herşeye şiddetle karşı çıkan ama onları da mantık çerçevesi içerisinde ele aldığı zaman niyet ölçüsünde anlamaya  çalışan bir faniyim ben…

 

Bırakın artık zırvalamayı diyeceğim ama anlatıcıları da anlıyorum…Kurt küçük kızı gördüğü zaman  onun masumiyetinden o kadar etkilensin ki ona bir kötülük yapmaktan vazgeçsin..Korkmasın insanlar…Zaman alır ama kökü sizde uzar… Kötülüğün kolunu kırarsınız..Durun bakayım kim demişti..Tarihi bilenler hemen anımsayacaktır..Bilmeyenler araştırsın…

Ama hem kötü hem zeki iseler  biyonik kol yaparlar ..Dolayısı ile biyonik kolları kıracak kadar da zeki olabilmeniz gerekmektedir…Mesajı da verelim..Alındı değil mi… 

Üvey anne  iktidar hırsı yüzünden gencecik kızı öldürmek peşine dolaşmasın ki ,hayatta yetim kalmış bir çok kızı alıp güzel bir şekilde yetiştirsinler..Böyle birisini tanıyorum.Suzan.Bir ressam..Bir üvey anne..Bosna’ya gittiğinde bir arnavut bebeği tüm sülalesi ölmüş görünce almış ve evladı gibi sahiplenmiş..Şu an nesi var nesi yok..Bütün yaşam enerjisini sadece bu kız için harcıyor..Kız çok da güzle oldu annesinin sayesinde şu an çok iyi de piyano çalıyor,okuyor..İyi yetişiyor anlayacağınız…

 

Ama undertakerlar var….

 

Bazen çok kitap okumak ya da kitap okuduğunu ifade etmek ya da bir iki kitap okur iken görülmeniz okuduğunuz yazdığınız herşeyin kitaplardan öğrenilmiş olduğu  önyargısını oluşturabilir böylesi için ”ah ama hayır yanıldınız bu kaçıncı” diyeceğim çünkü herkes değil..Kitapları okur iken genelde değil,çok zaman yıkım içerisindeyim..Çok iyi meydan okurum felsefi düşüncelere..Fikirlere..Yani kendi fikirlerimi okuyor gibi de  oluyorum çok zaman..Bu da öyle birşeydi..Ampul patladı..”Bunu düşünmüştüm..”…Montaigne..Kardeşim neden bu kadar erken doğdun…Hey kendini methetme büyüklenme…Yok abi sen böyle de diye konuşuyorum…Diyeceksin ki herkesin farklı bir fikri var bu nasıl olabilir ki?Olsun kimisi ürettiği fikirlerin sonucunda elde ettiği kendince en verimli olabileceğine inandığını sistemli bir şekilde yazıya dökmüştür..Söze dökmüştür bu karşıt olanı ya da henüz olmayanı ya da açıklanmayanı da düşünmüyor anlamına gelmiyor..Belki de hayatında düşündüğü tek şeydir açıkladığı  bilinmez ama ben de bunu yaparım çok zaman..Herşeyi her ihtimali düşünür sentezler ve sorar sorgular bir sonuca varırım..Bunu yapar iken de zihnim çok özgür düşündüğü için de bana ayıklaması ya da uygun olup olmadığını düşünmek düşer çok zaman…Belki birçoğunuzun da başına gelmiştir..”A ben de böyle düşünmüştüm.”….Aslında bir çok hususta farklı birşey düşündüğümüzü düşünmüyorum…Belki siz benim kafayı kırdığımı ya da ırmak üzere olduğumu düşünüyor olabilirsiniz… Öyle ise bilin..”yemek yemez isek ölürüz” önermesine hiç birimiz karşı  çıkmayacağızdır..En azından yerine koyabilecek bir alternatif bulana kadar öyledir..Yoksa değil mi =yaşamsal faaliyetler için besine ihtiyacımız vardır ve o  gerekli besini almadığımız zaman ölürüz..Burada ”ne yemez isek ölürüz?”..Bizim tabiatımıza uygun olan yemeği ya da besini almaz isek ölürüz..Ölecek kadar fare zehiri aldığımız zaman kesinlik ile ölürüz..Varmı karşı çıkan ama düzenli bir şekilde ve ölmeyecek miktarda fare zehiri aldığımız zaman birgün fare zehiri ile ölmeyecek kadar yeterli bir direnç sistemi geliştiremeyeceğimizi kim iddia edebilir..Birgün kanser hücresinin kendisi olup çıkmayalım ya da nükleere bağışıklık kazanmış yeni nesiller peydah olmaya başlamasın dünyamızda..Olur ise biz buna evrim diyoruz ki birbirilerinin şekillerine bakıp da  insandan geldiğimize inanmayacak olan canlılar da varlığını sürdürecektir..Tabi  her zamanki gibi aklıma geleni yazıyorum  ve ne kadar saçmaladığımı düşünmek ise siz akıllılara kalmış…Aramızda çok bir fark yok..Sadece kim bilir aklınızdan geçmiş ama ”kış kış” diye uzaklaştırmaya çalıştığınız düşüncelerin birçoğunu kış kış etmeden rahatlıkla düşünebiliyor ve dile getirebiliyorum..Bu kadar…Siz buna ”aptallık ya da salaklık ,saçmalık” dersiniz…Akıllı olduğunuzu ispat edin.Edin ki bende erdeminizin aslında hiçbir karşılık beklemeden olduğuna inanabileyim..Ateistim diyelim ama senin inancına tek bir kelime etmeyeceğim sen beni ben seni rahatsız etmeyeceğiz ne ben senin aptalca bulduğum düşüncelerine ne sen benim aptalca bulduğun düşüncelerime karşı bir reaksiyon göstermeyeceksin..Benim ingilizcem çok iyi ama sen iki kelimeyi bir araya getiremeyeni senin inancına yakın olduğu için bana tercih etmeyeceksin,çünkü seni vuracak silah senin inancının içindedir ben de yapar isem beni de öyle çünkü ikimizde–insan aşık ile,aşık insan” arasında fark vardır sözüme inanıyoruz diyelim…Ne dersin…Ama yaşamınıza bir göz atın ve ne kadarının akıl alır bir biçimde seyrettiğini görün…Ya da  şu an dünyamızda seyreden durumun akıl mantık alır yanı var ise bana da anlatın ve birlikte mantıklı bir şekilde yaşayalım…Tanrı’yı hi korkmadan  düşünürüm mesela..Konuşurum da..Çarpılmak gibi bir endişem yok..O beni çok iyi bilir ve benim  onu sevgi penceresinden,sevindirilmiş bir çocuğun gözlerinden gördüğümü bilir..Sen beni çarpar isen onu bilmem tabii ya senin de birgün gelip çarpılacağını bilirim…Eğer çok ciddi bir çıkarına ters gelmiyor ise zaten sen beni bunun için çarpmazsın endişe etme…Ya da çözdü isen  yapman gerekeni  yine bani çarpmazsın…Çarpmaya kalkıyor isen kesin seni feci çarpmışımdır…Bu anlamda Sokrat’ı hemen karşına dikerim senin bir erdemli sen misin?……Canımı almak ?Almamak?Güçlenirim..Al yine güçlenirim.Sende güçlen..Yapacağın bu kadar…Cesedimi yok etmek..Erdemini mezar taşıma kazıtmak için vasiyetim var…Haberin olsun…

 

Sonuç ben bunu çoktan düşünmüştüm  belki o da… ve bir kütüphane salonda bir gümüşlükten daha iyi  duruyor ve severim onların kavga etmeden yanyana durmalarını…Üç nokta koymayı daha okumaya başlar iken…Kesin  bilgi hariç…Ansiklopedik bilgi..O da rejim  değişikliğinde  hepsi yakılıp yerine yalan yanlış olanları doldurulmadı ise elbet ya da ”şu kadarını yaz bu kadarını yazma uyanmasınlar bir ülkeye bir iki benim gibi uyanık çok bile” demediler ise…Gerçekten de çok bile…

 

Sade ilahtı değil mi…(kahkaha efekti)Yatın kırbaçlayacağım…Buyrun inek gübresi de getirdim..Tıkının utanmaz sapıklar sizi..Tıkının tatmin olun..Kaostik bastırmasyon sonucu giderek batmasyon ve egotik mastürbasyon..ah sorry tatmin olmak…Sade sizin içinizdeki vahşeti anlamanızı sağladı…Öyle ise ne duruyorsunuz kutsayın on yedi aylık bebeğe tecavüz edenlerin erdemsizliğini ve cesaretini…Yatın kırbaçlayacağım o kadar gücüm var..Yüz tanesini geçtim…İki üç tane yeter..muhahahhah…Ne yaptın çocuğuna anne..ne ettin baba..Neden çaldım çırptın malzemeden hacı amca…Dünya da bu kadar aptal olması beni ürkütüyor demiştin. dostum..Haklısın kabaca….Köyün ağsı işi çözmüş…Kutluyoruz…Maraba..şey merhaba…

 

 Aynı şeyi mi  söylüyoruz…

 

Daha cesurlar var kutsanması gereken…Ama onlar insanlığı anlatmak cesaretini gösterdiler….İçinizdeki insanı göstermek istediler size..Kiminizin ise içindeki safı…İnsana insan  güzelliğini anlatmak cesaretini gösterdiler….Nasıl kandırıldığınızı  size neler yapıldığını anlatmaya çalıştılar….Belki bin yıl sonraki ardıllarına  selam olsun …

Yok ettiniz…Öldürdünüz..

Kim hasta kim narsist..kim deli,kim zırdeli….

 

 

Anlayan var mı?

Hey orada kimse var mı?

Sen üzerine alınma…Alınana hodri meydan bakalım…

Devam edeyim mi?

Sadece tersini değil iç ve dış ihtimalleri de ve henüz olmamış ihtimalleri bile hatta hesaplayın…Nasılsa hiçbirşey  gördüğümüz gibi değil…Görmediklerimiz bile…Gözlerinizi oyun, dişlerinizi çıkarın,bacaklarınızı kırın,derilerinizi yüzdürün,kulaklarınızı tıkayın…dilinizi kopartın..Geriye ne kaldı..Ve  kalandan farkınızı düşünün…Geleceğim görüşmek üzere…

kim, kime kızacağım…

 

 

En iyiler ..Kim bu en iyiler..En iyi kötü,en iyi vicdansız…En iyi vicdanlı…

Bir sürü en iyi müzisyen,bir sürü en iyi filozof,bir sürü en iyi fikir,bir sürü en iyi insan,bir sürü iyi sporcu…Erenler,gerenler,gerilenler,yok edilenler…Neredeler…Kimbilir çağın en büyük düşünürü bugün bir tuvaletin temizliğini yapıyordur,tuvalet temizliği yapmanın aşağılık bir durum olduğundan değil…..Danışmandan daha iyi fikirleri olmuş olabilir ya da solistten daha iyi sesi vardır falan filan…

Bize yapılan hatalar için özür beklemekten başka yaptığımız bir şey yok…Özür dile !Dile özür,saygısız,senin anan seni iyi yetiştirmemiş,baban da böyle zaten,sen de böylesin..Hepiniz böylesiniz şöylesiniz…

”Yaptığın hatalar için senden özür dilerim..”

İmza anne’n..Baba’n…

Unutulmayan yapılanların size hissettirdikleridir…Güzel söz..Maya Angelou…

 

Hayat su gibi akıp gidiyor ve geriye dönüp baktığım zaman otuz  beş yıl boyunca koşar adım ilerleyen bir kız çocuğunun ile bir yetişkinin ayak izlerinden başka bir şey görmüyorum.Koşa koşa burada beni bekleyen ben’e yetiştik ve beni bekleyen ben’e doğru yine koşar adımlar ile ilerliyorum.Bu bir tür kendim ile yarış ve her seferinde yine ve yine kendime varış olarak nitelendirilebilir.Kendimden kaçış,kendime haykırış,çok zaman aldırmayış,anlayış… Biliyorum ve hatta eminim ki bir filmin ağır çekim ile gösterilen sahneleri gibi koşacağım.Belki biraz daha yorgun,biraz daha kırgın,biraz daha büyümüş ve  yaşlanmış ama yanımda  bazen ağlayan v bazen de  bana moral veren o küçük kız çocuğu ile birlikte kendime ağır ağır acele ederek….Kimse kendisini aşamaz hiç kimse ama kabuğunu kırabilir.Ama bunu bilmek için önce bir kabuğumuz olduğunu kabullenmemiz gereklidir..Öğrenilmiş ve kötülükten,zarardan başka hiçbir işe yaramayan kabuller…Daha yüce bir yol olmalı…Olmalı..

Yazmayı seviyorum.Bunu yazıyorum neden yazdığımı bilmiyorum.Düşünmek istemiyorum.”Beni ilgilendirmiyor,bana ne,kime ne,aman ne güzel,gerçekten doğru” gibi sözleri..Herkes güzel diyecek olsa,bir tane olumsuz söz için düşünmek istemiyorum…Sadece yazıyorum..Hatası ile doğrusu ile…Blog yazılarım için klavyenin başına geçtiğim zaman , kelimeler hızla  yağıyor zihnime,oradan çala-klavye parmak uçlarıma..Sonra  bir bebek edası ile gelişiyorlar ve doğmak hakkını elde edenler sayfama  dökülüyorlar…Doğuyorlar.O an sorsalar ”kendimi satırlarca anne gibi hissediyorum” …derim.

Toplumun sorunları her zaman ilgilendirdi beni.Toplumun mutsuzlukları demeliyim.Mutsuzluklarım…Birgün yaptığım hiçbirşeyin sonunda mutluluk beklememek için gelmedim bu dünyaya…”İnsanlardan hiçbir yardım destek istemiyorum,çünkü etmeyeceklerini biliyorum ” Ya da ”hayrın senin olsun,şerrini bulaştırma,önümden çekil yeter ” demek içinde gelmedim bu dünyaya…Ben bu dünyaya senin yüzüne gülüp içimden ana-avrat küfretmek için de gelmedim…İnsanların hakkımı yemesini izlemek,sesimi çıkarmamak ve adaletsizliğin pençesinde bir köşede sinmek oturmak için de gelmedim..Bunu biliyorum..Senin adın var ise  benim de var…Senin soyun var ise benim de var..Senin gururun var ise  benim de var…Ben seni insan olduğum için saymak isterim,sen beni say dediğin için değil,ben sana insan olduğun için destek olmak isterim…Bana destek olmalısın dediğin için değil..Elbisenin içerisinde bende vardım hocanın hesap ve yarın kendimden ürettiklerime de yaşadığım bir takım acıları tattırmak istemedim.Ama yanlışlarım olmuştur ..Ancak bana çok daha yanlışı oldu..İz sürdüm..Geçmişime doğru uzayıp giden bir iz bu..Kökü çok eskilere giden bir iz..Ben çok büyük dedelerimin beyni ile doğmuştum.Sende..Dedim ya farketmek ile çok vakit kaybettim..Affedemiyorum ama neyi affedemediğimi aramaktan yoruldum kimi zaman..Bir boşluk,elde sıfır,bir suçsuz kör insan yığını….Dahası torunlarıma,onların torunlarına da yaşatmak istemedim.Gittiğim yerde beklemeyi seviyorum.Orada iyiyim,kötüyüm,mutluyum,mutsuzum hiç önemli değil sadece gittiğim yerde beklemeyi çok istiyorum.Bir yolun en sonunda torunlarımın torunlarının bana doğru koşar iken bana doğru koşuşturduğunu izliyorum sınırsız hayallerimde ve kız-erkek hiç farketmiyor.Dedemin torunu olmakdan yoruldum diyorum çoğu zaman,ben dedemin torunu olmakdan yoruldum,torunlarımın çocuklarıma emanetiyim.Soyumun devrimcisi olmalıyım.Daha iyiye daha doğruya..Çok zaman kendimi tarihi bir paçavra gibi hissettim ve bunları farkedebilecek aklı verdiği için şükrettim…Evet soyumun tarihi benim ile daha güzele doğru ne için başlamasın…Onların mutluluğu bugün onlara öğrettiklerim ile biçilebilir ancak.

Toplumun sorunları beni her zaman ilgilendirdi.Bunun ile meşgul olur iken çok zaman etrafımdakileri ikinci plana attığım da oluyor farkındayım.İyi olduğunu düşündüğüm birşey yapmaya kalktığımda belki doğru da söylediklerini biliyor olsam da bana felaket haberciliği yapmalarını istemiyorum.Yirmi yılını alır diyor bir ses,insanın yirmi yıllık hayali olamaz mı olabilir olabilecek iken birinci günü yerde bir taşta uzayı göremez mi insan.Görmediler mi sanki…Elbette ki uzmanlar kendi branşlarında kendilerince ellerinden geleni de yapmaktalar.Benim için onlarda gruplara ayrılıyorlar.Kimisi işini yapmak için yapıyor,kimisi bir tesadüf eseri orada ve vaktini dolduruyor ,kimisi mesleğinde çok daha iyisini yapabilmek için uğraşıyor çok daha yeni ve çok daha iyi birşey bir devrim gerçekleştiriyor.Kimisi ise çok zor olmasına rağmen ve bunu da bilmesine rağmen bunun için bütün zorlukları göze alabilecek kadar cesur.Ve hayata da geçirebilmek hususunda ısrarlı.En çok bu grubu seviyorum.İşte onların ellerini tutmak istiyorum.Beni görsünler ve ”helal olsun size” dediğimi duysunlar eğer yok ise manevi var ise maddi destek ben ve benim gibiler yanınızdayız…Yeter ki yapılan iş daha güzele götürsün.Hani denir ya binlerce yıl geçti ve bir tek yeni tanrı bile yok..Bunu diler iseniz yeni bir tanrı olarak algılayın,yeni bir fikir,yeni bir masal ve yeni bir düzen..ne olur ise olsun ama sonuçta yok ki yapılan bazı kazılarda çok çok eski zamanlara ait insan bedenlerinde kadınlar ve çocukların bedeninde savaş vesilesi ile meydana gelmiş tek bir darp izi yok iken şimdilerde hemcinslerime ve onu da geçtim çocuklara yapılanlar,izlediğimiz manzara dehşet verici ve bu beni ilgilendiriyor..Bu gerçek.Daha yüce bir yol olmalı..Her problem çözümü ile doğar,her canlı ölümü ile..Mikroba soru sormasını öğrenmemiz gerek kim bilir…


Orada dediğim yer ..Acaip bir yer orası .. Kimi zaman  yolda yürür iken dikkatimi çeken  küçük bir çocuk,hiç kimsenin görmediği bir yerde kendi halinde açmak ile meşgul bir küçük çiçek,kalabalık,yoğunluk,insan sesleri,çocuk sesleri birbirine karışıyor.Dahası  hayal dünyamda istediğim yerde kalabalığım,istediğim yerde yalnız,istediğim yerde avaz avaz seslenebiliyorum insanlara bütün pencereleri açıp ,kimi zaman ise bir suçlu gibi demir parmaklıkların arkasına girebiliyorum.Bir de aşk…bir markette  yere düşürdüğüm  pakedi alır iken göz göze geldiğim bir delikanlıya aşık olmak güzel…Ya da bir yürüyüş esnasında takılıp yere düştüğünüzde sizi kaldıran bir delikanlı ile karşılaşmak.Ya da neden olmasın bu sefer de  kız kurtarıcı edası ile yaklaşıversin.Çiçek almak,çiçek vermek,hatırlamak,hatırlanmak güzel..Tutku ile sevmek,nefret etmek,kin gütmek…Gerilim sonra bazen koşturarak giriyorum mezarlıklara,ceset kokularının arasında bir  vicdansızlaşmış ruhum ile bir mezar soyguncusunu oynamak pek de o kadar zor gelmiyor bana…

 

Kimi zaman hayatın yalın gerçekleri,acıları,sorumlulukları,sorunları,derinliği ve yüzeyselliği …,kimi zaman hayal denizlerinin enginliği,kimi zaman ise gerçekleri  sonu tatlı biten masallar tadı ile süslemeyi…

Anlayacağınız dünya benim için bazen öküzün boynuzunun üzerinde dönüyor,bazen salıncakta sallanıyor,bazen bir tepsi gibi düzleşiyor…

Ve güneşsiz olmuyor…

 

Kısacası yazmayı seviyorum.Yazmayı sevmesem kafamın içerisinde sürekli dönüp dolaşan bu düşünceler ile nasıl başa çıkabilirim ki…Çala klavye,çalakalem,çaladüşünce,kimi zaman sadece bir cümle için,kimi zaman bir bebek,kimi zaman bir karınca,bir kuş,bir kadın,bir doğru bir yanlış,yanlışım ,korku,sevgi, sadece bir bilgiyi işlemek için ve hepsinin bendeki manası olan aşk için..Benim özgürlük aşk’ım için…Onu seviyorum…Benim için aşk doğru bir şekilde önce dünyada yaşanır…Bu dünyada aşk’ı ,sevgiyi öğrenemeyen insanın diger dünyada ona kavuşmak şansı yoktur.

Nizami’nin dediği gibi:

”Dünyanın kendisi bu kadar güzel iken

Bekayı cennete bıraktın neden?”

Bize mücadele düştü…Suç kimde?

BİR ÜLKE VARMIŞ

 

BİR ÜLKE VARMIŞ

BU ÜLKEDE….

Demokratik ,laik ve çağdaş bir hukuk devleti maskesinin altında bununla uzaktan yakından alakası olmayan olaylar yaşanırmış.Herkes kendi sıkıntısını bilir kavramları kendi işine geldiği gibi yorumlarmış….

Çok güzel bir ülke imiş bu ülke…Ne arar isen bu ülkede mevcutmuş.Bulunduğu yer bir cennet gibi imiş ve bu ülkenin kaynaklarına bütün diğer ülkeler hayranlıkla bakar ve onlara sahip olmak isterlermiş.Bunun için kendilerine en gerekli olan kaynak da o ülkenin insanları imiş…Ülkenin insanları  oldukça bilinçli olmaları vesilesi ile bulunmaz nimet gibi imiş….

BU ÜLKEDE;

Metropollerde ergenlik yaşının 23 e yükseldiğini söyleyen bir entellektüelin bilimsel konuşmasını çoğu kez hiç birşey anlamadan dinleyebiliyor fakat başka bir şehirde de 12 yaşında kızların kucağında çocukları ile dolaştığını izleyebiliyordunuz,hemen yakınında başka bir şehirde  18 yaşında kızın 11 yaşında bir çocuğa eş olarak verilip sesini çıkaramayışını fakat ekranda ”sevdiğine gitmek istemezmi idin” sorusuna hüngür hüngür  ağlamaya başlayınca zarar görmemesi için stüdyodan uzaklaştırlışını izliyebiliyor,töre cinayetlerine alkış tutabiliyordunuz.Hatta bu ülkenin ders kitaplarında çizilen şemalarda bazı kanunların çıkış noktasının bu töreler olduğunu  görebiliyordunuz. ”helal olsun” diyebiliyordu insanlar  ve ceza yiyecek  silahı kullanacak olan 15 yaşında çocuğun geleceğini düşünen çok azdı…..Bunun yanında bir başka yerde ise on iki yaşında bir çocuğu kandırılırken izleyebiliyordunuz.

Ülkede kime sorsanız inançlı imiş,herkesin kendince bir inancı varmış ama kadın,çocuk,hayvan demeden tecavüzler,tacizler,dayaklar,adam öldürmeler gırla gidiyormuş…Komşusunun bahçesine asma sarkıtan adam pompalı tüfekle ölüyor ya da dileyen tepesi attı mı diğerini öldürme hakkını kendisinde buluyormuş…

Şekilden şekile girebiliyordunuz bu ülkede..Kundağın içerisindeki geçirdiğiniz hareketsiz bir evreden sonra yavaş yavaş kundaklayanlara benzeyerek kundaklanmaya başlıyor ve kundakla değişik cambazlıklar yapmasını öğrene biliyordunuz.

Bu ülke  de cehaletin her türünü ne yana baksanız görebiliyordunuz.
Kız çocukları ve erkek çocuğu nereden çıktığı belli fakat çarpıtılmış kurallar ile sınırlandırılıyor ve dolayısı ile insanlar ömür boyu sürecek bir köleliğe mahkum ediliyordu.İktidar ve güç yalnızca erkeklik ve erkekliğe giydirilen özellikler ile belirleniyordu.Bunu gören kadınlar ise erkeklere giydirilen bu buram buram mutsuzluk acı kokan ve  sarmalamış kuralları giyindiklerinde saygı göreceklerini zannediyor fakat ne kadar giyinirler ise o kadar çıplak kalıyorlardı.
Kız erkek ayrımı henüz doğmadan insanların sırtında kambur gibi biniyordu ve insanlar nesiller boyu birbirine bu kamburu taşıyordu.
İlginç şeyler yaşanıyordu bu ülkede.
Özellikle kız çocuklarına verilen eksik eğitimin ”yasak günah” diye anlatılan ve zorla dikte edilen kuralların  zorunlu sonucu olan bir takım duygusal ve bedensel problemlerin bir takım ihtiyaçları karşılayamaması ve   bunları aşmış olanlar ile karşılaştıklarında ”bulmuşken bırakmayayım” mantığı ile yaklaşan erkeklerin üzerine yapıştırılan ”iktidar ve güç” imgeleri esasında o toplumun en büyük kanayan yaralarından birisini temsil ediyor ve aslında utanç kaynağı haline dönüşüyordu.
İşte bu ülkenin toplu bilinçaltı bu” iktidar ve güç”düşüncesinin üzerinde şekilleniyordu ve kızları kendisine kurban ediyordu.
Dahası kızlara uygulanan bu ”yanlış ve eksik eğitimin” sonucu olanlardan yine kadın sorumlu tutuluyordu…
Sağlıksız bir şekilde eğitilen kız  eksik ilan ediliyor ve bu suçluluk duygusunu ömür boyu taşıyordu…
Sonuç bu türden eğitim aslında yanlıştı  iki cinsi de olumsuz etkiliyordu ve her iki cinste mutsuzdu…
Bu ülkede çocuklar annelerin,evdeki  oyuncaklar ,hayvanlar  çocukların, bunların hepsi ise babaların malı idi…Dolayısı ile bunlara diledikleri gibi ödüllendirebilir ve cezalandırabilirlerdi.
Babalar anneleri aşağılar ve dövebilir,anneler çocuklarını ,çocuklar ise evdeki kardeşlerini ,oyuncaklarını ve hayvanlarını….
Birileri çıkmış okuma yazma bilmeyenlerin oranının %33 olduğu bu ülkede bu insanların karşısında anlamını kendilerinin bile bilmediği kelimelerle söylemler gerçekleştiriyor içlerinden kendi dediklerine kendilerine bile gülüyorlardı.

BU ÜLKEDE…


 Kimse  bu canavarın kaynağı olan cehaletin önüne geçebilmek için çaba sarfetmiyor ,müdahele edemiyordu.Kimse çözümlerle ilgilenmiyordu.Çözüm üretemiyordu.Sayılar ile olanları anlatmakla geçirdikleri saatler süren nutuklar atanların ardından bir kişi bile çıkıp ”anladıkta ne yapacaksınız ,çözüm anlatın” demiyordu…Sesini biraz çıkartanın kafasına taşlar yağıyor bu kimin yaşadığı hem açık hem gizli olan cehalet bir takım iç ve dış güçlerin işine geliyordu.Her yanda bilimden ilimden maneviyattan insanlıktan bilinçten bahsediliyordu fakat kimse kılını kıpırdatmıyor birbirinden bekliyordu.
Kimse anlaşılır bir dille konuşmuyordu bu ülkede.Çünkü kelimeler ne kadar anlaşılır ise acı gerçek bir o kadar açığa çıkıyor birilerini ise bir o kadar rahatsız ediyordu.
Bu ülkede birçok ülkenin kültür emperyalizmi meydanda din ve medeniyet adı altında cirit atıp kültürler birbirileri ile dövüşüyordu…….
*

BU ÜLKEDE…
Bazen sesler yükseliyordu…
*Kadınlar dayak yiyor ,çocuklar dayak yiyor diyordu birileri.Kadın hakları,insan hakları,çocuk haklarını anlatıyorlardı.O kadar akıllılardı ki kendilerinden güçsüz olana zarar vermemeleri gerektiğini kendi kendilerine bilemiyorlardı.
Kızıyorlardı.Dahası kendi haklarını sıralıyorlardı.Bunun içinde türlü bahaneleri vardı.
Ama kadınlar ,çocuklar dayak yiyordu…Hem de ne dayaklar…Ne aşağılanmalar…
*Kadınlar gizli baskıya maruz kalıyorlar,hakaretleri işitiyor aşağılanıyorlar
diyordu birileri,
Birileri kızıyordu ama ,
kadınlar gizli baskıya maruz kalıyor,aşağılanıyor ve hakaret işitiyorlardı.
*Birçok yerde erkek çocuklarının eğitimine kız çocuklarından daha fazla ehemmiyet veriliyor,”nasıl olsa alan biri bulunur ” denilerek kızların eğitimine aynı hassasiyet gösterilmiyor ve birçok  kız çocuğu bu çocuk yetiştirme hususunda bilinçsiz bir ailenin yetiştirdiği bir oğlanın ömür boyu kurbanı oluyordu.


*Oğlanların halinin de pek iç açıcı olduğu söylenemezdi ya farkında değillerdi..Bir kişi olarak dünyaya gelen oğlan doğduğu andan itibaren bir gelecek teminatı idi.Önce anne-baba sonra eş düşüncesi ile hem oğlanın hem kızın başı ömür boyu yanıyor,çocuklarının duygularını kimse kaale almıyor,oğlanların çoğu da ”hayır ,böyle bir şey yok kaç yaşına geldim ” diyemiyordu.


İki kişi değil  bir sülale ve bir çevrenin yükünü sırtlayan kendisini farketme hakkı tanınmamış bir insan ile digeri evleniyor bu vesile ile yük katlanıyordu.
Doğanın kanunu bir alana toplanmış yüzlerce kişi tarafından alkış tutularak onaylanıyor ama bitmeye görmesin binlercesi taşa tutuyordu.
Bilim insanlarının on kız çocuğundan dördünde olamayabilir  demesine rağmen
ülkede bekaret cinayetleri işleniyor ya da kız çok ağır cezalara maruz kalıyordu.
Oğlu veya çocuğu olmadığı için çok kadının üzerine kuma geliyordu.
Saymakla bitmeyecek kadar  tuhaf evlilik  türleri vardı…..Tam otuz tür evlilik vardı bu ülkede.


BU ÜLKEDE…

İnsanlar kendilerinden başka herkes ile ilgileniyor ,sürekli bir şeylerin ters gittiğinden bahsediyor herşeyi bildiğinden dem vuruyor ancak evlerine gittiğinde yine başkalarının özel hayatlarının deşifre edildiği kanalları izliyor,yazıları takip ediyorlardı.Hiç kimse bu yayınlar ile kendilerine yapılmaya çalışılan asimilasyonun ve aşağılamanın farkında değildi.Sorun hepsi dedikodunun ve fitnenin ne kadar kötü olduğuna dair profesör kesilmişti.Herkese sırrınızı verebilirdiniz..Öylesi ütopik bir ülke…Herkes dedikodudan nefret ediyordu..Ama ne hikmet ise dedikodudan,fitneden,ispiyondan geçilmiyordu…İlginçtir herkes farkında olduğundan bahsediyordu.Bu ülkede kime sorsanız kendisinden başka bilenin olmadığını iddia ediyordu.Bir biliyorlardı bir biliyorlardı sormayın gitsin.Arada bir karacahil çıkıp da kendilerine birşey bilmediklerini söyleyiversin.O kişinin başına gelebilecekleri tahmin bile edemiyordunuz.Öylesine bilmişlerdi ki bir tane cahile bile tahammülü yoktu bu ülkenin.Arada cahiller birleşiyorlar taşla,sopayla kovalanmamak,öldürülmemek için çareler arıyorlardı.

Örneğin birisi çıkıp da ”namus diyen birisi armut dalda kız balkonda sallanır,şimdiki kızlar çok hoş olur kucakta” diye şarkı söylüyor,namus diyen birisi ‘ben de isterem,ben de isterem o elma yanakları,kiraz dudakları” diyor kadın haklarını savunmaya gerek yok onlar haklılar diyor ama harem kurmuş” ve onca namus diyen sizlerden bu şarkılar ile para toparlıyor.Ya hiç ‘namus’ demesin,ya da o şarkıları söylemesin” dediğinizde,ne kadar bilinçli oldukları ortaya çıktığı için alçakgönüllü olduklarından ve utandılarından olacak sizi taş sopa küfür ellerine ne gelirse kovalıyorlardı…Armudu dala,kızı balkona çıkarıyorlardı ama kızlar  bazı yerde kapının önüne salınmıyordu…

Aile yapısının çökme safhasına geldiğinden bahsediyordu birileri.
Aile temel fonksiyonlarını  yitirdiğinde içinde yaşadığı toplumuda birlikte götürürdü ama hiç kimse gerçek ailenin nasıl olması ve hangi nitelikteki insanların anne baba ve çocuktan oluşan çekirdek aileyi oluşturması gerektiğinden bahsetmiyordu.Birileri televizyonlarda çocuk üzerine çocuk yapın diyordu.Sürekli kanunlar  çıktığından çıkarıldığından bahsediliyordu,insan haklarından,kadın haklarından ama ortada görünen birşey yok tu…
Sürekli  değişim yaşanıyor ,açıklar veriliyor birileri bu açıkları doldurmak için sadece belli bir bölümünün yararlanabileceği alternatifler üretiyor böylece yararlanamayacak olanların daha da çıkmaza girmesine sebep oluyordu.
Sadece aileye değil ,hiç bir oluşumda ”cezanın,tutarsız disiplin anlayışının,aşırı sert ,anlayışsız hoşgörüsüz ve ayrımcı bir eğitim anlayışının olumsuzluğu”na inandıramıyordunuz.
Dış güçler sinsice emellerine  sağlam tabir edilen aileyi ve gelenekleri hedef alarak ulaşıyorlardı.Ancak hiç kimseye ”temeli sağlam olan bir şeyin yıkılması da mümkün değildir” cümlesini kabul ettiremiyordunuz.Zaten çürük olan temel en ufak sarsıntıda çöküyordu.
Herkes ağlıyor neler yapabilecekleriniden bahsediyor ama birçok insan her konuda olduğu gibi henüz kendisini oluşturmamış insanlara nesil devam ettirmek gibi önemli bir misyonun verilmesinin büyük sorun olduğunu  kabul etmek istemiyordu…
Herkes her istediği zaman ürememelidir !

Bir tek sorunun dallanıp budaklanmış ve işin içinden çıkılmaz bir hâl alması idi yaşananlar.
Cehalet.
Evet bu ülkede sözde okullar vardı ,kolejler vardı ancak asıl olması gereken ya yok idi..Ya da çok az idi..Okullarda ilköğretimde arkadaşlarını ispiyonlamayı öğreten sınıf başkanlığı sistemini öğreniyorlardı.Öğretmen yok iken konuşanın ismi tahtaya yazılıyor ve öğretmen geldiğinde konuşan öğrenciler öğretmenden ya dayak yiyor,ya da deftere eksi olarak yazılıyorlardı…Herkes anlıyordu sınıflarda ama herkes..Bu kadar anlayan öğrencinin olduğu sınıfları da,sınavlarda bu kadar dökülen öğrencilere de şaşıyordunuz…
Bilinçli öğretmenlerdi olması gereken…
Ve  bütün okullarda evlerde  beyni kilitli ailelerce ve ezberci öğretmenlerce çocuklara söz ve kendisini ifade etme hakkı tanımayan  şiddetli bir cehalet dersi veriliyordu.(İstisnalar kaideyi bozmaz ancak bir istisna bütün kaideyi istisnaya da çevirebilir)
İnsanlar eğitimlerini cahilce tamamlıyorlar bunun için en yüksek mertebelere yerleşseler dahi bir cahil olarak yaşamaya mahkum ediliyordu.

Çocuklara Platon’un hayatını ve sözlerini ezberletmekden ziyade,Platon ve benzerleri gibi düşünmesini öğretmek gerekir.


”Harekete geçen bir cahilden daha korkunç bir şey yoktur.” sözünü doğrularcasına cahile karşı cahil hareketleri düzenleniyor ve sonuç daha cahilce oluyordu…


Bu ülke kişiliği sağlam,bilinçli ve sağlıklı düşünen bireyleri üretme ve yetiştirme hususunda ciddi problemler yaşıyordu.
Her gün güneş doğuyor ,batıyor ama insanlar sürekli gece imişçesine uyuyordu.


Ve daha  garibi birileri hâlâ umudun olduğundan bahsediyor idi..
Unutulan bir şey varsa oda eli kolu bağlı oturmak sûreti ile birşey umut etme lüksünün olmadığıdır… Umut eden çoktu ama harekete geçen yoktu !


O yüzden…
bazen,
Bir kişi yüzlerce kişi olabilmiş ama…
çok zaman…
yüzlerce kişi bir araya  gelip  bir kişi bile olamamış…..